Filistin ve timsah gözyaşları

Deneme

İsrail Filistin’in Gazze kentini hem Ramazan’da hem de bayramda bir kez daha acımasızca vurdu. Günlerce, gecelerce havadan, denizden ve karadan bomba yağdırdı. Hastanelerden okullara, BM sığınma evlerinden pazar yerlerine, kumsallara dek sivillerin, çocukların olabileceği yerleri vurdu.

Filistin, İsrail

 

İsrail Filistin’in Gazze kentini hem Ramazan’da hem de bayramda bir kez daha acımasızca vurdu. Günlerce, gecelerce havadan, denizden ve karadan bomba yağdırdı. Hastanelerden okullara, BM sığınma evlerinden pazar yerlerine, kumsallara dek sivillerin, çocukların olabileceği yerleri vurdu. Dörtte biri çocuk, bini aşkın Filistinliyi öldürdü binlercesini yaraladı. On binlerce kişiyi evsiz, kenti elektriksiz, susuz bıraktı.

Aşağıdaki şiiri Mart 2004’te yazmışım:

FİLİSTİNLİ ÇOCUK

Yaşasın!

Vurdum bize taş atan koca kuşu

Vurdum sapanımla,

Gördün mü baba?

Baba!

Ba-baaa..!

 

Kulaklarım anten,

Gözlerim dürbün.

Kin atar yüreğim

Ellerim taş.

Ellerim mancınık benim.

Bir bomba tohumu düştü yüreğime

Parçalanan gövdesinden babamın

Ben büyürsem bomba olacağım!

 

Oysa ne istiyorum biliyor musunuz?              

Bir top, bir ip,

Özgür bir göğün altında

Mayınsız, bombasız, kurşunsuz bir alan

Bir de Filistinli çocuklar

Üzerinde oynayacak

Büyüyecek…

…ve bomba olmayacak.

 

***

On yıl geçmiş aradan. O günlerde ne olduğunu anımsamıyorum. Ama bugün ne oluyorsa o zaman ve daha sonrasında aynı şeylerin yinelendiğini tahmin etmek hiç de güç değil. Başka bir deyişle geçen on yılda değişen bir şey yok. Yarın da bu acıların yine ve yine yaşanmayacağının güvencesi de yok. Ufukta umut gözükmüyor.

Ne acıdır ki, bu saldırıların öncelikli kurbanları ve mağdurları her yerde ve her zaman çocuklar oluyor. Henüz bebekken veya okul çağında yaşamını yitirenlerin sayısı her bombardımanda artıyor. Hayatta kalabilen “talihli” çocuklar ise ömür boyu izi silinemeyecek acılarla erken tanışmış oluyorlar. Üstelik onları da nasıl bir geleceğin beklediği belli olmadığı gibi ölümün her an kendilerini bulabileceğini bilerek yaşamak zorunda kalıyorlar.   

Benzer acılar bir süredir Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Suriye’de de yaşanıyor. Daha da acısı bu ülkelerde birbirini vuranlar o ülkelerin çoğunlukla aynı dili konuşan, aynı dini paylaşan “kardeş” vatandaşları.

Kim tarafından ne amaçla kaçırıldığı açığa çıkmayan İsrailli üç gencin Haziran’ın son günü ölü bulunmasını izleyen günlerde başlayan İsrail hava ve ardından kara saldırıları bu yazının yazıldığı Ağustos başlarında sürüyordu. Bu bir ayı aşkın sürede Arap ve dünya ülkelerinin tutumu tarihe ibret belgesi olarak geçecek gibi.

Halklar düzeyinde dünyanın birçok yerinde kitlesel gösteriler dâhil çeşitli yollarla İsrail saldırıları ve katliamları protesto edilirken hükümetlerin tutumu ikiyüzlülük çeşitlemeleriyle doluydu. Örneğin dünya jandarması ABD’nin, orantısız ve acımasız İsrail saldırısına ilk tepkisi “İsrail’in kendini savunma hakkı vardır” şeklindeydi. Avrupa Birliği’nin önde gelen iki ülkesi Almanya ve Fransa da bu görüşe destek verirken, İsrail karşıtı protesto gösterilerini yasakladılar. Gazze’yi harabeye çeviren ve bini aşkın ölüme neden olan saldırıların yaklaşık 30.uncu gününde ABD başkanının İsrail başbakanına sertçe bağırıp bağırmadığı tartışılırken ABD’nin İsrail’e silah verdiği yazılıyordu!

