Solculuk diye bir şey yok, az sağcılık var

Sağın yaklaşımı kat be kat bilimseldir sola göre. Bunun böyle olduğu en az yedi bin yıllık sınıflı toplumlar düzeninde milyon kez kanıtlanmıştır

news-details
Eleştiri

Başlıktaki saptamayı şu biçimde de ifade edebiliriz: “Herkes sağcıdır, solcular daha az sağcıdır.”

 

Birçoğumuz kafa patlatıp hayıflanırız, sol dünyada neden egemen olamıyor, hele bizim ülkemizde neden hep küçük kalıyor? Halkın hiç değilse çoğunluğunu, çoğunluktan geçtik yüzde kırkını saflarımıza neden kazanamıyoruz?

 

Gerçek solculuğu sosyalistlik olarak görürsek eğer, ki ben o fikirdeyim; insanları ikna yönünden halimiz büsbütün içler acısı.

 

Biz solcular aydınlanma denince, bilimsellik denince mangalda kül bırakmayız; ancak siyasette bilimsellikten acaba sağcılardan daha mı fazla uzağız? Cevabım nettir: Sağcılar bilimi kullanmada solculardan daha ileridir. Biz sağcıları inançlarına göre hareket ederler diye suçlarız da, kendimiz ne yaparız. Bizim inançlarımız bilimselliğimizi ve siyasetimizi köreltecek denli hayalcidir.

 

Gelin olguya bilimsel yaklaşmayı deneyelim. Bu yazı böyle bir uğraşın son halkalarından biridir.

 

Solcular da Aslında Sağcıdır

 

Toplumu sağ ve sol değerlere yaklaşma açısından, eksenini sağa veya sola göre saptama açısından ele aldığımızda hepimizin kabul ettiği bir gerçekle karşılaşırız: Toplumda ne kadar solcu varsa, toplum o derece sola çeker. Bu basit saptamayı daha ileri boyuta taşıyalım. Burada tek belirleyen kafa sayısı değildir. Yukarıdaki ilk saptama tamamen doğrudur, ama çok eksiktir. Kafa sayısı kadar önemli olan bir şey de şudur: Solcu kafalar ne kadar solcudur? Niteliğin düzeyi nedir? Dahası sağcı kafalar ne ölçüde sağcıdır? Dahası her insanda solculuk bulunur, sağcılarda da sol değerler bulunur; sağcılardaki sol değerler ne ölçüdedir? İşte bir toplumun ve tüm insanlığın sağ sol eksenindeki yerini kafa sayısı kadar bu nitelik düzeyi belirler.

 

Daha açık bir ifadeyle sizin solcularınız yeterince solcu değilse solu daha fazla geliştiremezler. Hem kafa sayısı, diyelim oy oranları açısından, hem de nitelik açısından, öz açısından. Bir ülkede ve dünyada solun gelişebilmesi için hem solcuların sayısının artması, hem de solcuların daha fazla solcu olması gerektir.

 

Eğer böyle bir niyetiniz varsa, ilk adımda insana özgü temel gerçekleri, bilimsel bir açıklıkla inceleyip, bazı saptamalara varmanız ve siyasetinizi bu saptamalar ışığında gözden geçirmeniz şarttır.

 

Hemen bir yanılgıya işaret edeyim: Solcular halka seslenirken, halkı, yani insanlığı özde iyicil, erdemli,  akıllı bir kitle olarak görürler. En azından insanlığın büyük çoğunluğunun mevcut düzence bozulmuş davranışlarına karşın, doğal olarak sola, sosyalizme yatkın olduğunu varsayarlar. Sağcılarsa halka seslenirken onun esasta kötücül, ahlaksız ve "salak" olduğunu bilirler. Sadece konuşmalarını değil, siyasi strateji ve taktiklerini buna göre ayarlarlar.

 

Sağın yaklaşımı kat be kat bilimseldir sola göre. Bunun böyle olduğu en az yedi bin yıllık sınıflı toplumlar düzeninde milyon kez kanıtlanmıştır.   

 

Solculuk, sosyalistlik nedir peki?

