Semavi Eyice: Türk ve Bizans sanat tarihinin hafızası

Akademik

Türkiye'nin ilk "Bizans sanat tarihi" uzmanı, akademisyen ve sanat tarihi profesörü Eyice, yaklaşık bir asırlık ömründe İstanbul'daki tarihi mirasın çeşitli yönlerinin hafızasını oluşturdu.

Bizans ve Osmanlı ile ilgili çalışmalarıyla tanınan, Türkiye'de Bizans sanatının tanınmasında ve bunun Osmanlı sanatıyla karşılaştırılmasındaki çabalarıyla, kültürel yapıyı gözler önüne seren Semavi Eyice'nin vefatının ardından 3 yıl geçti.

Türkiye'nin ilk "Bizans sanat tarihi" uzmanı, akademisyen ve sanat tarihi profesörü Eyice, yaklaşık bir asırlık ömründe İstanbul'daki tarihi mirasın çeşitli yönlerinin hafızasını oluşturdu.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi, sanat ve kültür tarihçisi Eyice, 82 yıllık yaşamında birçok esere imza attı.

Kitap ve makaleleri ile bir dönemin Bizans sanatını ortaya koyan, Bizans, İstanbul tarihi ve İstanbul semt monografileri konularında birçok ilke imza atan Eyice, Eyiceoğulları'na mensup deniz subayı Mehmet Kamil Bey ile Hatice Hanım'ın oğlu olarak, kendisinin beyanı ile 9 Aralık 1922'de Kadıköy'de dünyaya geldi.

Usta tarihçi, Kadıköy Saint Louis ve Saint Joseph Fransız okullarında ilk ve ortaokulu tamamladı. Eski eserlere ilkokul yıllarında da ilgi göstermeye başlayan Semavi Eyice, o yılları şu sözlerle anlatmıştı:

"Evimiz Kadıköy'deydi. Benim çocukluğum ve gençliğim Kadıköy'de geçti. Saint Joseph'te dersler erken saatte başlardı. Biz, ağabeyimle birlikte Moda'ya yayan giderdik. Öğleyin yemek için eve gelir, sonra geri dönerdik. Akşam eve geldiğimizde hava kararmış olurdu. Ben dördüncü sınıfa kadar yabancı okulda okuduktan sonra babam 'Bu işin sonu kötü, yabancı okulları kapatacaklar' dedi. Ben Galatasaray'a geçtim ve 1943'e kadar Galatasaray'a devam ettim."

Galatasaray Lisesi'ndeyken, bir ödev için İstanbul'un fethi konusunun kendisine denk gelmesiyle İstanbul'u hiç bilmediğini fark eden Eyice, bir arkadaşıyla İstanbul'da keşif gezilerine girişti.

Gezileri sırasında gördüklerinin bazılarını kitaplarda bulamaması üzerine "Bunları kimse çalışmamış, ben neden uğraşmayayım?" diyerek kitap aramaya başlayan Eyice, bir röportajında şunları dile getirdi:

"Ben İstanbul'un muhasarasını öğrenmek için kitaplar karıştırmaya başladım. Rahmetli doktor amcam da tarihe meraklıydı. Doktor olmakla beraber epeyce kitabı vardı. Ben ondan Mamboury'nin Fransızca Seyahat Rehberi'ni aldım. Surların yapısını ve mimarisini bu kitaptan tetkik ettim ve oturdum bir ödev yazdım. O seyahat rehberinin sayfalarını karıştırırken camiler ve kiliseler de ilgimi çekmişti. O günden sonra ben yola çıktım. Nişantaşı'nda oturan Ahmet adında canciğer bir arkadaşım vardı. Onunla beraber bir tramvaya bindik ve İstanbul'u keşfe çıktık, cami, kilise, ne varsa dolaşıyorduk. Dolaşırken elimdeki kağıtlara bir takım notlar alıyordum."

2. DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA, VİYANA VE BERLİN'DE BİZANS TARİHİ OKUDU

Liseden 1943'te mezun olan Eyice, babasının hariciyeci olması yönündeki arzusuna rağmen, erken yaşlardan itibaren gönül verdiği arkeoloji ve sanat tarihi üzerine eğitim almaya karar verdi.

