Kaybettiğimiz Trabzon

Deneme

Ilıman iklimi, coğrafi konumu ve tarihi geçmişi ile her zaman dikkat çeken bir kent olan Trabzon son 30 yılda yaşadığı olumsuz gelişmelerle artık alarm vermektedir. Yakın geçmişte yok ettiğimiz kentsel değerlerimizi hatırlayacak olursak karamsar olmak için haklı nedenlerimiz olduğu anlaşılacaktır.

Uzunkum Belediye Plajından, Farozdan, Kemerkayadan, Ganitadan hemen her kıyıdan denize girilebilen kentimiz sahillerimizde yapılan karayolu, deniz dolguları ve kirlilik nedeni ile artık bu özelliğini kaybetmiştir. Boztepemiz yeşil alanları ile bir dinlence mekanıyken özellikle Çukurçayır'da artan yapı stoğu ile silüeti bozulmuş ve çirkinleşmiş durumdadır.

Yıllar içerisinde biriktirilmiş mimari değerlerimizden oluşan o dar sokaklı mahallelerimizin bu günkü çirkin görünümleri herkesi üzmektedir.

Ortahisar, Kemerkaya, Çömlekci, Hacıkasım, Yenicuma, Pazarkapı, Tekke ve diğerleri bu özellikleri barındıran ilk akla gelen mahallelerimizdi. Mahallelerimizin isimleri hala yaşıyor ancak fiziki mekan olarak nitelikleri olumsuz yönde değiştiğinden yerlerinde yeller esiyor desek yalan olmaz. Yeninin çağrıştırdığı iyi, güzel, doğru ve modern kavramlarının arkasına saklanarak yapılanlara dönüp baktığımızda insanın unutulduğu bir Trabzon'la karşı karşıya kaldık. Geçen zamanda kent adına yapılan yeniler kültür mirasımızdan bir şeyleri adeta kemirdi. Şimdilerde ise elimizde niteliksiz ruhsuz yeni yollar yeni yapılar yeni kıyılarla baş başa kaldık .

Neden böyle oldu altmış yıldır üniversitesi olan bu kentte bilgi eksikliğimi vardı ,yeterli uzmanımız ve malzememiz mi eksikti diye kendimize sormalıyız. Elbette bu soruların cevabı kocaman bir hayırdır.Her şeyden önce imar uygulamalarını inşaat faaliyeti gibi algılayan, iki üç katlı bahçeli konutlarımızı yıkıp yerlerine bitişik nizamlı ayrık nizamlı, blok nizamlı yüksek katlı apartmanlar yaparak kent içinde yapı yoğunluğunu arttıran, özetle kentsel mekanları para kazanmak için arsa olarak gören anlayış her zaman kent yönetiminde etkili oldu. Bir zamanlar kent dışı sayılacak kırsal alanlarımıza, tarım alanlarımıza apartmanları diktik. Mimari kültürümüzle hiç de uyumlu olmayan bu binalar dikdörtgenler prizmasının çeşitli uygulamalarından başka bir şeye benzemiyordu. Önde gelen görevi kültürel mirasa saygılı yaşanabilir sağlıklı mekanlar elde etmek olarak tanımlayabileceğimiz imar uygulamalarını gerçekleştirmek olan belediye yönetimleri, ürettiği belediye meclis kararları ile imar çalışmalarının yerine inşaat faaliyetlerinin almasını kolaylaştırmış oldu. Bazen imar planlarına uygun olarak, çoğu zaman da plan değişikliği yaparak plana uydurulan bazen de kaçak inşaat yaparak imar aflarından, imar barışından yararlanarak yasallaştırdığımız bu inşaat faaliyetleri, Trabzon'umuzun bu olumsuz çirkin görünümünün ortaya çıkmasında son derece etkili olmuştur. Artan yapı yoğunluğunun ve nüfusun gereksinimlerini karşılamada yetersiz kalan altyapı sorun olmaya devam etmekte .

trabzon

Şüphesiz tek suçlu kötü yapılaşma değildi. Bir başka ve etkili olumsuz gelişme ise kısa zamanda sayıları artan lastik tekerlekli araçlardı. Artan otomobil sayısı kenti hazırlıksız yakalayınca otopark ve bu araçların neden olduğu trafik, hava kirliliği vb sorunlara çözüm olarak karayolu yapmanın bir çare olacağı şeklindeki görüş yaygınlaştı ve kamuoyunda kabul gördü. Deniz ulaşımı, hafif raylı sistemler, bisiklet kullanımının kolaylaştırılması ve teleferik gibi ulaşım alternatifleri düşünülmediğinden düşünenlerin de sesi pek duyulmadığından/duyurulmadığından kent trafiği için tek çözümün karayolu olacağı görüşü ağırlık kazandı. Sanıldı ki yeni yollar yapılırsa bu trafik sıkışıklığından kurtulabileceğiz, ulaşım sorunu böylece çözebileceğiz. Artık öncelikli ve tek çözüm kent içinde karayolu yapmak görünüyordu. Öylede yapıldı; iş karayollarına verildi. Onlar da şehirler arasında hangi teknoloji ile hangi malzemelerle hangi tip projelerle yol yapıyorlarsa/yapmışlarsa dört bin yıllık Trabzon kentinin içinde de aynı şekilde yollar yaptılar. Trabzon'da kent içinde şu ana kadar karayollarınca başlıca dört ana yol yapıldı

Birinci sahil yolu deniz dolgusu yapılmadan yapıldı. İkinci sahil yolu deniz doldurularak yapıldı. Üçüncü olarak yapımı yıllar süren ve tarihi surları delip geçen tg yol. Dördüncüsü yapımı devam eden ve Kanuni Bulvarı adı verilen yol.

