Diyarbakır’da bir şair evi / Tahsin Şimşek

Deneme

Sorardım kendime niye bizim doğru dürüst sanatçı evlerimiz yoktur, niye bu kadar azdır diye. Aşiyan’da yaşadığım coşkuyu niye daha çok yaşayamıyorum diye. Tolstoy, Hugo, Dickens, Heminway, Çehov, F.Kalho, A.Rodin, P.A.Renoir, S. Dali evleri gibi evlerimiz ne zaman olacak diye.

Diyarbakır, Tahsin Şimşek

Dörtnala kalktı atım sevincinden
Uçaraktan gidiyorum sılaya
.”

Cahit Sıtkı Tarancı

 

Diyarbakır nesiyle bilinir? Çin Seddi'nden sonra, dünyanın en uzun suruna sahip olmakla. Bir de Hevsel Bahçeleri, Ziyaret Tepe, Malabadi ve Mervani (On Gözlü) köprüleriyle… Başka? Kiliseden dönüşme Ulucami’si, Ulucami avlusundaki Cezeri’den hatıra güneş saati, Şeyh Mutahhar Camisi’nin dört ayaklı minaresiyle… 52 yıl önce de geçmiştim bu dört ayağın arasından. Tahir Elçi de burada öldürülmüştü 28 Kasım 2015’te!

Madem Diyarbakır’dayız, salt Keçi Burcu’a çıkıp sağa sola bakmakla yetinmemeli; Anadolu’nun 10.000 yıl öncesine açılan o kapısını da görmeliyiz. Tarihe kapı açan Çayönü’nü!...

Kuşkusuz Diyarbakır’ın bir başka zenginliği de edebiyatıdır.

Sorardım kendime niye bizim doğru dürüst sanatçı evlerimiz yoktur, niye bu kadar azdır diye. Aşiyan’da yaşadığım coşkuyu niye daha çok yaşayamıyorum diye. Tolstoy, Hugo, Dickens, Heminway, Çehov, F.Kalho, A.Rodin, P.A.Renoir, S. Dali evleri gibi evlerimiz ne zaman olacak diye. Cahit Sıtkı Evi, bir müze-kafe olarak karşıma çıkınca  doğrusu coştum. Anlatacağım onca antik durak varken bu konuyu yazmam, biraz da bu özlemden.  Ziya Gökalp Evi’ne ne zaman yolum düşer bilmem. Tur programlarını ben yapmıyorum ki!

Cahit Sıtkı Evi’nde gelince gruba rehberlik yapmak, istek üzerine bana düştü. Bir kapı öncesi Ahmed Arif Edebiyat Müze Kütüphanesi’ydi.

Söze, “Edebiyat yalnızca İstanbul’da yapılmaz.” tümcesiyle başladım. Ülkemin edebiyat adalarından söz ettim. Antep, Hatay, Çukurova, Söke, Ödemiş, Balıkesir, Devrek, Maçka, Kars’tan… Diyarbakır’ın, o adalardan biri olduğunu vurguladım. Ve en zenginlerinden biri olduğunu… Konya ve Maraş’ın yüz renginin ise daha çok cennetmekânlık olduğunu…

Evet, Diyarbakır o adaların en büyüklerinden biridir. Çünkü yazar yazara, şair şaire görgüdür; bir önceki, bir sonrakini besler.

Azıcık mürekkep yalayan “Otuz Beş Yaş”ı mutlaka bilir. “Memleket İsterim, Desem ki, Sıla…”nın rüzgârıyla savrulur gider. Sevgiliye seslenmenin en güzeli değil midir şu iki dize: “Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır / Rüzgârların en ferahlatıcı senden esiyor” Hangi çilingir sofrasında, kim aramaz “Abbas”ın içtenliğini? Çocukluğumda anlam veremediğim “Dante gibi ortasındayız ömrün” dizesindeki Dante’nin kim olduğunu “vakit tamam” olduğunda öğrendim.  “Araf”la buluşunca anladım ki, Araf’ta dikilip kalanlara değil de cenneti ya da cehennemi hak edenlere daha çok saygı durmak gerekiyormuş. Çünkü onlar, eylemin adamıdırlar; Araf’takiler gibi kararsızlar, bir halta yaramayanlardan değil.

Diyarbakır deyince aklıma önce Ziya Gökalp, Cahit Sıtkı Tarancı, Vedat Günyol, Ahmed Arif, Adnan Binyazar, Orhan Asena, Mıgırdıç Magosyan, Remzi İnanç gelir kuşkusuz. Ve Mustafa Kemal’in Samsun rotasını “mühürlü belge”ye dönüştüren Kazım İnanç Paşa… Onlardan söz ettim yol arkadaşlarıma. Remzi İnanç’ın dostluğunu ve zarif yüreğini kimselere değişemem, vurgusuyla. Çünkü benim yazın dünyamı az çok onlar biçimlendirdiler.

