Türk Gericiliğinin Sıçrama Tarihi: 2 Temmuz 1993

Gericiler dostunu düşmanını iyi biliyordu. 28 Eylül 1730’da “Şeriat isteriz” diye ayaklanan Patrona Halil’in torunları olduklarının bilincindeydiler.

news-details
Eleştiri

Sivas “Madımak Katliamı”,  her yıl acıyla tekrarladığımız kaybettiklerimizi "anma" ve olayı "lanetleme"nin yanında, bilimsel bilgi ve tarih bilinciyle birlikte değerlendirilmesi gereken bir felakettir.

 

Yakılarak katledilen sanatçıların içinde çok yakın arkadaşlarım vardı: Dizlerine değen uzun askılı, ağır deri çantasını sallandırarak yürüyen şair Uğur Kaynar’la Maltepe’de ucuz Ankara şarabı içilen salaş bir meyhanede çok şarap içmeye gittik; karikatürist Asaf Koçak’ın Karanfil Sokak’daki barında “Sanat Hareketi” toplantıları yaptık, ismini andığımda içimi susuzmuşum gibi yakan Hasret Gültekin’le en son Ankara Türkocağı’nda Yunanlı sanatçıyla verdiği konserde birlikteydik, Metin Altıok’la Ali Balkız’ın yeni açılmış “Kardelen” barında oturmuştuk.

 

Onların acısını unutmak olası değil. 

 

Ömrüm, işkencelere, hapis cezalarına, yasal haklarımın kısıtlanmasına (devlet memuru olamama vs.) karşın ilerici devrimci mücadelenin içinde sosyalist tam bağımsız bir Türkiye özlemi ve mücadelesi içinde geçti. Hiç sarsılmadım.

 

Oysa, katliamdan sonra Türk aydınının, şair/yazarının düştüğü cahillik çukurunu ve kaybettiğimiz bazı şairlerin en yakınlarının bile adeta “celladıyla” işbirliğini görünce bu acıdan çok daha büyük acı çektim, sarsıldm.

 

Bu alçakça katliamı yapanlar Cumhuriyete ve onun Aydınlanma devrimlerine düşman güçlerdi.

 

Türk şairi, yazarı, aydını bu katliamdan sonra, mücadeleyi “İlerici”, “Aydınlanmacı”, “Devrimci” temelde daha bilinçli ve güçlü biçimde sürdürmesi gerekirken üzüntüyle tanık oldum ki tam tersi oldu!

 

1- “Kahrolsun şeirat” “Mollalar İran’a” sloganları  yavaş yavaş şeriatçıların asıl hedefi olan Cumhuriyet'in kuruluş dönemi ve ilkelerine düşmanlığa dyönlendirildi.  Cumhuriyet, laiklik, devrimler, Anadolu Aydınlanması, bağımsız Türkiye, sosyalist mücadele,  insanlığın tarihsel mücadele izleği gibi gerçekler servislerce icad edilmiş “mağdur”, “vicdan” "Kemalist devlet"  vs. gibi hiçbir tarihsel karşılığı olmayan uydurma kavramlarla çorba yapıldı ve her şey bulanık bir “Demokrasi” mücadelesine indirgendi.

 

Bir kez ilerici kimliğinden soyunup tarihsel kimliğinden uzaklaşınca indirgendiğin “Demokrasi mücadelesi”nde "mağdur!" kimler yok ki: Saidi Nursi, Şeyh Said, Necip Fazıl, Adnan Menderes!..

 

 Bu anlayış sonucu Tayyip Erdoğan da bir şiiri -çarpıtaraki üstelik- okuduğu için hapsedilerek çektiği "çile!", Nazım Hikmet'in hapisliğinde çektiği çileyle yan yana geldi ve Tayyip de  "mağdur!" oluverdi! ("Vicdan!"ınız sızlasın şimdi e'mi "yetmez ama evet!"çiler.)

 

Tarihsel materyalizmin öğretisinden uzak  böyle acıklı bir öykü içinde ilerici güçler şaşılası biçimde kısa sürede güçsüz düştü; gerici tayfa her alanda at oynatmaya başladı!

