Entelektüeller! / Mehmet Tanju Akad

news-details
Deneme

ENTELEKTÜEL KİMDİR?

Bunun Türkçe karşılığı sayılan "aydın" terimini kullanmaktan ömrüm boyunca kaçındım. Kelime aslında güzeldir. Aydınlanmış kişi anlamındadır. Aydınlık da her anlamıyla güzel şeydir. Ailemde de kullanılmış olan bir isimdir. Ama bazı kişilerin kendilerini diğerlerine göre "aydınlanmış kişi" olarak nitelemelerini itici bulurum, çünkü böyle addedilen kişilerin bir çoğu aslında içlerinde derin bir karanlık barındırır. İşin diğer tarafı, bunların bir kısmı gerçekten çok olumlu ve değerli insanlardır ama onlar zaten kendilerine aydın demez. Derdim, kendilerine bu sıfatı yakıştıranlaradır. Her neyse, bu kişisel tepkim nedeniyle konuyu irdelerken "entelektüeller" kelimesini kullanacağım için şimdiden affımı istirham ederim. Türkçe karşılığı olan bir yabancı kelime kullanmaktan genelde kaçınırım ve bunu ancak karşılığı amaçlanan kavramı tam ifade etmiyorsa yaparım. Bu muhtemelen tek istisnadır.

*

Aydın kelimesi Türkçedir ama terim olarak Fransızcadan ilham olmuşa benzemektedir. Söz konusu ülkede yaklaşık iki asır önce ortaya çıkmış olan bourgeoise eclairee yani aydınlanmış burjuvazi şeklinde kullanım, bizde önce Arap kökenli tenvir etme (aydınlatma) fiilinden türetilen münevver sıfatıyla karşılanmıştır. Eskiden belediyelere sokak lambaları için "tenvirat" yani "aydınlatma" vergisi öderdik. Sonra sözde veya özde "tenvir olmuş" bu kişiler için aydın kelimesi kullanılmaya başlandı. Güzel kelime ama, işte kendimce, bu anlamda kullanımı hariç.

 

Batıda bu intellectuals kelimesiyle ifade edilir ki, bu Rusya'da inteligentsia şeklini alır. Bu esas olarak aydınlanma çağının sonunda gündeme gelmiştir ve 18. yy. büyük düşünürlerin çağıdır. Ancak, sonradan entelektüel olarak nitelenen kişiler de vardır. Orta çağlarda, tüm fikir hayatı kilisenin gölgesi altındayken böyle bir sorun elbette yoktu. Düşünen kişiler genelde güç sahiplerine yamanıp hayatta kalmaya çalışırdı. Ancak, örneğin Erasmus gibi bağımsız olarak saygı gören, takdir edilen entelektüeller vardı, her ne kadar yaşadığı dönemde "hümanist" olarak adlandırılıyorsa da. Erasmus güç sahiplerine yanaşmadan kitaplarının geliriyle yaşamıştı. Onun çağdaşı olan Thomas More da bağımsız kalma uğruna kafası kesilerek idama gitti. Tek cümle onu kurtarabilirdi ama sözünden ve inancından dönmedi. Öte yandan, mülk sahibi oldukları veya aristokrasiye mensup oldukları için düşünürler arasına karışabilen kişiler de vardı. Montaigne ve Montesquieu bunlar arasında sayılabilir. Büyük ihtilalci Tom Paine ise kaleme aldığı broşürler yüz binlerce basılır, peynir ekmek gibi satılırken hayatının büyük bölümünde fiilen açlık çekti, açlıktan kaynaklanan hastalıklarla boğuştu. Rousseau da aynı dönemin entelektüelidir ve eski rejimin karşı olan düşünürler arasında yeri ön sıralardadır.