Arkeoloji ve sanat tarihi okuma kararını Prof. Dr. Semavi Eyice, "Kafama soktuğum bir husus vardı. Türkiye'de Bizans sanatını bilen tanıyan yok, hoş Osmanlı'yı da bilen yok ya, bu dallarda ben diplomalı uzman olacağım diyordum. Ben de tutturdum, dedim ki bu yabancı konularda da Türklerden uzman çıkması lazım. Bizans sanatı, Yunan, Roma sanatı eseri bizim yurdumuzda madem var. Biz tektik edelim, biz yayınlayalım. Bunun yüksek tahsilini yapacağım diye ısrar ettim." ifadeleriyle dile getirmişti.

Dönemin şartları içinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde bulunan arkeoloji kürsüsündeki eğitimin yetersizliği karşısında Semavi Eyice, yurt dışına çıkma kararını aldı.

Eyice, Alman arkeolog ve İstanbul tarihi uzmanı Alfons Maria Schneider'in davetiyle 1944'te Göttingen'e giderek, Bizans sanatı ve arkeolojisi üzerine çalıştı.

2. Dünya Savaşı sürerken Viyana ve Berlin üniversitelerinde Bizans tarihi okuyan Eyice, Berlin'in işgali gündeme gelince öğrenimini yarım bırakıp Türkiye'ye döndü. Eyice, dönemin politik şartları nedeniyle Danimarka üzerinden Türkiye'ye gelmeye çalışırken bir süre cezaevinde kaldı.

Başarılı tarihçi, 1945'te girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden 1948'de mezun oldu. "İstanbul minareleri" konulu bitirme tezini, Prof. Ernst Diez ile kaleme alan Eyice, Türk-İslam sanatı dersi veren Diez'in yanında asistan olarak çalışmaya başlayarak, akademiye giden yoldaki lisans sonrası ilk adımını da atmış oldu.

Bizans sanatı tarihçisi Prof. Dr. Philipp Schweinfurth'un da asistanlığını yapan Eyice, Edebiyat Fakültesi'nde her yıl konferans şeklinde dersler veren Prof. A. Gabriel'in bu derslerini Fransızca'dan, Schweinfurth ve Kurt Erdmann'ın derslerini ise Almancadan Türkçeye çevirdi.

Eyice'nin ilk yazısı Reşad Ekrem Koçu'nun çıkardığı İstanbul Ansiklopedisinde 1949'da yayımlandı. Fatih'in Çarşamba semtindeki Hirami Ahmet Paşa Mescidi hakkındaki bu makalenin ardından pek çok maddeyle ansiklopediye katkıda bulundu.

Mezuniyetin ardından Bizans Kürsüsünde asistanlık yapan Eyice, 1950-1953 arasında Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel'in danışmanlığında Side kazılarına katıldı. Sanat tarihi profesörü Eyice, "Side'de Bizans Yapıları" konulu teziyle 1952'de doktorasını verdi.

Kamran Yalgın ile 1954'te evlenen Eyice'nin iki çocuğu oldu.

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİNDE BİZANS TARİHİ DERSLERİ VERDİ

Semavi Eyice, 1955'te "Son Devir Bizans Mimarisi" kitabıyla doçentliğini alırken, aynı yıl Fransız hükümeti tarafından verilen Legion d'Honneur nişanıyla da ödüllendirildi.

"İlk Osmanlı Devrinin Dini-İçtimai Bir Müessesesi Zaviyeler" başlıklı teziyle profesör unvanını alan Eyice, daha sonra Bizans Sanatı Kürsüsü başkanlığına atandı. Ünlü tarihçi, Humboldt bursuyla 1958'de gittiği Münih Üniversitesinde 13 ay derslere devam etti ve boş vakitlerini kitap toplamaya ayırdı. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümündeki görevine 1959'da dönen Eyice, Bizans tarihi dersleri vermeye başladı.