Belleğim, elbette Süleyman Nazif, Halit Fahri Ozansoy, İhsan Tevfik Biçici, Aşık İhsani, Sezai Karakoç, Musa Anter, Mehmet Uzun, Suzan Samancı, Esma Ocak, Ferit ve Veysel Öngören, Mehmet Emin Bozaslan, Meral Çelen, Şehmuz Diken, Hicri İzgören, Yılmaz Odabaşı, Ozan Deniz Sarıtop’a da sayfalar açmıştır. Yani çok sesli Diyarbakır’a… Ve komşu pencerelere de; Murathan Mungan, Lal Laleş, Attila Yaşrin, Sedat Şanver, Selim Temo, Ercan Y. Yılmaz, Emin Kaya, Bejan Matur’a…   Kimine okul sıralarında, kimine okuduğum kitaplarda, kimine de birlikte olduğumuz etkinliklerde, yıllarca emek verdiğim Afrodisyas Sanat’ın sayfalarında... Yazı unutmaz, Endehuanna’yı da unutmaz, Sırrı Hanım’ı da…

Edebiyattan söz ediyorsam, Dicle Köy Enstitüsü’nü unutmamam gerekir. Orası, tam bir edebiyat ocağıydı. Osman Şahin, Adnan Binyazar, Kemal Burkay, Şevket Yücel’leri yetiştiren ocak. Diyarbakır Öğretmen Okulu da Muzaffer İzgü’yü…

Cahit Sıtkı Evi, dört tarafı dolanan, ortası havuzlu ve ağaçlı, kesme bazalt taşından yapılma bir konak. 1733’ten kalma. Diyarbakır evlerinin, mimari kültürünün özelliklerini yansıtan en özgün örneklerinden biri. .

Girişte sağda Cahit Sıtkı’nın büstü. Büstün karşısında Diyarbakır kültürüne ve Diyarbakır’ın yetiştirdiği ünlülere ait anı odaları. Bilgi panolarında Celal Güzelses, Aşık İhsani, Dengbejler… Ve onlardan kalanlar… Etnografik nice obje… 

Panolardan birinde Cahit Sıtkı’dan bestelenen altı şiirin / şarkının adını görüyorum: “Bir akşam saatinde / Gitti gelmez bahar yeli” onlardan ikisi.  Bu sonbahar akşamında, gel de hüzünlenme!.  Ama Cahit Sıtkı izin vermiyor. Çünkü bir başka köşede bir Cahit Sıtkı heykeli, heykelin eteklerinde: “Pervam yok verdiğin elemden; / Her mihnet kabulüm, yeter ki / Gün eksilmesin penceremden!

Girişin karşısından ikinci kata çıktığınızda sol köşede Cahit Sıtkı’dan kalanlar… Burası onun yaşadığı oda.  El yazısı mektuplar, kitaplar… Duvarlarında fotoğraflar…

Böyle bir evde ve bahçesinde huzur bulmamak olası değil. Tarancı’nın çocukluluğu bu varlıklı evde geçmiş. Sonra da kalkıp Diyarbakır’dan Galatasaray Lisesi’ne gitmiş. Fransa’da eğitimini sürdürürken II. Dünya Savaşı çıkınca Fransa’dan İsviçre’ye bisikletle geçmiştir. 1910’larda 20’lerde az buz bir olanak değildir bu. Bu bahçede reyhan şerbeti içerken bu rahatlığı, siz de duyumsayabilir, Diyarbakır’ın tarihsel zenginliğine bellek yolculuğu yapabilirsiniz. Böyle yolculuklar huzur ister.

* Edebiyat Nöbeti, 36. Sayı Eylül-Ekim 2021

Tahsin Şimşek
Gerçekedebiyat.com

 

CAHİT SITKI TARANCI MÜZESİ

Ünlü şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu ve çocukluk yıllarını geçirdiği ev 1733 yılında inşa edilmiştir. Diyarbakır’ın geleneksel konut mimarisinin tüm özelliklerini taşıyan, merkezi bir avlu etrafında sıralanmış dört kanattan oluşan ev zemin artı bir katlı olarak tamamen bazalt taş kullanılarak inşa edilmiştir.

Bina iklim şartlarına uygun olarak yazlık (kuzeyde), kışlık (güneyde), ilkbahar (doğuda) ve sonbaharlık bölümden (batıda) oluşmaktadır.

Mutfak kuzey doğu köşede eyvan şeklinde düzenlenmiş, güneybatı köşede de hamam yapısı bulunmaktadır. Binada büyüklü küçüklü toplam 14 oda, mutfak, kiler ve tuvalet bulunmaktadır. Binanın en önemli yeri iki katlı olan yazlık kısmıdır. Bu bölümün ikinci katında önünde çift kemer açıklıklı eyvanı ile baş oda ya da mabeyn odası olarak adlandırılan büyük bir oda bulunmaktadır.

Cahit Sıtkı Tarancı 2 Ekim 1910 yılında bu odada dünyaya gelmiştir. 1973 yılında Kültür Bakanlığınca Tarancı ailesinden alınarak kamulaştırılan ev, 1974 yılında restore edilerek Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Kaynak: Diyarbakır İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Foto Galeri

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.