Biliniyor ki bulvar (fr. baulevard) birden fazla geniş trafik şeridinin yanında geniş yaya kaldırımları olan peyzajı ile tamamlanan caddeler olarak tanımlanmaktadır. Oysa Trabzon'umuzda yapılananın sadece adı bulvardır ne geniş yaya yolları nede peyzajı düşünülmediği gibi adeta şehirlerarası yol niteliğindedir. Bu –bulvardan – yoldan öncelikle otomobillerin transit geçişi düşünüldüğünden kentin iskan alanlarına, mahallelerine giriş çıkış son derece karmaşıktır.

trabzon

 Geçen sürede görüldü ki ulaşım sorunu sadece karayolu yaparak çözülemiyordu; ne kadar otomobil o kadar karayolu, ne kadar karayolu o kadar otomobil gibi bir sarmalın içine girilmiş olunuyordu. Oysa karayolu ulaşım sorununa çare olmak için seçeneklerden sadece biridir. Zaten karayolcular Sadrazam Halil Rıfat Paşanın "Gidemediğin yer senin değildir" sözünden gidilecek yere sadece karayolu ile gidilir anlamını çıkararak bu özdeyişi binalarına çoktandır yazmışlardı.

O dar sokaklı bahçeli mahallelerimiz kültür mirası yapılarımız karayollarının altında yok olup giderken geride çok az nitelikli yapı ve çevre bıraktı. Artık kent yaşayanlarının ellerinden, tek tek sayılabilen bütüncül bir anlayıştan yoksun bataklıkta açan çiçekler gibi duran bu değerlerimize hüzünlü ve şaşkın gözlerle bakmaktan başka bir şey gelmiyordu.

Mimarlar Odası Trabzon Başkanı G. Ustaömeroğlu’nun dediği gibi "Züccaciye dükkanına fil girmişti" Artık denize girebileceğimiz plajlarımız, kültürel mirasımız, anılarımızı biriktirdiğimiz mahallelerimiz yolun altında kalmıştı.

Balık popülasyonunun ve çeşitliliğinin azalmasında kirlilik, bilinçsiz ve aşırı avlanmanın yanı sıra doğu Karadeniz'de yapılan deniz dolgusunun daetkisi bulunmaktadır. Ülkemiz genelinde avlanan balıkların %77 si Karadeniz'de avlanmaktadır. Unutulan balıklarımız arasında büyük istavriti, lüferi, kırlangıçı, mersin balığını sayabiliriz. Başta hamsi olmak üzere önceleri bol ve ucuz olan balık şimdilerde az ve pahalı bir gıdadır. Bu olumsuz gelişme bir kıyı kenti olan Trabzon'umuzda balık kültürüne de yansımıştır.

Elbette 30-40 yıl öncesi Trabzon'un kentsel sorunları çözülmüş sorunsuz bir kent olduğunu söyleyemeyiz. Moloz semtine çöp dökülmesi, ulaşım, alt yapı ve benzer kentsel sorunlar kültür mirası mahallerimiz ve yapılarımız ile yan yana o zamanlarda da vardı. Bu günden geçmişe o günkü kentsel sorunlara bakıldığında çözümün bu güne göre daha kolay, maliyeti ise son derece mütavazi, hacmi küçük sorunlar olarak gözüküyor. Bu sorunlar gelecek yıllar dikkate alınarak zamanında bir planlama kapsamında çözülmüş olsa idi daha yaşanabilir bir Trabzon için adım atılmış olunacaktı. Günü kurtaracak çözümlerden yana olmak yaklaşık 50 yıldır Trabzon'umuzu şantiyeye çevirmiş bulunmaktadır. Bu değişmeyen anlayışla Trabzon'umuzu kazmaya delik deşik etmeye devam edeceğimiz anlaşılıyor.

