10 Kasım 1916 

Atatürk, günlük, 10 Kasım

1881 yılında, Mayıs ayının güneşli, çiçekli bir günü, Selanik koyuna bakan yamaçtaki mahallenin üç katlı pembe evinde Zübeyde Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldiği günden İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bir sonbahar günü, Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de ölümüne kadar geçen süre, sadece bir ömrün sınırlarını değil, Tarih’e yenik düşen altı yüz yıllık bir İmparatorluğun dramatik çöküşünü ve Türkiye Cumhuriyeti ulus-devletinin Tarih sahnesine çıkışını ilan eder.

Bir kişinin bireysel yazgısının, içinden çıktığı halkının yazgısıyla özdeşleştiğini görmek ise Tarih’te örneği az görülen bu durumdur.

Yüz yılımızın dünyaca bilinen bir Türk büyüğü olan Atatürk hakkında, çeşitli ülkelerde ve dillerinde yayımlar yapılmış ve yapılmaktadır.

Heykeli, büstleri de buralarda yer almıştır.

Ancak Atatürk’ün merak edilen bireysel yaşamındaki anılarını, günlüklerinin tümünü bilen yoktur henüz.

Bizler için bu anlamlı bugünde, 10 Kasım 2022 de, Onun anı defterine, ölümünden 22 yıl önce yazdığı satırları aynen şöyledir[1]:

“28 Teşrinievvel 1332 Cuma

(10 Kasım 1916)

Öksürükten ve çadırın fena kurulmuş olmasından ve rüzgârdan dolayı pek fena uyudum. Saat 1 sonra uyandım. Öksürüğü teskin için çay içtim. Tekrar yattım. Saat 5 sonra uyandım. Ordudan zata mahsus mahrem bir şifre ile düşmanın Bitlis cephesine taarruzu halinde daha 30 tabur verilebileceği ve bu noktai nazardan tetkikat yapılmasına dair. Saat 7 evvelde Duhan şimalindeki ordugâhtan hareket. Saat 12.30’da Bitlis’e muvasalat. Refet Paşa ve maiyeti bir saat mesafeden istikbal ettiler. Yolda iki neferden biri üzüm, biri elma satın almak istiyorlardı. Banknot para verdikleri için tacirler ağlayarak şikâyet ettiler. Neferlere hak verdik. Yol boyunca iki yerde insan lâşesi ve kemikleri görüldü. Açlıktan ölüp kalan hayvanat gibi.

14/15 akşam saat 7 sonraya kadar Refet Paşa’nın evinde kaldım. Sonra geceyi yine öksürükten mustarip geçirdim.”

Not edelim:

10 Kasım 1916 gününe ait olan anı aynı zamanda Hicri yılın 14 Muharrem gününe rastlar. Yani, anının son satırları, günün tarihine göre (28/29 akşam saat 7 sonraya kadar…) şeklinde başlaması gerekirken, defterdeki Rumi tarihin yanı başında yer alan Hicri tarih dikkate alınarak (14/15 akşam saat 7 sonraya kadar…) biçiminde yazılmış olduğu anlaşılır.

22 yıl sonra10 Kasım 1938’de Atatürk öldüğünde Türkiye yönetim biçimi değişikliği ile karşılaşmadı. Halkın içine sindiremediği saltanat düzeni, daha onun sağlığında unutulmuş ve Cumhuriyet yerleşmişti. Cumhuriyet Atatürk’ün en büyük eseriydi.

Onun ne demek olduğunu bilenler, Falih Rıfkı Atay’ın: “Atatürk’ü yatak odasına girenler değil, kafasının içine girenler tanır.” sözüne inananlardır.

Özlemle anıyoruz.

[1] Şükrü Tezer, Atatürk’ün Hatıra Defteri, Türk Tarih Kurumu Yayınları XVI. Seri, Sa.16, TTK Basımevi, Ankara, 1972, s: 67.

“Atatürk’ün Hatıra Defteri” Prof. Dr. Afet İnan’ın 1971 yılında İzmir Barosu’nun düzenlediği Atatürk haftası sırasında Şükrü Tezer’in oğlu Cahit Tezer’le görüşmesi ve ardından “Hatıra Defteri’ni alması, sonrasında da “Türk Tarih Kurumu Atatürk ve Yeni Türkiye Araştırma Merkezi” kararı ile de basılarak kamuoyuna kazandırılması ile sonuçlanmıştır.

Selim Esen
Gerçekedebiyat.com