 

Oysa Madımak Oteli’ne saldıran 15 bin kişilik güruh işe önce Atatürk büstünün boynuna ip bağlayarak sürüklemekle başlamışlardı.  “Cumhuriye burada kuruldu – Burada yıkacağız” diye bağırıyorlardı.

 

Tasarlayıcılar bizim gözümüzden bu ilişkiyi ustalıkla gizlediler. Bizse hiç düşünmedik; görmemezlikten geldik.

 

Gericiler dostunu düşmanını iyi biliyordu.  28 Eylül 1730’da “Şeriat isteriz” diye ayaklanan Patrona Halil’in torunları olduklarının bilincindeydiler.

 

Ya biz ilericiler! Biz kimin torunlarıydık?

 

Sivas Madımak Oteli Katliamından sonra, katliamı tasarlayanların planladığı gibi başı koparılmış tavuk gibi yanlış yönlere tosladık! 

 

2-  Gericilikle ideolojik mücadele son buldu. Edebiyat dergilerinde ilerici safta gözüken, en azından bir tarihsel tavrı olması gereken isimler aynı sayfalarda, aynı slogan altında “İslamcı” yazarlarla saf tuttular. Aydınlarının pusulasını kaybettiği bir ortamda bir oldubittiyle Cumhuriyetin Cumhurbaşkanlığı dahil tüm koltuklarına oturdular.  

 

3- İki Cumhuriyet var: Biri gerici, diğeri ilerici. Bunu unuttuk ne yazık ki. Bu ikisinin mücadelesinin seyri ilerlemeyi, gerilemeyi demokrasinin niteliğini vs. belirler. Sivas’da yakılan arkadaşlarımız Cumhuriyetin ilerici yanını temsil ediyorlar, gerici yanına karşı mücadeleyi sürdürüyorlardı. Bu ilkemizi yok ettiler; ilerici damarın devrimci önderlerini düşman, ilerici damarın devrimcilerin paraladığı gerici önderler dost oluverdi!

 

İşte bunun içindir ki Sivas katliamını yapan cellatlar ve çocukları bugün de “Yine yakarız!” diye tehdit etmekten çekinmiyorlar!

 

4- Türk gericiliği, Türk devrimiyle kaybettiği mevzileri ele geçirmek için, ilerleyişini engellediğine/engelleyeceğine inandığı insanları bazen tek tek öldürerek, bazen toplu katliamlarla yakarak, yıkarak katlederek uzun ve kanlı bir yoldan geldi. Sivas Katliamı bunun için yapıldı: Prof. Bahriye Üçok, Turan Dursun, Prof. Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, A. Taner Kışlalı bu ilerleyiş için katledildiler.

 

"Sivas/Madımak" biz ilerici aydınlara uygulanmış bir "şok"tu! Onlar için ise Cumhuriyeti ele geçirip "Hayaldi gerçek oldu!" diyecekleri bir "altın vuruş"!

 

(Bugünün sağcı iktidar(lar)ı, Hizbullah'tan ANAP ve Adalet Partisi tabanına kadar Türk sağının büyük koalisyonunun bin bir çeşit mücadelesinin toplamı bir sürecin ürünüdür.) 

 

Otaçağdan çıkıp gelmiş zihniyetin on yıllardır süren her türlü yeraltı ve yerüstü faaliyetinin, çağımızda gericiliği besleyen en büyük güç olan emperyalistlerle koalisyonundan ortaya çık(arıl)mış korkunç bir güçle karşı karşıyayız.

 

Onlar, etnik  ve dinsel/şeriat temelli devletlerini kuracaklar; ama çağdaş, ilerici, devrimci, demokrat insanlar olarak bizlerin kıçımızı koyacağımız küçük bir Cumhuriyetimiz olabilecek mi; kuşkuluyum!

 

Ve Anadolu Cumhuriyet’le yaşadığı aydınlanma çabasını bir daha belki de 100 yıl göremeyecek. Yıllar sürecek karanlık bir çukurda Afganistanlaşacak!

 

Ahmet Yıldız

 

Gerçekedebiyat.com 

 

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gerçek Edebiyat

gercekedebiyat.com yazarı, info@gercekedebiyat.com

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..