Aldanmanın saflığı  

Aldanmanın saflığı  

“Saman altından su yürütmek…”.  Bu deyimi kim, neden söyledi bilemiyorum ama bu deyim aldatan birinin davranışına o kadar uygun ki gizliden gizliye iş yapanın özelliğini anlatır ve asıl etkileyici tarafı, hilebazın görünmeyen yüzüne vurgu yapar.

ALDATICI

Daha iyi açıklama yapmam gerekirse: Aldatmayı iş edinmiş biri, eşitsiz ve kusurlu yaşamı çıkarlarına göre tartarak sonuç almaya çalışır…

Tümüyle kendi keyfine göre, hileli zarlarla oyun geliştirir, arzularının taşkınlığıyla daha sinsi, daha tasarımcı alan yaratır. Şaşırtıcı derecede bencildir ve usta bir ayartıcıdır aynı zamanda… 

İşbirliği, paylaşma, kamaştıran cazibe ve çekicilik sunma gibi eşikleri aşama aşama aşarak özel çıkarlara varan yolu hazırlar. Tıpkı bir çiçeğin taç yapraklarından özü emen yaban arısı gibi nektarı almaya odaklanır.

Başka şekilde söylersek, kurbanı elde etmek için taklit, baskı, zorbalık, benzerlik ve farklılık, inanç ve umut, sevgi ve gönül çalma dahil bir dizi çekim taktiği sunar ve bir guguk kuşu olup çıkar…

O bir guguktur artık.

Yaşamını ötekinin yuvasına oturmakla devam ettiren bir guguk ve günümüzde bu asalaklara hemen her grupta  -ailede, sokakta, karı koca, iki aşık, arkadaş arasında rastlanabilir- ve en büyük asalaklık iktidarlar, egemen imtiyazlı güçler tarafından yapılmaktadır.

ALDANICI

Aldanıcı tarafından olaya baktığımızda ise şunu görüyoruz: Aldanma, insan davranışının saf özelliklerinden biridir ve bunun nedeni büyük olasılıkla karşı tarafın doğru ya da dürüst olacağına inanmamızdan kaynaklanır. Kanıyoruz… Karşı tarafı kurtarıcı olarak görmek, beklentiler ve düşler, cazibenin büyüsü, çaresizlik, zayıflık ya da tersi dizginlenmeyen tutkular ve arzular, vaatler vs. daha başka şeyler ve güven… Güven nasıl oluşuyor anlayamıyorum… Bilmece gibi… Oysa güven yüzeyseldir ve kaygısız güven çok defa ötekinin gerçek niyetini sezinlememizi göz ardı eder.

Bu, tıpkı imgeyi gerçekmiş gibi algılamaya benzer. (Altı yerine beşi görmek ya da figüran rolündeki oyuncuyu, başrol oyuncusu sanmak gibi…)   Gözlerimiz boyanır, görüş yeteneğimiz kısıtlanır, düşüncelerimiz ötekinin düşünceleriyle sınırlanır, kendi gerçeğimizi göremeyecek kadar bağımlı hale geliriz.

Ne var ki bu davranış biçimi aslında kendimizi aldatmaktan başka bir şey değildir ve bir süre sonra aldandığımız kişi veya nesnenin, hayallerimiz içinde yer verdiğimiz kıymet olmadığının farkına varıyoruz ama çok geç artık…

Kaybetmişiz ve bize sadece yanılgılarımız ile saçımızı başımızı yolmaktan başka bir şey kalmamıştır.

Daha ötesi kendimize ve gerçeğimize o kadar uzak, o kadar yabancı hale geliyoruz ki üzerinde yürüyebileceğimiz bir patika dahi bulamıyoruz.

Aldanmak ve yanılgının neden olduğu öyle hayatlar var ki bitmiş, dağılmış, yersiz yurtsuz kalmış bir yığın örnek sıralanabilir.

Konumuz istatistik değil ama aldatıcının hareket nesnesi olmuş bireylere, ebeveyn ve çocuklara, kurum ve inançlara, devlet ve yurttaşa, kısacası av ile avcı arasındaki serüvenlere baktığımızda trajik hayatlarla karşılaşabiliyoruz ve her defasında tasarımcılar, aldananı tepeden aşağı yuvarlamayı gayet iyi başarmışlardır.

Aldanmak, insan türünün genel olarak en çok düştüğü yanılgıların başında gelir.

Kendine karşı kördür insan ama ötekinin yaydığı cazibeye kanmaya eğilimlidir.

Kendi öncüllüğüne güvenmez ama ötekinin öncüllüğünü başına taç yapar.

Kendi olmaktan acizlik gösterir ve başkasının yönetimine girmenin yollarını arar. 

Kendi itibarı yerine, ötekini itibarını yüceltir.

Umutlarını ve arzularını başkasına teslim etmekten haz duyar sanki. Tuhaf bir durum!..

ALDATICININ BAKIŞI

Şunu bilmek zorundayız: Aldatıcının, hayata ve nesnelere bakış açısı bizden farklıdır.

Şeytanın arzularını ve amaçlarını sezmek zorundayız.

Eğer hâlâ şeytana bakıp onun şarkısını söyleyebiliyorsak, sesimize hâkim değiliz.

En yakın haşaratı göremiyorsak, gecenin karanlığından şafak vaktine uzanamayız…

Demem şu ki gözlük numaramızı yükselteceğiz…  Albeni, güç, iktidar vs. gibi iyi sandığımız şeyler, yanılgı ve aldanmamızın nedenleridir. Saraylar ve takılar yüzümüzü gülümsetebilir ama eğer bunlar bize, aklımızı ve gerçeğimizi kaybettirirlerse, mutlu olmak sandığımız şeyin aslında aldatmaca olmaktan öteye işleve sahip olmadığını göreceğiz.

Konuyu gereğinden fazla uzatmadan bitirelim: Kötü ebeveynleri hayatımızdan çıkaracağız.

Bu uzun zamandır bilinen bir gerçektir ve şimdiye kadar kanıtlanmış en iyi kanıtlardan biridir.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com