Desiderius Erasmus

Entelektüel terimi ilk başlarda toplumda çok küçük bir azınlık olan okumuş kişiler, özel olarak da düşünce ve yazı üreten, felsefe ve edebiyatla ilgili kişiler için kullanılırdı. Sonra, Fransız İhtilali sonrasında ulusal devlet yaratmanın bir aracı olarak milli eğitim çok hızlı bir şekilde yaygınlaştı. Önce Avrupa'da, sonra diğer ülkelerde. Ortalama yarım asır sonra Osmanlı da başladı ama yaygın olarak gelmesi aşağı yukarı İkinci Meşrutiyet sonrasındadır. Tabii Osmanlı'nın son on yılı fevkalade büyük gailelerle geçtiği için Cumhuriyet esas alınabilir. Ne var ki, Türkiye en büyük aydınlarını Osmanlı'nın son döneminde yetiştirmiştir. En dar anlamda, düşün ve yazın alanına baksak bile, altın neslin hepsi çocukluklarını ve gençliklerini Osmanlı vatandaşı olarak geçirmişti. Şinasi ve Namık Kemal ile tartışmalı Tevfik Fikret bir kenara bırakılırsa, Mithat Cemal, Kemal Tahir, Hüseyin Rahmi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ziya Gökalp, Halide Edip. Edebiyatımızın bütün dev isimleri Osmanlı'nın son döneminde yetişmişti. Bunun irdelenmesi gerekir. Keza, hep eylem adamı olarak ele alınan Mustafa Kemal'in entelektüel yanı da daha ayrı ve sistemli tetkik gerektirir.

İbrahim Şinasi

19. yüzyılda eğitim önce aristokrasiden burjuvaziye, daha sonra da tüm toplum katmanlarına yayıldı. Devletlerin asker, bürokrat, diplomat, memura, sermayenin de mühendislere, bankacılara ihtiyacı vardı. Bu nedenle üniversite eğitimi çok hızla yaygınlaştı ve 20. yüzyılda dünyanın her köşesine yayıldı. Buna paralel olarak, okumuş kesimler içerisinde, bu sayede "aydınlandıklarını" varsayıp kendilerini misyon insanı olarak görenler çoğaldı. Bunlar dünya sorunlarını bildiklerini ve doğru çözümler ürettikleri yanılgısı içerisinde yaşadılar. Tabii, madem ki onlar "aydınlanmıştı", toplumlar onlardan yararlanmalıydı. Tabii, bu büyük bir egoya işaret eder ki, bunların sırtında yumurta küfesi olsaydı bu kadar boş lafı bu kadar kolay edemezlerdi. Yani "çok biliyoruz, o halde bizim görüşlerimiz en doğrusudur" derler, sonra göz açıp kapatıncaya kadar bin fraksiyona bölünürler ama ukalalık hakları daima baki kalır.

*

Pekala, entelektüel kimdir. Kimi tanımda bunların ele emeği ile çalışmama şartını getirir ama büro çalışanlarını da saymazlar, üniversite mezunu olsa bile. Bence bu pek geçerli bir tanım değildir. Daha dar olarak, entelektüeller uzmanlar ve yazın insanlarının bir kısmıdır şeklinde bir tanım yapılmıştır ki kanımızca bu da muğlaktır. İnsanlığın sorunlarını düşünen her bilim adamına karşı, şirketinin ve cebinin çıkarlarını düşünen üç bilim adamı bulunur. Keza, örneğin politik görüşleri nedeniyle geçmişi çarpıtan sürü sepet tonla tarihçi entelektüel sayılabilir mi? Buraya kadar olan tanımlara karşı itirazlarımızın temelinde, "belli değerlere sahip olmak" gibi bir kıstasımız olduğu gözlerden kaçmamıştır. Faşistleri veya diğer otoriter rejimleri destekleyen kişiler arasında dönemin entelektüelleri arasında sayılan nice kişi bulunur. Pekala, sanatçı, yazar ve edebiyatçıların hangilerini entelektüel sayabiliriz. Bunda da sınır muğlaktır. Keza gazete yazarlarının hangileri entelektüel sayılabilir? Kıstas bulunabilir mi? Korkarım ki, bu soruya olumlu yanıt vermek mümkün değildir.

