Sanatın hali ülkenin hali!

Deneme

Sanatın hali ülkenin halidir! Özgürse ülke de özgür demektir.

 Sanatın hali ülkenin hali!

Sanatın hali ülkenin halidir! Müdahale görürse ülke de müdahale görüyor demektir

Özgürse ülke de özgür demektir.

Kendini geliştirebiliyorsa ülke de geliştiriyor demektir. İşin sırrı da gelişmek ve geliştirmekte yatıyor zaten…

Sanatın hem ayna tutup, hem çıtayı daha fazla yükseğe çıkarma gibi bir derdi vardır hep ve bu dert muhafazakarlıkla oluşmaz, hele muhafazakarlıkla hiç ama hiç beslenebilecek bir şey değildir…

Sanatın ayna tutması ise kimse kusura bakmasın, statükoyu desteklemesi ya da halk denilen kesimin sadece olumlu yanlarını göstermesi değildir…

Tam tersidir ve o yüzden ülkeler sanatla serpilir, gelişir, büyür…

Büyüme burada ekonomik büyüme anlamını taşımaz elbette…

Statükodan kurtarması, analitik ve eleştiren bakış açısını izleyenlerine en azından hatırlatması(!) izlendikçe de hatırlatmakla kalmayıp, yaşam biçimi haline getirmesi sanatın en önemli getirisi değil midir?

O zaman ne tartışılıyor?

Yine mi baştan alınması gerekiyor bazı kavramların…

Sanat gibi…

Ama o zaman çok ayıp olmaz mı?

Başta insanlığa…

Sonra bu ülkeye….

Sonra bu ülkenin halkına…

Ayıp olur, çünkü sanatın tarifi bir ülkeye 21’inci yüzyılda hatırlatılabilecek bir şey değildir…

Daha doğrusu olmamalıdır ama son yıllarda sürekli başa dönüldüğüne(!) göre bu konuda da tekrar başa dönüp sanat tarifi yapılması gerekli demek ki…

Dünyada yaygın olan en basit tarif şudur:
“Belli kalıplar içine sokulmayan, insan duygularının estetik bir biçimde dışa vurumu”

Demek ki en önemli iki unsuru var:

Birincisi belli kalıplar içinde sanat yapılmaz, ikincisi de estetik sanatın ön koşullarından biridir…

Bu tanımın üzerine insanlığın geçirdiği evrime bağlı olarak ülkeler ve insanlara göre bir sürü sanat kavramı ve türü gelişmiştir ki bunların en önemlilerinden biri toplumsal sanattır…

Hem öznel yaklaşımlar hem toplumsal yaklaşımlar, sanat olgusunu o kadar çeşitlendirmiştir ki, deneysel bir sürü akım bir süre sonra ‘klasik’ tanımına girmiş ama hiçbir gelişme sanat olgusunun en önemli ihtiyacının ‘özgürlük’ olduğunu değiştirememiştir…

Demek ki, statükoyu korumak isteyen güç sahipleri yani iktidarlarla, asıl adı ‘özgürlük ve estetik’ olan sanat olgunsun hep bir çatışma potansiyeli taşıması normaldir…

Ama gelin görün ki, artık dünya 21’inci yüzyılda…

Yani sanatın ve sanatçının zincire vurulduğu yüzyıllar çok geride kaldı.

20 ve 21’inci yüzyılda, demokratik parlamenter rejimler tartışmalı da olsa, özgürlükler için en ideal rejim olarak dünya sahnesinde yerini aldı…

Dünyadaki bir çok ülke bu rejimle yönetiliyor, bu ülkede onlardan biri…

Öyleyse, ne tartışılıyor?

Ha devletten para alan sanatçılar mı?

Bugüne kadar kurulu bir düzenin zaafları mı?

Tartışılsın tabi…

Ama bu tartışılıyor gibi yapılıp da, sanata göbek adı takılmak istenildiğinde işte orada sorun var demektir…
Şunu unutmamak gerekiyor:

Sanata göbek adı takan, demokratik parlamenter rejime de göbek adı takıyor demektir.

Oysa özgürlüğe göbek adı konulmaz!

Nurhan Yönezer

(gercekgundem.com)

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.