Prof. Dr. Eyice, akademik çalışmalarında medeniyet ve sanat tarihi genel başlığı altında Bizans sanatı ve tarihi, İstanbul tarihi, Türk medeniyeti, mimarisi ve sanatı konularıyla Osmanlı coğrafyasındaki Türk eserleri alanlarında yoğunlaştı.

Bizans Sanatı Tarihi Kürsüsü'nün kaldırılması üzerine İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölüm başkanlığını yürüten Eyice, 1990'da emekli oldu.

Semavi Eyice, Almanya'da Bochum Üniversitesi'nde Fransa'da Sorbonne ve College de France'da, İsviçre'de Geneve Üniversitesi'nde dersler verdi ve Bruxelles, Münih, Mainz, Münster, Berlin, Roma, Ravenna, Venedik, Ohri, Bükreş, Selanik, Belgrad ve Washington'da konferanslarını sürdürdü.

Türk Tarih Kurumunda 1983'e kadar görev alan Eyice, kısa aralıklarla iki defa Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu üyeliği yaptı.

BÜTÜN ÇABASI ÜLKESİ İÇİNDİ

Sanatı, kültür tarihinin bir parçası olarak kabul eden Eyice, yaşamı boyunca "memleket irfanı için" diyerek, İstanbul'un kültürel mirasını çözümleyen bir arkeolog gibi, mimarideki etkileşimleri, dönüşümleri ve en geniş manasıyla mekanları şekil analizin ötesine geçerek inceleyen bir araştırmacıydı.

Usta tarihçi, henüz öğrenciyken fotoğraf makinasıyla İstanbul'u sokak sokak gezerek, şehrin dokusunu yakından tanımaya çalıştı.

Türk sanatının çeşitli devirlerinin üslup özelliklerinin nabzını tutan Eyice, çalışmalarında mimari kültürün ayrıntılarını kavramak amacıyla büyük ve ihtişamlı yapıların yanı sıra yeteri kadar dikkat çekmemiş çarşılar, bedestenler, çeşmeler, sebiller, köşkler, köprüler, su kemerleri olmak üzere birçok esere odaklandı.

Yasemin Akçaoğlu'nun 2005'te hazırladığı "Türk Sanatına ve Tarihine Katkılarıyla Semavi Eyice" başlıklı teze göre, Eyice'nin hayatında Mustafa Kemal Atatürk'ün tarih ve tarihi eserler hakkında yolladığı telgraf kırılma noktası oluşturdu.

Atatürk imzalı telgrafın ilk maddesinde "Gezdiğim gördüğüm yerlerde bazı arkeolojik kazıların yabancılar tarafından yapılmakta olduğunu gördüm. Bundan böyle bunları Türk gençleri yapsın. Şu halde Milli Eğitim Bakanlığı bazı Türk gençlerini Avrupa'ya göndersin, bunlar arkeoloji eğitimi görsün, kazıları onlar yapsın." ifadeleri, ikinci maddesinde ise "Gezdiğim gördüğüm yerlerde Türk eserlerinin harap durumda olduğunu gördüm. Bilhassa Konya'dakiler perişan bir halde... Bunların restorasyonu için Vakıflar İdaresine gerekli talimatın verilmesi fakat ezeli emirde bunlar asker işgali altında, bunların asker işgalinden çıkarılması gereklidir." sözleri yer alıyordu.

Eyice, bu telgraftaki mesajları emir olarak kabul edip, üstüne düşen görevi gerçekleştirmek adına hayatını adadı. Yurt içi ve yurt dışında birçok üniversitede ders veren Eyice, eğitim öğretim çalışmalarının yanı sıra Bizans ve Osmanlı sanatı konularında inceleme ve yüzey araştırmaları yaptı. Bizans sanatı araştırmalarına ek olarak Türk sanatının Avrupalılara tanıtılmasında da hizmet etti.