İtidal ve ateşkes çağrıları dışında BM somut hiçbir adım atmazken, Genel Sekreteri, İsrail’e roket attıkları gerekçesiyle Gazze’de yönetimde olan Hamas’ı kınamayı tercih etmiştir. Daha sonra İsrail, vurulmayacağı güvencesiyle 17 kez yeri bildirilen BM okulunu vurup yirmiye yakın sivili öldürdüğünde BM temsilcisi açıklama yaparken hüngür hüngür ağlamıştır. Olasılıkla bir yetkilinin döktüğü tek gerçek gözyaşı da budur. Dünyadan gelen tüm tepkilere karşın İsrail, sivillerin sığındığı BM okullarını vurmayı da sürdürmüştür.

Aralarında Türkiye’nin de olduğu bazı ülkelerde iktidarı, muhalefetiyle siyasiler hamasi nutuklar atma yarışına girerlerken, bu ülkelerin İsrail’le ilişkilerinde en ufak bir değişiklik meydana gelmemiş, (sosyalist yönetim altındaki iki Latin Amerika ülkesi dışında) İsrail’e yaptırım anlamına gelebilecek hiçbir adım atılmamıştır. Kendi iç savaşlarıyla boğuşanları hadi bir kenara bırakalım, petrol zengini Arap ülkelerinden ise ses bile çıkmamıştır.

Burada bir parantez açmakta yarar var: Şoven milliyetçi, ırkçı ve köktendinci akımların özde birbirlerinden çok da farklı olmadıklarını söylemek yanlış olmaz. Bu bağlamda Nazizm, Siyonizm, IŞİD, El Kaide, Taliban, El Şebab, Boko Haram… ve -şu an mağdur konumda olsa da- Hamas aynı anlayışın farklı görüntüleridir. Adını İslam devleti olarak değiştiren selefi şeriatçı IŞİD, yaptığı vahşi katliamlarla İsrail’den daha acımasız olduğunu göstermiştir. Siyonizm, ırkçı yanıyla Nazizm’le, köktendinci yanıyla da siyasal İslamcı, cihatçı akımlarla benzeşir. Bu durumda, acımasız Siyonist saldırlar karşısında savunma konumunda olmasına rağmen Filistin’in Arap ve diğer halkların eski desteğini neden yitirdiğini Hamas yönetimi ve destekçilerinin şapkayı önüne alıp düşünmeleri gerekmez mi?

Sonuç olarak Gazze’de çocuğu, yaşlısı, kadınıyla kimileri ölürken dünyanın birçok yerinde kimileri nutuk atıyordu. Ülkeler tek veya toplu olarak İsrail vahşetini durdurmak amacıyla tek bir somut adım atmazken yöneticilerinin iç kamuoyuna dönük söylevleri yeri göğü inletiyor, (timsah) gözyaşları sel olup akıyordu. İsrail’in kanlı saldırıları, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde ülkemizde bulunmaz bir iç politika malzemesiydi. Kısacası ateş düştüğü yeri yakıyor, dünya bakıyordu. (Deliler Teknesi, Eylül-Ekim 2014, Sayı: 47)

Ek: Bugün 12 Mayıs 2021, aradan bir yedi yıl daha geçti. Yine Ramazan sonu ve bayramda İsrail, tüm Müslümanların kutsalı Kudüs’e ve Mescid-i Aksaya da saldırıda; yine çocuklar, kadınlar dâhil onlarca ölü, yüzlerce yaralı. Emperyalizm destekli Siyonizm 1967’de bu yana sürekli kemirdiği Filistin’i dünyanın gözü önünde yutmaya hazırlanıyor. Arap ve Müslüman ülkeler hamasi nutuklardan öte bir tepki gösteremiyor. Kutsallarına ucuza bekçi yaptıkları Filistinlilerin acılarını yalnızca izliyor. Sıranın kendilerine geleceğini anlamıyorlar. Ne acıdır ki, yıllardır kanayan Filistin yarası kangren olmak üzere…

Ali Günay
Gerçekedebiyat.com

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.