Prof. Jane Hathaway: Osmanlı Haremi kız yurdu gibiydi!

Kitap

Tarihçi, Prof. Jane Hathaway, kitap âşığı Hacı Beşir Ağa’nın Osmanlı kültürüne yön verdiğini, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sini insanlara tanıttığını söylüyor.

Prof. Jane Hathaway Evliya Çelebi Beşir Ağa

Osmanlıda Darüssaade ağası olan Beşir Ağa, 18’inci asrın meşhur kitap âşıklarından biriydi.

Hadım edilmiş siyahi bir köle olan Beşir Ağa, padişahların en yakınındaki kişilerden oldu.

Ancak o, imparatorluk coğrafyasında vakfettiği kütüphaneler ve kitap koleksiyonuyla tanındı; dahası Osmanlının entelektüel atmosferini şekillendirdi.

ABD’li tarihçi Prof. Jane Hathaway de VakıfBank Kültür Yayınlarının yeniden Türkiye’deki okurla buluşturduğu “Beşir Ağa: Osmanlı Hareminin Baş Hadım Ağası” isimli eserde, bu enteresan şahsiyete odaklandı.

Biz de “Darüssaade ağaları, efsanevi kitap koleksiyoncularıydı ve Beşir Ağa herhâlde bunların en efsanevi olanıydı” diyen Prof. Jane Hathaway’e Osmanlı kültürel hayatını sorduk...
 
Darüssaade ağalarının entelektüel merakları biliniyor. Bunun arkasında ne vardı?
 
Harem hadımları, genç yaşta Osmanlı sarayına girerdi. Eğitimleri, Mısır valisinin ve ayanlarının saraylarında başlayıp, Topkapı’da devam ederdi. Demek ki saray okulları ve özellikle Topkapı Enderun Okulu, entelektüel meraklarına şekil vermekte pek önemli bir rol oynadı.
 
BİR ASIRLIK “KÜTÜPHANELER DEVRİ”
 
Beşir Ağa da kitaplara ve kütüphanelere çok önem veriyor. Onun bu alakası nereden geliyor?
 
Beşir Ağa’nın kurduğu kütüphaneler, daha büyük dinî ve eğitim kurumlarının parçalarıydı. Mesela Gülhane’deki kütüphanesi, bir külliyeye aitti. Osmanlıda 17. asır sonundan 18. yüzyıl sonuna kadarki zamanı kütüphane devri olarak tanımlayabiliriz. O devirde İstanbul’da kurulan önemli kütüphaneler var.  III. Ahmed de, Topkapı Sarayı içinde ünlü bir kütüphane kurdu. Kütüphane önerisi de Beşir Ağa’dan geldi. Bu kütüphanelerin amaçlarından biri, Hanefi dinî kitaplarla camiler, mektepler ve medreseler için bir kaynak oluşturmaktı. Müslümanların oldukça az olduğu Balkan vilayetlerinde ve Müslüman kişilerin çoğunun Hanefi olmadığı Arap vilayetlerinde bu rol pek önemli idi.  Bu nedenle Beşir Ağa, Bağdat’ta Hazreti Ebu Hanife Camii’ne ve Bulgaristan’da Sistova medreselerine ek olarak kütüphaneler inşa etti.
 
Peki, Beşir Ağa’yı bir “kitap kurdu” mu, yoksa “kitap koleksiyoncusu” olarak mı görmek doğru olur?
 
Bence hem kitap kurdu hem de koleksiyoncuydu. Öte yandan Darüssaade ağalarının bazısı, Avrupalı seyyahların anlattığı gibi kitapları sevip, okumaktan zevk aldı. Bir kitap koleksiyonu, sahibi kim olursa olsun yatırımdı. Özellikle Kur’ân nüshaları, çok değerli sanat eserleri olabilirdi.
 
İSLAM HUKUKUNA İLGİ DUYDU
 
Elimizdeki bilgilerden yola çıkarsak Hacı Beşir Ağa’nın okuma zevklerine dair ne gibi yorumlar yaparsınız?
 
Şüphesiz hepimiz gibi raflarında hiç okumadığı kitapları vardı. Koleksiyonundaki kitaplar, zevklerine bir rehber olabilecekse; Beşir Ağa da diğer Darüssaade ağaları gibi galiba tefsir, fıkıh, tasavvuf, tarih ve tıp üzerine eserleri okumayı tercih etmişti.  İslam hukukunda miras konusu özellikle ilgisi çekmiş görünüyor. Ayrıca Beşir Ağa’nın, Evliya Çelebi’nin meşhur Seyahatname’siyle özel bir irtibatı var. Evliya’nın vefat ettiği Kahire’de Seyahatname ile karşılaştıktan sonra, el yazmasını İstanbul’a götürüp nüshalarını yaptırdı. Bir bakımdan Beşir Ağa, Evliya’nın Seyahatname’sini Osmanlı okuyuculara tanıttı.
 
Beşir Ağa’nın Osmanlı sarayında kültürel izleri nasıl oldu?
 
Beşir Ağa’nın kuşkusuz hem sarayda hem İstanbul ve eski Osmanlı vilayetlerinde kalıcı izleri oldu. Gülhane’de külliyesi ve Kahire’de sebil-mektebi gibi inşa ettiği binaların bazısı bugüne kadar geldi.

beşir ağa
 
HAREM HAKKINDA YAZILANLAR SAÇMALIK
 
Beşir Ağa gibi kişilerin yaşadığı Osmanlı hareminin “günah yuvası” olduğunu yazan yazıları nasıl değerlendiriyorsunuz?
   
“Günah yuvası” stereotipi saçmadır. Leslie Peirce’in harem üzere ünlü kitabının gösterdiği gibi Osmanlı hareminin temel amacı, Osmanlı hanedan neslinin devamı idi. Ben öğrencilere bunu şöyle anlatırım: Eğer Osmanlı padişahının haremine girerseniz, sanki başında kayınvalidenin olduğu bir kız yurduna taşınmış gibi olursunuz. Yani seksüel bir ortam yoktu, olamazdı. Hadımlar ise harem içerisine genellikle girmezdi.  
 
Bu yazı ilk olarak  Türkiye Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Murat Öztekin
Gerçekedebiyat.com

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.