Solculardaki solculuk, sağcılardaki solculuk dedik, nedir peki bu solculuk? Kabaca solculuk ölçütlerini, değerlerini  sıralarsak tartışma oradan rayına oturur. Gerçek bir solcuyu, sosyalisti, solcu yapan ilkeler şunlardır:

 

Eşitlik istemi; özgürlük istemi; kapitalizme, sınıflı düzenlere karşı olmak; emperyalizme karşı olmak, ezilenden, yoksuldan yana olmak; ulusların, ırkların eşitliğine, eşit hakkına inanmak; bilimden yana olmak; laiklikten yana olmak; doğadan, hayvandan, bitkiden yana olmak; sanattan yana olmak; sorumluluk sahibi ve ahlaklı olmak; yenilikçilik, eleştirellik, sorgulayıcılık…

 

Yukarıdaki ilkeler listesine birkaç madde daha eklemek mümkün. Ama kanımca esas budur. Bunlar solun 250 yılda ortaya çıkardığı, geliştirdiği, üstünde durduğu kavramlar. Yazıyı hazırlarken başta hepsini açmıştım kısaca. Şimdi açmadığım için eksik bulunabilir, eleştiri alabilirim. Ancak yazı uzuyor ve asıl meramımı böyle uzun bir yazıda vurgulayamam belki. Zaten aksilik de bu kavramları açtığımızda başlıyor. Belki kırk kanattan değişik solcuların hepsi bunlardan farklı şeyler anlıyor. Ama terslik keşke orada kalsa.  

 

Terslikler Artıyor:

 

Nedir bu her aşamada daha da artan terslikler?

 

BİR: Bu maddeleri hep birlikte savunmak gerçek yaşamda mümkün değildir. Çünkü gerçek yaşamın genel siyasette ve tek tek insanların günlük yaşamında ortaya çıkardığı çelişkiler, saflaşmalar, bunların aynı önemde birlikte savunulmasını engeller. Biri öne çıkarken, doğallıkla, ötekiler geriye itilir, hatta bazı maddeler o saflaşma içinde tamamen silinir. Örnek verelim. Bazı sosyalistler için Kürtlerin tüm haklarının teslim edilmesi solculuğun temel gereklerindendir. Ben de aynı fikirdeyim. Ama öteki ilkelerle birlikte ele alınmadığından ve siyasi saflaşma ortaya bambaşka gerçekler çıkardığından o cephedeki sosyalistlerin büyük bölümü, eğer söz konusu haklar emperyalizmin planları doğrultusunda verilecekse buna da destek olmaya, en azından ses çıkarmamaya başlarlar.

 

Sonucunda emperyalizme ve kapitalizme karşı olma ilkesi ya geri plana itilir ya da tamamen unutulur. Karşıtı cephedeki çoğunluk için de benzeri gerçektir. Onlar da çoğun “Elbette Kürtler kardeşimizdir” derler, ama verili siyasette Kürt hareketini emperyalistler yönlendirdiğinden (veya tamamen milliyetçi güdülerle) onların doğal haklarını kolayca reddederler.

 

Dikkat etmişsinizdir. Yukarıdaki maddeler içinde milliyetçilik bir sol değer olarak yer almamıştır. Milliyetçilik, sola sosyalizme eşitlikçiliğe karşı bir olgudur, sağ bir olgudur. Solun altını oyan, onu çürüten bir olgudur. Ama solcular milliyetçiliği iyi amaçlar için, anti-emperyalist amaçlar için siyaseten kullanabilirler. Bunu akılcı ve denetimli bir biçimde yaptıklarında milliyetçilik sol amaçlara hizmet edebilir. Ama kontrol zaten milliyetçilerin elindeyse (Türkiye’deki Türk ve Kürt siyasetinin liderliğinde olduğu gibi) milliyetçilik solu yiyip bitirir, yok eder. 

 

İKİ: İnsan aklı bu değerlerin hep birlikte savunulması için yeterli gelişmişlik düzeyinde değildir. Bilincimiz hayata kalma savaşı süreci içinde bundan iki yüz bin yıl önce evrimleşmiş, o günden bu yana pek az gelişim göstermiştir. İnsan bilinci tek bir şeye odaklanma, ona odaklandığı zaman da öteki şeyleri gözden çıkarmak veya unutmak eğilimindedir. Bir madde veya en çok iki madde. Solcu bir Kürtçüyse eğer, onun için dünyada tek bir gerçek vardır, Kürt gerçeği. Eğer feminist solcuysa, dünyanın ve solun temel sorunu kadınların ezilmişliğidir, diğerleri pek önemsizdir. Yukarda saydığımız sol ilkeler son iki yüz küsur yılda geliştirilmiş ilkelerdir ki, 200 bin yıl önce gelişimini tamamlamış insan aklı için hayli yeni ve yabancıdırlar. O yüzden her solcu muazzam bir bilmişlik içinde kendi solculuğunun asıl solculuk kabul edilmesi gerektiğini bağırır durur; müthiş bir özgüven içinde ötekileri fasarya veya ihanet sayar. Sonuç olarak sol, kendi içinde birbirini yemeye, kendi içinde düşman yaratmaya eğilimlidir.   

