Gün yüzü görmek

news-details
Deneme

 

"Hiç gün yüzü gördüm mü yavrum, onu sor!” derdi eskiler...

Çocukken onun acısız kedersiz gün gördün mü anlamına geldiğini bilmezdim tabi, günlük güneşlikse dünya, herkes güneşe çıkmış sayılırdı aklımca. Hem güneş giren eve doktor girmez denirdi. Güneşin yararı ta ilk okul sıralarında kazınmış aklımıza. Şimdilerde derdimiz acıdan, kederden nasiple geçen günlerde gerçek anlamıyla da güneşli havalarda evlerde mahkûmiyet!

Kovit 19 adı verilen bir virüsten, bulaşmasından, ölümden korkuyoruz, evde kal çağrıları ile evde kalıp, korunmayı umuyor, deniyoruz en azından bize de bulaşmasın diye... Mümkün olsa da hiç bulaşmasa, kurtarabilsek kendimizi, hiç olmazsa aşısı ilacı çıkana kadar... Ama asıl korkutucu olan gözden kaçan, kimselerin dile getirmediği başka riskleri var bu eve kapanmanın... Ekonomi, işsizlik, eğitimde aksamalar, bozulan psikolojiler kesin... Unutulan bir sonuç da benden gelsin, dokunsan kırılıverecek hale geliyor belki de gün yüzü görmeyince iskeletimiz ve birden sıyrılıverecek sanki üzerinde başkasının giysisi gibi bollaşan bedenimiz...

Evimizin yönü kuzey batı. Bunun doğal sonucu sıcak mevsimlerde serinlik tabi. Klimamız yok bu yüzden, aç iki pencere karşılıklı, esinti dışardaysa aynısı içerde. Soğuk mevsimlerde de daha fazla yakıt parası ödemek demek elbette… Güneş girmeyen eve doktor girer de diyebiliriz o atalar sözünü sözcük değişimi söylersek. Bir doktorla evlenmek amaçlanmış değildir bu söz atalarca belletilirken. Hastalıklar peş peşe sıralanıyorsa sağlıksızlık karnemizde, işte nedeni gerçek anlamıyla bu güneş görmemişlik.

Sabah ve öğleyin güneş almıyor çalışma odam. En azından vitamin güneşi almalı insan, ama o hiç uğramıyor öğle saatinde evimin kıyısına. Balkonumu bile teğet geçiyor o nazenin sabahtan akşama. Odaya ancak akşam ulaşan ışınların vitamin üretme değeri sıfırken, korunmak için güneş yağı, güneş sütü ister nitelikteler.

Bu yüzden apartmanın en tenha köşesine doğru hedef saptayıp, bahçeye indim dün, yanımda kitabım, suyum, plaj sandalyemle. Sokağa çıkmak yasak çoğu insana, yasak olmayan da çıkamıyor maskesiz. Neyse ki sokağa kimlerin çıkacağı konusundaki genelgeler bahçe için hükümsüz. Ya da ben böyle olmasını istiyorum yorumun. Yanımdan yöremden kimseler geçmeden oturmayı başardım. Yine de maskeyle okudum kitabı, bir saat öğle güneşi aldım. İşte ilk deneyim, ilk sonuç umudum… D vitamini üretecek böylece bendenizde kış boyu gün yüzü görmeyen derim, kolum, bileğim ve ellerim. Başka günler de aynı yolla güneş almayı deneyeceğim. Apartmanda komşulara örnek olursam okuma oranı da artar mı acaba, bu da ikinci iyi sonuç olsun, diledim.

Ellerim ve ben sık yıkanmaktan fazla mı inceldik ne demeye kalmadan sürüyor suya sabuna dokunma hali. Ama astımlıyım ben, korumam gerek kendimi, astım ilaçlarının yan etkisi D vitaminini ta dibine kadar tüketmek. Kemik yoğunluğu yaşa bağlı azalıyor zaten, benimkisi iki kat artan bir risk demek oluyor… Zordur astımla günü gününe uyar yaşamak. Plan yapmak. Proje yapmak... Harfi harfine uymak, uygulamak... Zordur sözcüğün anlamıyla yaşamak.

Bir öksürük tıkar astımlıysan göğsünü, hırıltısı eşlik eder peşinden, bütün planlar çöpte, astımlı beden en yakın kanepede... O bir an nefessiz kalmanın, o içten dışa oksijen isteyen ıslığını, çığlığını sadece yaşayan bilir... (Kim bilir bünye ne zaman toparlar kendini ilk zorluk atlatılınca. Bekler insan. Umutla.) Bilir de… İster ki gerçekleşsin dileği, kimse astım olmasın, tıknefesle yaşamasın kimseler! Sonra “Hiç gün yüzü gördüm mü?” diye düşünürüm krizi atlatınca. Yanıtım çocuk bilgeliğimle... “Gördüm tabi, sorunsuz aldığım her bir nefeste!

Ünsal Çankaya
Gercekedebiyat.com

Sosyal Medyada Paylaş

author

Ünsal Çankaya

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..