 

Görüldüğü gibi, entelektüellerin kimler olup olmadığı konusunda objektif kriterler bulamak çok zor veya imkansızdır. Eminim ki, kendisinde entelektüel bir yan görenlerin hepsi, önlerine bir liste sunulacak olsa, karşıt görüştekilerin bir kısmını siler. Keza, zamanın ruhu da entelektüel kişilerin tanımına değişiklik getirir. 1960'larda Marksizm, akademik olsun olmasın, entelektüel tanım içerisinde yer alabilecek her ortamda fevkalade yaygındı. Bundan çok değil 30 yıl sonra, yani aradan iki nesil dahi geçmeden unutuldu. Marksistlerin ancak çok değerli araştırmalara imza atanları entelektüel sayılır oldu, diğerleri garip karşılanmaya ve dışlanmaya başlandı. Yani, bu, en azından kimilerine göre biraz da dönemle ilgili bir telakki.

Entelektüel tanımına, birçok başka şeyde olduğu gibi, ne olduğuyla değil, ne olmadığıyla da yaklaşabiliriz. Ama bu da çok tartışmalıdır. Kimileri için entelektüel bağımsız kişidir. Kimileri ise bağımsızlığı karaktersizlik olarak niteler. Yukarıdaki paragrafta söz ettiğimiz "ideolojiler çağının entelektüelleri" ile şimdi yaşadığımız çağın entelektüelleri benzerler mi? Benzer ve farklı yönleri nelerdir. İşte ileride irdeleyeceğimiz temel hususlardan birisi budur.

*

Dostoevsky entelektüellerin halktan kopmasını bir trajedi olarak niteler. Ona göre ancak halka gitmekte entelektüel olunabilirdi. Berdayev, Dostoevsky'nin inteligentsia üzerindeki görüşlerinin Rusya'ya özgü olduğunu söylemiş, onların halkı idealize ettiklerini, gerçeği sadece basit Rus halkının, özellikle köylülerin koruduğuna inandıklarını ifade etmiştir. Ülkemizde de buna benzer bir popülist halkçılık anlayışına sahip okumuşlara ara sıra rastlamışızdır. Hatta, Yeraltından Notlar  kitabının ilk bölümünde Dostoevsky'nin şu ifadesine rastlarız: "Baylar, biliyor musunuz ki, belki de kendimi akıllı (intelligent kelimesini kullanıyor) adam addetmemin tek nedeni bütün hayatım boyunca ne bir şeye başlayabilmem, ne de bitirebilmemdir. Hepimiz gibi boş konuşan, zararsız, can sıkan bir geveze olduğum kabul edilmelidir. Şayet her akıllı kişinin doğrudan ve yegane meşgalesi boş konuşmaktan, yani bilerek kalbura su dökmekten ibaretse."

Burada entelektüeller üzerindeki en olumsuz görüşlerden birisiyle karşılaşırız. Aman dur diyelim Fedor Dayı, bu fikir bizde, onlara "entel dantel" diyen kırsal bölge insanları arasında çok rağbet görür. Ancak, entelektüeller her dönemde farklı görülmüş, onlar da kendilerine farklı nitelikler atfetmişlerdir. Bunun eğitim, iletişim ve dönemin siyasi iklimiyle yakın ilişkisi vardır.

*

NOT: Daha henüz bitiremediğim tanımı, sonraki bölümlerde, entelektüeller ile günlük hayat ve politika arasındaki ilişkileri irdeleyerek açmaya çalışacağım. Herkesin mutabık olacağı bir yere varamayacağımız şimdiden belli olsa da, izleyeceğimiz yol budur.

Mehmet Tanju Akad

GERCEKEDEBİYAT.COM

Sosyal Medyada Paylaş

author

M. Tanju Akad

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..