 

ÜÇ: Ayrıca insan bilincinde yukarıdaki değerlerden çok daha kuvvetli sağ değerler bulunur. Çok güçlü bencil değerler, akıl dışı duygusallıklar, mantık dışı inanç sapmaları… Sağ ve sol kabul edilemeyecek bazı yüksüz değerleri saymasak bile sağ veya sağın işine yarar değerler insanda baskındır. Ben şahsen en baba solcuda, en ileri komünistte bile tüm davranış, düşünce, duruş serileri dikkate alındığında olsa olsa yüzde elli beş- altmışlık solculuk görmüşümdür. Sosyalistlerin solculuğu ortalama yüzde otuz-otuz beştir. (Fikir versin diye rakama vuruyorum, yoksa bunları ölçemiyoruz, ancak ölçme teknikleri geliştirilsin isterdim.) Sağcılarda da yüzde beş-on oranında solculuk bulunur. Zaten dünya ve ülke tablosu tam da bunu gösteriyor.  İnsanlığın bugüne dek kurabildiği en ileri sosyalist düzenler bile yarı sosyalist düzenlerdir.

 

DÖRT: Madem solculuğun ilkeleri hep birlikte savunulamıyor yeterli güçte, bunlar çoğun birbiriyle çelişiyor, tüm ilkelerin en temel ilkesi nedir o zaman. Belki onu saptarsak solu ve solculuğun başarısızlığını daha iyi anlarız. Önlem geliştiririz. Solculuğun en temel ilkesi insanda maalesef en az güçlü dayanak bulan ilkedir: Eşitlik istemi.

 

Mehmet Tanju Akad ustanın “Temporal Lob” başlıklı dizi denemeleri- felsefe-tarih yazılarını izliyorum. Örneğin orada ilkel kabilelerden verdiği bir örnek bu konuda fikir açıcıdır. “Ötekileştirme” ve eşitsizlik daha ilkel kabilelerde, ilkel komünal toplumda başlamış. Bunların gerek anaerkil, gerekse ataerkil olanlarında başlangıçta büyük bir eşitlik var, tamam, herkes aynı aileden ve dolayısıyla kardeş gibi. Fakat ya öteki kabileleri nasıl görüyor bu insanlar? Örneğin öteki kabilelere “yılan” “köpek” gibi kötü adlar veriyorlar, kendi kabilelerine iyi insan adlarını layık görürlerken. Öteki kabilelerle savaşıyor, öteki kabilelerden insanları yakalarlarsa işkence ediyorlar, öldürüyorlar. En iyisinden onu köle yapıyorlar. Kölecilik de zaten yavaş yavaş böyle filizleniyor.

 

Ya kabile içi eşitlik fikri... Bunun da kabile içi öteki duygu- düşünce davranış kalıplarının aksine çok güçlü olmadığını anlıyoruz antropolojik verilerden. Var bir damar ama zayıf bir damar. Bir dayanışma duygusu var, biraz da zorunluluktan, başka türlü olmayacağından kaynaklanan bir eşite yakın paylaşım refleksi var. Ama başka bazı duygular çok daha gelişmiş. Örneğin kabilenin ortaklık duygusu. Tek bir vücut olma duygusu. Ataerkil toplumlara geçildikçe bu duygu komünal bir kardeşlik duygusundan ziyade faşizan bir kardeşlik duygusuna evriliyor ve oradan milliyetçilik çıkıyor. Milliyetçilik bu yüzden faşizmin ve sosyalizmin orta malı, hem tehlikeli hem biraz yararlı bir damar. Sonra dinsel inançlar, bağlılıklar, korkular. Birçok zaman kabile kardeşliğinin önüne geçiyor veya kabile kardeşliği ancak din varsa tesis edilebiliyor. Oradan da kabile kardeşliğine çok aykırı uygulamalara gidiliyor. İnsan kurban etmeler, kardeşlerini kurban etmeler vb. Kitleleri veya tek insanları, bazıları sizden üst konumda, bazıları sizden iyi yaşıyor diye ayağa kaldıramazsınız kolay kolay. On binlerce yıllık kabile liderliği, kabile analığı babalığı kabullerinden ötürü, çoğunluk, birilerinin kendilerinden üstün konumda bulunmasına ses çıkarmaz. Yeter ki karnı doysun, açıkta kalmasın. Ama onları vatan, millet, din, namus üstünden kolayca harekete geçirebilirsiniz. Eşitlikçi damar vardır, ama zayıftır, öteki hassas değerlerle birleştirilerek ustaca güçlendirilmek zorundadır.    