Neler yapılabilirdi: Her şeyden önce insanlığın yeryüzünde sahip olduğu bilgi birikimlerinin başında en değerli kavramın planlama olduğunu söylemeliyiz. Günümüzden 2500 yıl önce yaşayan bu toprakların mimarı Hippodamos, ızgara plan anlayışı ile planladığı Milet, Priene, Knidosvd antik Anadolu kentlerinin gerisinde kalan Trabzon'umuza bakınca kendimize "geçen yıllar bizlere ne öğretti" diye utanarak sormalıyız. Evet dört bin yıllık geçmişi olan görünenin yanı sıra görünmeyen, toprağın altında yatan kültürel mirasımız olduğunu hatırlayarak unutmayarak keşfederek Koruma Amaçlı bir imar planı yapılmalı ve bu plana sadık kalınmalı idi. Öncelikle tarihi surlar içerisindeki Ortahisar'ı ve kent içindeki kültür mirası yapılarımızı, nitelikli sivil mimarimizi, mahallelerimizi korumalı idik. Kent içindeki kamu yapılarını ve kamusal alanları korumalı ve satmamalı idik. Bu kadim kentin dokusunu bozmadan kent içindeki niteliksiz yapıları ise kaldırarak o dar sokaklarda sürpriz meydancıklar oluşturarak tarihi kent dokusunu sağlıklaştırıp bugüne taşıyabilirdik. Bunu yaparken kültür mirası yapılarımızı günümüzün teknolojisi ile buluşturup bu yapıların ve tüm kentin değerini kültürel anlamda sonuç olarak ta parasal anlamda arttırabilirdik.

Yeniden bir keşif peşinde olmanın anlamı yok. Dünyada böylesine korunmuş kentlerden ve bu kentlerin planlamalarından bilgi birikimlerinden yararlanan özgün bir koruma amaçlı imar planımız elde edilmiş olmalı idi. Elbette bu planı hayata geçirecek siyasi irade olmadan tüm bunların olması olanaksızdır.

Bunları başarabilseydik şu an ki gibi dar sokaklarının iki yanında apartmanlar, mahremiyetini kaybetmiş mahallelerimiz olmayacaktı. Ulaşım, sorunlu içinden çıkılmaz insanı bıktıran bir karmaşa olmayacaktı. Kent içi yeşil alanı ise bu kadar yetersiz kalmayacaktı. Kıyı kenti ama kıyıları olmayan denize küsmüş, kanalizasyonu arıtılmadan denize boca edilen bir kentimiz olmayacaktı. Yoğunluğu böylesine arttırılmış her yönü ile sıkışık bir kentimiz olmayacaktı. Canı burnunda, mutsuz, sabırsız, tahammülsüz her an kavga etmeye hazır insanlarımıza bu olumsuz özellikleri kazandırmada,kötü kentsel mekanların da katkısı olduğunu düşünerek planlamanın insan yaşamında ne denli önemli olduğunu kavramalı idik.

Özlediğimiz Trabzon'a sahip olabilseydik o sokaklarda, karnı yarık planlı cumbalı bahçeli evlerimiz, taş binalarımız, duvarlarından sokaklara sarkan aslanağzı ve mor salkımlarımız olacaktı. O zaman mutlu mekanların mutlu insanları olabilirdik. O zaman tabii taş parkeli sokaklarımızı karayemiş, çınar, atkestanesi, mimoza ağaçları süsleyecekti. Kent içi ulaşım sistemimiz çeşitlendirilerek trafik sorun olmaktan çıkarılıp insanca bir düzene kavuşturulmuş olacaktı .Kentler arası transit yollar kent dışına taşınarak ,karayoluna özgü katlı kavşaklar viyadükler vb yapılar bu günkü gibi kentin orta yerinden değil çevresinden dolanarak ulaşım sağlanmış olacaktı. O zaman dört bin yıllık kentimiz var demeye hakkımız olabilirdi. O zaman tarihini kültürünü korumuş bir turizm kentine sahibiz diye gururlanabilirdik. Turizmden pay almaya hakkımız olurdu. Her şeyden önce bizden sonraki kuşaklara yüzümüzün akı ile aktarabileceğimiz yaşıyacağımız mutlu mekanlarımız olurdu.Gelinen aşama ve kent için yapılanlara baktığımızda karamsar olmamak elde değil.

M. Topaloğlu
(Mimar)
Gerçekedebiyat.com

Yorum

Mümtaz Atlas (doğrulanmamış) Ct, 31 Temmuz 2021 - 23:04

1976 yılında, ben 20 yaşında iken Trabzon'dan İstanbul'a taşındık. 10 yıl sonra döndüğümde gördüğüm değişim endişe verici idi.
Arkadaşım Mustafa Topaloğlu'nun yazdıklarının gerçek olacağı adeta o günlerde belli olmuştu.
Yazık ki ne yazık.
İsmet İnönü,
Hayatımda hiçbirşeyden korkmadım, ama yetersizlerin yetki sahibi olmasından çok korkarım. "

Zeki çakır (doğrulanmamış) Cu, 17 Eylül 2021 - 21:05

Sayın Mustafa topaloğlu mimarım İsmet İnönü’nün söylediği gibi cahil yetkililerin şehrimize yaptığı ihanetleri çok güzel anlatmışsınız. Bu yazıyı o insanlar okuduğunda fikirlerinde en ufal blr değişiklik olacağını düşünmüyorum. Çünkü onların dertleri sadece ranttır. Tek umudumuz ( Z ) kuşağı ve inşallah hayal ettiğimiz güzellikleri görebilmemiz dileklerimle saygılarımı sunuyorum

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.