Anlatımın gücü

Anlatımın gücü

Teknik düzeyde bir anlatıcı, herhangi bir konu üzerinde yazarken ya da söylerken, öncelikle konuyu anlaşılır ve somut kılmak zorundadır. Sözlü anlatımda da yazılı anlatımda da etkili olmanın yolu buradan geçer.

Özellikle ilk paragrafta ya da konuşmaya başlarken kullanacağımız sözler, imgeler ve donamımız bizi merdivenleri kolay şekilde tırmanmaya yöneltmelidir…

İlginç, yenilikçi, konuyu görünür kılmak, net ifade, akıcılık, uyum ve daha önemlisi bilgili olmak en bulanık denkleme bile açıklık kazandırır.

- Bu beceri olanaksız değildir… Birçoğumuz kutsal kitapların başlangıç bölümlerinde yer alan öyküleri biliriz. Sözgelimi Kitabı Mukaddes’in,  “Başlangıçta Allah gökleri ve yeri yarattı. Yer ıssız ve boştu… Sonra suları yarattı… Sonra ışık olsun, dedi ve ışık oldu… Karanlığa gece, ışığa gündüz, dedi… Ve bunların ortasına insanı koydu…”

Öykü bu şekilde devam edip gider ve bizi burada ilgilendiren, öyküden ziyade anlatımın olağanüstü etkileyiciliğidir. Muhteşem bir giriş, gizem dolu, akıl çelici bu paragraf İnsanı etkilemiş, zirveye erişmiş ve bugüne kadar yüzlerce kuşağa inanç kaynağı olmuştur.

- Anlatımda kullanılan her sözcük, sıralanan her cümle duyguları ve zihni etkilemek içindir. Dinleyici ya da okuyucu buradan kendisine bakış açısı edinir; görür, duyar, izler ve üzerinde düşünmeye koyulur. Çünkü ya anlatılan şeyin yeni bir özelliğini keşfetmiştir ya da zihninde var olanı pekiştirmiştir.

- Anlatıcının başarısı doğrudan doğruya bilgi, olgu, birikim ve kavrayışın sonuçlarıyla ilgilidir. Eğitim, çevre, koşullar belirleyicidir… Alaaddin’in sihirli lambasıyla olabilecek şey değildir bu. Eğer başarısız olmak istemiyorsak; yerin dibine batacak kadar, hatta yalın ifadeyle aşağılanmak istemiyorsak bilginin gücüne inanacağız. Ama bilimin ışığında yürüyen bilgi… Işınımlarıyla zihnimize işleyen, hayatın, cisimlerin, dünyanın geneli üzerinde derli toplu düşünceler yaratan, dalgalar halinde ilerleyen bilgiye ihtiyacımız var.

- Peki günümüzde yaşadığımız çevrede, okulda, mecliste, seminer ya da sunumda, oturumlarda gerekli bilgi ve donanıma sahip anlatıcı görebiliyor muyuz?

Bu soruya açık şekilde ‘evet’ diyemiyorum, çünkü tanık olduklarımın önemli kısmı gevezelik ediyordu sadece… Bunlardan bir tanesi şöyle diyordu: “Ben, anlatım sanatını güzel söz söyleme ve etkileme olarak görüyorum. ..”

Bu ölçüde sığ bakış açısı beni ürkütmüştü - kuşkusuz doğru yanı vardı ama yalan söyleyen de sözünü etkili ve güzel kılabiliyor çok zaman-  ve aklıma o anda kendini aydın biri olarak tasavvur eden yöneticilerden biri gelmişti. Bu yönetici doğruyu yanlış yapabilecek kadar yetenekliydi.

Dahası kışkırtıcı, bencil ve ayrıştırıcıydı.

Aslında bana göre söz konusu yönetici ve benzerlerinin aydın denilebilecek özellikleri yoktur. Daha önemlisi bilimsel bilgi kıtlığı yaşarlar…

Gerçi siyasetçilerin büyük kısmı aynı kıtlığı yaşar ve birkaç başlık dışında özellik sahibi oldukları görülmez. Oysa bilginin gücü başkadır. Bu iş birkaç siyasetçinin, birkaç kişisel gelişim uzmanının ya da kendilerini pozitif enerji koçu olarak sunan bazılarınca söylenen moda terimlerle anlatılmayacak kadar ciddidir.

Etkili bir anlatımın çıkış noktası bilgidir. Bitkiler için güneş neyse, anlatıcı için de bilgi aynı önemdedir. Bu tam anlamıyla bilimsel bakış açısıdır ve öğretmenler bunu iyi bilirler.

Öğretmen ne kadar iyi bilirse, öğrenci tarafından dikkatle dinlenilir. Aksi durumda önce kendisine zarar verir, sonra ayrışmaya, ayrıştırmaya, boşa geçen zamanlara neden olur.

Sonuç olarak, sabahın şafağında da akşamın karanlığında da parlayan güçtür bilgi.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com