 

Solculuk taksi plakası gibi kısıtlı

 

Sanki bu ülkede ve dünyada solculuk, taksi plakası sahipliği gibi bir ayrıcalık ve aynı zamanda kısıtlılık. Solcu oranı bir türlü artmıyor. Yeni birinin solcu olması için sanki illa eskilerden birinin ölmesi veya solculuğu bırakması şart. Bu derece dar mı kalmalı bu yan? İnsan doğasına ilişkin yukarıdaki saptamalar işimizin çok zor olduğunu ve büyük ölçüde çözümsüz kalacağını gösteriyor. Yine de çözümsüzlük kaderimiz mi? O kadar da değil. Kısmi çözümler, rahatlamalar pekala sağlanabilir, sol bugünkünden çok daha genişletilebilir. Yani bir çözüm var, koşullara ve bilime uygun çözümler. Nedir bunlar?

 

ÇÖZÜM: İnsanı esas olarak akıllı, erdemli, iyi gösteren alışılagelmiş tüm kakavan sol kuram ve yaklaşım yöntemlerini, propaganda kalıplarını kırmalıyız. Biz “iyi” için çağrı yapacağız ve akıllı insanlar bu çağrıya kulak verecekler, öyle mi? Bırakalım bunları.

 

Başarılı liderleri örnek almalıyız. Onları gayet iyi incelemeli, ne dedikleri üstüne, ne yaptıkları üstüne değil, hangi koşullarda ne yol izlediklerine yoğunlaşmalıyız. Onlardan ideoloji, dogma değil, yol yöntem kapmalıyız.

 

Bugüne dek solun bir kenara ittiği insan bilimlerine odaklanmalı, siyasetimizi ve propagandamızı sol inançların esiri olmaktan kurtarıp bilimsel hale getirmeliyiz.    

 

Halka çağrı yaparsak bir gün bize gelirler anlayışı bazen “yok öyle değil” dense de solda baskın eğilimdir. Sosyalist partilerde, hatta sosyal demokrat kitle partilerinde karar alma süreçlerine ileri kadrolar bile dahil edilmez, kararı en çok birkaç kişi alır, bu kararlar alta bildirilir. Karar alma süreçlerinde ortaklaşacılık sol bir değerdir, bugün uygulanansa sağcılığın dik alasıdır. Karar bildirilir ve herkesin bu çağrıya uyması istenir. Parti içinde bile ciddi bir siyasi çalışma yapılmaz. Çağrıları alan alt kadrolar bile bu bildirileri içselleştirmemiştir, dolayısıyla tam ikna olmayan kişiler halkı da ikna edemez. Sosyalist liderlerin, sosyalistlerin bile tam solcu olmadığını bilerek (tabii kendilerinin de) ince, sabırlı, emek ürünü bir ikna çalışması yapması gerekir ki; tam tersi yaşanır çoğu durumda, sekterliğin nedeni birçok zaman tembelliktir, bencilliktir. Yani sağcılık. 

 

Halktaki sol değerler nasıl geliştirilebilir, onun sağ değerleri sol için nasıl kullanılabilir (sağcılar sol değerleri bile sağ için yetkinle kullanıyor), bunun hesaplarını yapmalıyız.  Bu değerlerin en çok işlenmesi gerekeni eşitlikçi değerleridir. Bu damarın öne çıkarılması bir siyasi liderlik işidir. 

  

Ve son olarak, birbirimizi acımasızca ve küstahça eleştirmeyi bırakıp sol değerlerin ne olduğu ve hangileri üstünde uzlaşabileceğimiz üzerine kafa yormalıyız.

 

Yazımı yine Tanju Akad’dan kaptığım bir Einstein alıntısıyla sonlandırayım:

 

“Bugün dünyada var olan sorunlar, bu sorunları yaratmış olan düşünce düzeyiyle çözülemez.” 

 

Kan Arslanoğlu

Gerçekedebiyat.com

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gerçek Edebiyat

gercekedebiyat.com yazarı, info@gercekedebiyat.com

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..