ALLAH, BANA MEMLEKETİMİZİ UZUN SÜRE ANLATABİLECEK ÖMRÜ VERDİ

Bizans sanat tarihinin ilk Türk uzmanı olarak hatırlanan Eyice, katıldığı bir konferansta, şunları aktarmıştı:

"Allah bana memleketimizi uzun süre anlatabilecek bir ömür verdi. Hayatım boyunca oldukça fazla hatıram oldu. Birçok şey gördüm, yaşadım. Korkunç bir savaşın içinde olan Almanya'da 2 yıl kaldım. İnsanlığın ne hale geldiğini, nasıl bir vahşet içinde kaldığını canlı olarak yaşadım. Türkiye'de yalnız Bizans kültürü değil, Osmanlı kültürü de bilinmiyordu. Hala Osmanlı sanatını tamamen bilmeyen birçok insan var. Eksikliğini hissettiğim için zamanında İstanbul Üniversitesinde Osmanlı mimarisi dersi verdim. Şehrin içinde tarihi karakterde korunması gereken ne varsa bunların muhafaza edilmesi gerekiyor."

Prof. Dr. Eyice, Beyhan Karamağaralı'nın kitabına yazdığı takdim yazısında şunları söylemişti:

"Sanat, bir milletin zevkini, geleneklerini ortaya koyduğuna göre, bunun tarihini araştırırken, çalışmaları yalnız bir yapı çeşidine inhisar ettirmek yanlış olur. Türk sanatı tarihinde de ilk denemelerde bu yol tutulmuş, cami mimarisi ve tezyinatı yardımıyla Türk sanatı esasları, gelişmesi, özellikleri ortaya konulmak istenmiştir. Halbuki Türk sanat tarihi yalnız dini mimarinin bir yapı türünde değil, fakat daha pek çok başka türlerde de araştırmak, tarih içinde gelip geçmiş 'fani'lerin sanat zevk ve tutumunu ortaya koymakla, o milletin medeniyet tarihindeki yerini tayinde büyük faydalar sağlayabilir."

Akademik kariyeri ve bilimsel çalışmalarıyla ne kadar iyi bir sanat tarihçisi olduğunu ortaya koyan Prof. Dr. Semavi Eyice, kendi sanat tarihi olgusunu anlatırken şunları da kaydetmişti:

"19. yüzyılda moda olmuş kötü bir Alman metodu vardır. Şekil analizi. Ben böyle bir sanat tarihine taraftar değilim. Benim görüşüme göre sanat tarihçisi, bir tarihçi gibi araştırmak zorundadır. Kültür tarihi genel tarihin bir parçasıdır, sanat da kültür tarihinin bir parçasıdır. Bütün bunlardan sıyrılıp da bir tabloya bakarak İsa'nın kaşı şöyle, gözü böyle ile sanat tarihi olabileceğine inananlardan değilim. Ben Atatürk'ün, eski eserler için düşündüğü ve istediği şeylerin, yani kendi kültürümüze yabancı olmakla beraber yaşadığımız topraklardaki tarih ve medeniyet izlerini bir Türk'ün de tanıyıp inceleyebileceği ve yine kendi medeniyetimizin eserlerini de yaşatmaya gayret edebileceği düşüncesini yerine getirmeye çalıştım. Bu iki programı, yıllarca Trakya ve Anadolu'da Bizans ve Türk eserlerini inceleyip, önemli bulduklarımı yayınlamak suretiyle gerçekleştirdim. 12 yıl Toroslar'da eski ören yerlerinde araştırmalar yaptım. Balkanlar'da kalmış Türk eserlerini de derledim. "Kovulduğum" Anıtlar Kurulu'nda da İstanbul ve İstanbul dışındaki pek çok eski eserin kurtarılmaları için çabalarım oldu. Hatta bazı çok değerli mimari eserlerin mahvına yol açacak girişimlere, Sinan'ın yapısı Mağlova Kemeri örneğinde olduğu gibi tek başıma karşı çıktım."

