Ah şu şairler / Selim Esen

Haber

Ah şu şairler / Selim Esen

Kimi şairler için çok duyarlı, alıngan mı desek ya da asabi mi desek? Kızmaya görsünler, hemen bir yergi döşeniyorlar. Gerçi yergi de bir yazın türü, ama konu şair olunca bazen anlatı türü olmaktan çıkıp, adeta bir öfke aracına dönüşüyor.

Tevfik Fikret’i (1867-1915) ele alalım. Dönemin Maarif Nazırı Emrullah Efendi (1859-1914) şair-i azamın Galatasaray Sultanisi Müdürlüğü görevine son verince küplere biniyor, oturup bir dörtlük döşeniyor:

           

Vakıa insan hata eyler fakat bir şaire

Gelmemişti aklına hiç kimsenin cahil demek.

Başka olsa ne amma doğrusu bir nazıra

Pek revadır böyle haddinden ziyade bok yemek!

*

Peki, İbrahim Alaettin Gövsa’ya (1889-1949) ne demeli! Kendisi için “Sen az yazar, az söylersin” diyen Yahya Kemal’e (1884-1958) kızıyor, kalemi eline alıyor:

Şairim der de, tufeyli yaşatır gövdesini

Dayanıp köhne, Nedim artığı birkaç satıra

Nice yıldan beridir aynı sakız, aynı geviş

Nice yıl var ki, doğursun diye baktık katıra

*

Neyzen Tevfik (1879-1953) de sinirli, asabi bir şair. Bostancı’da bir gün İstanbul Kız Lisesi Müdürü Cafer Erkılıç’ın evinde demlenirlerken, masa arkadaşlarından birisi bir dörtlük okuduktan sonra, Neyzen’e dönüyor:

“Üstat bu dörtlük sizin galiba!”

“Hayır.”

“Sizin olduğunu söylüyorlar.”

(Kimin için yazdığını da söylüyor.)

“…için yazmışsınız.”

Neyzen:

“Yok, haşa!.. Bizim beyefendiye sonsuz saygımız vardır.” diyor.

Gazeteci-yazar-şair Mehmed Kemal (1921-1998) 16 Şubat 1984 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde, hiçbir yerde yayınlanmayan bu dörtlüğü Salim Rıza’nın (1906-1998) açıkladığını fakat kime yazdığını belirtmediğini yazıyor:

*

Cismini bar-ı habaset ezerek

Akibet girdi mezara pezevenk

Sığmadı boynuzları lakin kabre

Attılar üstüne bir hayli çelenk

*

Kimi şairler ise, dergilerin şiirlerine yer vermediğinde ya da şiirlerine para ödemediklerinde sinirleniyor, duygularını dışa vuruyorlar. Örneğin Abdülhak Hamit (1852-1937) ünlü şairlerin şiirine nazire yazan, ölen şairler için tören düzenleyen Florinalı Nazım (1833-1939) için üç beyit yazıyor:

*

Atide bu halkın yine yaveri vardır:

Bir şair-i hoşgörüyü vefaperveri vardır.

           

Maksuduna mevsul olur elbet edebiyat

Hakka ki F.Nazım gibi bir rehberi vardır.

           

Hayide sühunatı tıraş etmeye memur

Allaha şükür cümlemizin berberi vardır.

*

Aşık Veysel’in (1894-1973) bir gece yarısı parası çalınır. Aranır, taranır kimin çaldığı bulunamaz. Kapı kilitlidir, cüzdan şairin cebindedir. Odaya girip çıkan da olmamıştır, öyle ise parayı çalan kimdir? Hırsız bulunamaz. Veysel oturur uzunca bir şiir döşenir. Bir dörtlüğü buraya alalım:

*

Parça parça olsun paramı çalan
Kimi gerçek dedi, kimisi yalan
Dünyada görmedim böyle bir plan
Kapı kilitli, cüzdan cepte, para yok

*

Necmi Onur’un “Hicivlerinin ötesinde bir duygu dünyasının ağırlığı altında… Ezik, yorgun, ama usta…” olarak nitelediği 87 yaşında yitirdiğimiz İzmirli şairlerimizden Mukadder Sadık Özakman (1932-2019) ise çok farklı bir konuda sıkıntılıdır. Bürokratlardan yakınmaktadır:


Memur, amir, şef, mef, müdür
Dosya, kayıt, tarih, mühür
İmza, paraf, getir, götür…

*

Neşeli şairlerimiz de vardır bizim… Kalem Meyhanesi’nin sahibi Mehmed Kemal anlatır:

İki şair-yazar Rıfat Ilgaz (1911-1993) ile Hilmi Büyükşekerci (1922-2018) yolda karşılaşır bir meyhaneye dalarlar. Bir binlik şarap, köfte, piyaz gelir masaya. Rifat Ilgaz söze girer;

“Kimya okudun sen, şarapta ne var?”

“Alkol.”

“Alkol ne yapar?”

“Öldürür.”

“Doğru bildin öldürür. Ama eksik söyledin, alkol öldürür de insanı değil mikropları öldürür. Şimdi buradaki alkol de seni, beni değil, bizdeki mikropları öldürecek.”

İyice çekerler kafaları…

Selim Esen
Gerçekedebiyat.com

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.