İnce duyarlılıkların şairi Gökhan Akçiçek ve şiiri

Kitap

Gökhan Akçiçek, Edebiyat Ortamı yayınlarından çıkan toplu şiirlerinden oluşan Adını Andığım Günler adlı kitabıyla şiir serüveninin dökümünü okuru ile buluşturdu.

Gökhan Akçiçek

Akçiçek, çocuk edebiyatına yaptığı katkılarla da tanınan bir şair, 1961 doğumlu. Yıllarca Milli Eğitim Bakanlığının taşra ve merkez teşkilatlarında görev yapmış. 2007 yılında da emekli olmuş. Böyle bir yazıda şairin mesleği ile ilgili bir girizgahı garip bulanlar olabilir. Ancak bence bunda şaşırılacak bir nokta yok. Kişinin yaptığı mesleğin yazdığı şiire sirayet eden bir yanı olduğunu düşünenlerdenim ben. Hatta bu durumu somutlaştırmak adına kendi yaşantımdan da bir anekdot paylaşabilirim. Öğretmen arkadaşlarımın konuşmalarında şahit olduğum bir durumdur, H şubesi sınıflarının telaffuzu öğretmenin branşına göre değişir. Örneğin matematikçi 10-H şubesini “10 haş” şeklinde telaffuz eder, edebiyat öğretmeni ise “10 he” şeklinde. Şüphesiz burada mesleki aidiyetin söylemi belirleme gücünü görmüş oluruz. Dil bu bakımıyla ideolojik, duygusal ve duyusal bir aygıttır. Dilimiz bizim ideolojik, duyusal ve duygusal yanımızı ortaya çıkaran bir ifşa mekanizmasıdır.

Gökhan Akçiçek şiirlerini okuduğum zaman bu ifşa makinesinin Akçiçek’in ruhsal durumuna nasıl işaret ettiğini çözmeye çalıştım. Okumalarım bana ince duyarlılıklarla örülü bir benlik algısnın yansıması olan söylemler yumağını işaret etti. “Bir söğüt dalına verin/Benim ismimi/Her ikindi vakti/Sulara vursun gölgesi.” [1]

Bir söğüt dalına isim aktarımı yapmak ve bunu karşılıksızlık ilkesi ile benimsemek Yunusvari bir dervişlik hissiyatının sonucu olabilir ancak. Üstelik bu hissiyat mistik bir arka plana da sahip. Akçiçek merhameti ile varoluşunu oluşturan bir şair. Şiirlerini okurken hep düşündüm. “Gökhan Akçiçek hayatı boyunca hiç kimseyi kırmış mıdır acaba?” diyerek. Nesnelleştirdiği tavır bana 21. yüzyılın içine atılmış bir Ziya Osman Saba soluğunu anımsattı. “Sahi, ne iyi,/Okyanusun tuzu, göğün mavisi/El ele vermişler, tamamlıyorlar/Bu şiirin eksikliğini…”[2] 

ahmet yıldız

Doğayla kurulan ilişki her zaman fütürist bir nikbinlik havası taşıyor. Akçiçek doğayı konu edinirken bile bireyi arıyor, bireyle doğa arasında anıştırma yapıyor. Kendi kişisel hikâyesini hayatın içindeki durumlara uyarlayarak genişletmeye çalışıyor. Bu kadar kendine dönük olup başkasını anlatabilen bir şiir az görülen cinstendir. Çocuksu duyarlılığı 60’lı yaşlarında bir adamın değil de genç bir delikanlının söylemi gibi duruyor çoğu yerde. Ancak son şiirlerinde bir abi hassasiyeti ele veriyor kendini. Sanki bütün suçları affedecek bir abi nasihatleri dinler gibi oluyoruz olgunluk dönemi şiirlerinde: “İki ayağımı bir şiire koydunuz/Bu saatten sonra ne desem/Kuşlar alınır/Boynunu büküverir/Portakal çiçeği/Yağmur ıslanmaz sanır kendini.” [3]

Kitapta en beğendiğim şiir ise 2020 Şiir Yıllığı’nda da yer verdiğim Ayşe Kilimci’ye ithaf edilen Olmayan Ablam İçin Şiir adlı şiir.

 

OLMAYAN ABLAM İÇİN ŞİİR      
                                                                                               -Ayşe Kilimci’ye

Uzun güzün kısası, süt kesiği      
Siyah beyaz fotoğraftaki              
O salınan boşluk              
Başak burcu kızı, dil sürçmesi    

Mahur şarkıların ara nağmesi    
Yağmur sonrası gülkurusu          
Kendine açan   
İki ırmak uyurmuş göğsünde     
Birbirine karışmadan.   

Kirpiğini oynatsa bahar kapıda  
Yumsa çatlarmış nar      
Kararırmış ucundan       
Uzar gidermiş mavi çizgisi            
Eteğinin
Kurtulamamış bir ömür
İlk göz ağrısı olma suçundan.     

Sol omzuna doğru annemin       
Kayan kurdele simli, sırmalı        
Konsolun üstünde gölgesi           
Kıvrılmış bir yaprağın     
Ablam olmalı.   

Uzun suskunluklar terli avuçlar 
Ve yaz endişesi
Tamamına erdirsinler öyleyse   
Şeker şerbet buğusu     
Çiçek buketi öncesi…     

Nişan attı dediler rüyasında       
Ablam, çocuktum           
Küstü krizantem              
Sonrası hıçkırık 
Hiç dinmeyen   .

Bana bir abla yap anne 
Kaderi benzemesin ilkine. [4]   

Gökhan Akçiçek şiirini beğendiren yan da bu sonsuz iyilik hissinde. Akçiçek’in santimantalizme kayan şiirlerinde dahi bu güzel abi duyuşunu hissediyoruz. Bu duyuş postmodern insanın kaybedip bulmadığı bir incelik. Kimsenin durup incelikleri vakti olmadığı çağda ancak çocuk duyarlılığına sahip bir şair böylesi şiirler yazabilirdi. Ne yalan söyleyeyim, Gökhan Akçiçek okurken kıskandığım, kıskanırken okuduğum bir şair…  

[1] Gökhan Akçiçek, Adını Andığım Günler, Edebiyat Ortamı Yayınları, Ankara, 2020, Sayfa: 37

[2] A.g.e. s.86.

[3] A.g.e. s.113.

[4] A.g.e. s133-134.

Kaan Eminoğlu
Gerçekedebiyat.com

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.