İSLAM ANSİKLOPEDİSİ'NE 440 MADDE YAZDI

Kuruluşundan itibaren Türkiye Diyanet Vakfı'nın İslam Ansiklopedisi çalışmalarına önemli katkılarda bulunan Eyice, yaklaşık 440 madde ve madde bölümü yazdı. Türk Ansiklopedisi, MEB İslam Ansiklopedisi, Meydan Larousse, Küçük Türk İslam Ansiklopedisi, Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türkiye Ansiklopedisi'ne yazdıklarıyla sanat tarihi alanındaki birikimini yansıtan Eyice'nin yaşamı boyunca bini aşkın kitapta makalesi ve araştırması yayımlandı.

Türkiye'de Bizans sanatının tanınmasında ve Osmanlı sanatıyla karşılaştırılmasında önemli rol oynayan Eyice, "İstanbul Minareleri", "Son Devir Bizans Mimarisi", "Galata ve Kulesi", "Bizans Devrinde Boğaziçi", "Eski İstanbul'dan Notlar", "Ayasofya", "Tarih Boyunca İstanbul", "Atatürk ve Pietro Canonica", "Fotoğraflarla Fatih Anıtları" (M.Tunay-B.Tanman'la), "Istanbul Petit Guide", "İstanbul: City of Domes", "Karadağ ve Karaman Çevresinde Arkeolojik İncelemeler" adlı kitapların yanı sıra 400'ü aşkın bilimsel makaleye imza attı.

Aynı zamanda tarihçilerin pusulası olarak gösterilen Eyice'nin yerli ve yabancı birçok toplu monografileri, kaybolan tarihi eserler hakkında çalışmaları, İstanbul ve Türk medeniyetine hizmet etmiş kişileri kapsayan çok sayıda yazısı da bulunuyor.

SEMAVİ EYİCE'NİN ÖDÜLLERİ

Semavi Eyice, 1997'de "Türkiye Bilimsel Araştırmalar Kurumu Hizmet Ödülü", 1998'de Fransa tarafından verilen "Legion d'Honneur Nişanı", 2009'da "Atatürk Kültür Merkezi Hizmet Ödülü" ve "Avrupa Kültürleri İstanbul Buluşması temalı onur ödülü", 2011'de "Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü", 2012'de "Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği Özel Ödülü" ve 2014'te Diyanet İşleri Başkanlığının "Yüzyılın İslam Kültür Hizmeti Onur ve Hizmet Ödülü"nün sahibi oldu.

Tedavi gördüğü hastanede 28 Mayıs 2018'de yaşamını yitiren Eyice, Fatih Camisi haziresinde Prof. Dr. Halil İnalcık'ın yanına defnedildi.

Sanat tarihi profesörü Eyice'nin kendi ağzından çocukluğundan bu yana hayatının çeşitli devrelerini anlattığı söyleşi, 2014'te kitap olarak okuyucuyla buluşturuldu.

Prof. Dr. İlber Ortaylı, tarihçi Eyice'nin vefatının ardından yazdığı köşe yazısında şunları dile getirmişti:

"Semavi Eyice, çok genç yaşlarında hatta üniversite çağından önce şehri adımlayan, tespit etmeye çalışan bir alim adayıydı. Son gününe kadar da bu özelliğini kaybetmedi. Talihsiz bir göz ameliyatı yüzünden son on yılında artık kitaplarını ve resimleri kullanacak durumda değildi. Ama şaşılacak hafızasıyla neyin nerede olduğunu bilir, okutturarak veya hatırlayarak konferanslarını verirdi. Bu dönemde onunla birkaç uzun televizyon sohbetimiz de oldu. Orada bile soran ve dinleyen konumundaydım. Epey şey öğrenmişimdir. Maalesef kendi dalının geleceği konusunda ekşimtırak intibalarla aramızdan ayrıldı. Ama belli olmuyor, bu memlekette kapkara bilgisizliğin yanında pırıltılı ve meraklı insanlar da her zaman çıkıyor. Ben Bizans araştırmalarının bile Türkiye'de geleceği, hem de parlak geleceği olacağına inananlardanım. Elverir ki gençlerin merakı Semavi Eyice'de olduğu gibi bombalar altındaki Avrupa'da okumaya gidecek kadar derin olsun. O zaman böyle verimli hocalar çıkar."

Gerçekedebiyat.com

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.