Elif Okur Tolun’un kuzgunları ve Edgar Allan Poe / Ahmet Yıldız

6 - 21 Mart 2020 tarihleri arasında Ankara'da Galeri Akdeniz'de, son zamanlarda hayvan severlerin ilgi duyduğu kuzgunlardan oluşan resim sergisi açıldı.

news-details
Resim

 

Çırpınarak girdi birden o eski  kutsal günlerden
Bugüne kalmış bir Kuzgun pancuru açtığım zaman.

(Edgar Allan Poe)

Ressam Elif Okur Tolun, diğer resim sergilerinde olduğu gibi şiirsel bir ad vermiş sergisine. Önceki sergilerinden son ikisi de "Hayalet Şehir" ve "Ara Zamanlar"dı.

Kuzgun, son yıllarda adeta keşfedilen bir hayvan. Zekasıyla, ailesine olan bağla, doğanın mucize hayvanlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Avrupa'da çoğu halk uğursuz kuş olarak nitelendirmiş. Fransa'da, kargalar büyücü rahibelerin ruhları, kuzgunların da rahip ruhları olduğuna inanılıyordu. Almanya'da lanetlenmiş ruhların içine girdiği hayvan, hatta direk şeytanın kendisi olduğuna inanılmış. İsveç'te, Danimarka'da şeytani bir takım özellikler atfettikleri görülüyor.

Çoğu belgesellerde kuzgunların tuzaklar içine konulmuş ceviz ya da fıstığı alet kullanarak nasıl almayı başardığını hayranlıkla izleriz. Vahşi doğadaki bazı kuzgunların yuvalarına tırmanmasın diye insanlara taş attığı, balık tutan balıkçıdan balık çaldığı ya da lezzetli bir yiyecekten uzak durması için, onları korkutan bir kunduzun yanında ölü taklidi yaptığı gözlenmiştir. Bu satırların yazarı, bahçedeki kedilere et parçası verirken bir dalda olanı biteni gözleyen kuzgun tarafından etin çalındığına çok tanık oldu.

EDGAR ALLEN POE ve KUZGUN ŞİİRİ

Edgar Allan Poe, ünlü şiiri  "The Raven"de (Kuzgun) herhangi bir kuş yerine kuzgunu kullanması boşuna değildi: Kuzgun hep ölüm ve karanlık alametlerle ilişkilendirilen bir kuştu. Belki kedilere benzeyen kendi başına buyruk taviz vermeyen gizemli bir yanı var. Küçük akrabası karganın yanında halk nezdinde bir önemi olmamış.

Poe söz konusu şiirinde, uykusuz bir gecede, "Lenore" adlı bir kızın aşk acısını ölmeyi isteyecek kadar yaşarken kapının çalındığını duyar. Açtığında kimse yoktur ama bu kez pencere çalar ve pencereyi açtığında bir Kuzgun kendi eviymişçesine rahat, odaya girip bir büstün üzerinde tüner.

Şiir, -Ülkü Tamer'in mükemmel çevirisiyle- şair ve kuş arasında konuşma üzerine sone tarzında gibidir.

(...)

Çırpınarak girdi birden o eski  kutsal günlerden
Bugüne kalmış bir Kuzgun pancuru açtığım zaman.
Bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
Süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
Kondu Pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
                                                      Kaldı orda oynamadan.

Gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
"Gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun
Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından;
Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?"
                                              Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

(...)

Kuzgun'un bütün söylediği sondaki bu iki kelimedir: "Hiçbir zaman."

Şairin bütün sorularına bu yanıtı veren kuzgun şairi rahatlatır "çekip gider" üzerindeki hüzün; kuzgunun bu iki kelimesi ona bu dünyanın, hele aşk acısının üzülmeye değmeyeceği duygusu verir. Ancak gerçeklik şairde bir "huzursuzluk" yaratır; kuzgunun gitmesini ister. Ne var ki kuzgun oradadır. Ölümdür.

Peki Ressam Elif Okur Tolun'un kuzgunlardan oluşan onlarca tablosu ne anlama gelmektedir?

Ressamın her biri değişik hareket ve anlam katında dolaşan kuzgunları arasında dolaştığınızda ve biraz dalınca, başlardaki anlama ve merak duygusunun gerginliğinin yerini bir rahatlamaya bıraktığını görüyorsunuz. Ne var ki Poe'deki yalancı rahatlamadır bu. Biraz sonra çöken bir huzursuzluk sizi izlemeyi bitirdiğinizi sandığınız tablolara yeniden bakma isteği uyandırır. 

Ressam, bir dala tünemiş, eşiyle uzakları seyre dalmış ya da gagalarıyla sevişen, bazen tek başına karla kaplı bir ortamda uzun düşüncelere dalmış kuzgunları çizerken bir kaçıştan çok bir düşünüşü amaçlamış. "Huzursuz"luğumuzla başkalarına da huzursuzluk yaydığımız zamanımızda bu tavrımız üzerine bir düşünce bu. Çoğu kez yapayalnız yaşamı içinde insan tekinin yaşamın hay huyu içinde biraz durup düşünmesi gerçekten olası mı?

Elif Okur Tolun, bir sanatçı olarak kendi iç huzursuzluğunu kuzgunlara yansıtmış. Kuzgunların renkli, canlı bahar ya da yaz mevsiminde değil hep karla kaplı soğuk ve yalnızlığı çağrıştıran kış mevsiminde resmedilmiş olması yalnızlığın öne çıkarıldığı bir ağırlık olarak algılanmalı.

Kuzgunların cinsiyetsizliği ise başka bir imge. Doğa cinsiyetçi değildir; eşit bakar. Ancak kuzgunlardaki yaşama sevinci bence ressamın bize vermek istediği temel mesajdır. Biz insanlar doğayız, çaputlara sardığımız bedenimiz ve dinle, hurafelerle doldurduğumuz ruhumuzla nicedir unuttuğumuz doğanın bir parçasıyız. Doğanın diğer nadide canlıları içinde biz de bir kutsal canlıyız. Bunun unutuluşuna bir isyan gibi Ressam Elif Okur Tolun'un "Huzursuz Coğrafyalar" sergisi. Doğaya dönmek, kentin betonundan karanlığından kaçmak ancak kendimiz üzerine yeniden düşünmekle mümkündür.

Kuzgun Poe'de ölümü simgeliyor.  Elif Okur Tolun'un kuzgunları ise sessiz de olsalar, doğal karakterleri içindeler; yani biraz gizem de yaysalar o doğal varlıklarıyla bir canlılık yayıyorlar, bizi yaşama çağırıyorlar.

Elif Okur Tolun, “Yaşamak sadece hayatta kalmak değildir... Evrimsel olarak güçlü ve dayanıklı yapısıyla kuzgunlar yaşam döngüsünün ilginç sembollerinden biridir.” diyor. 

Ressamın daha önceki sergilerinde görülen kent yaşamının yıpratıcılığına direnişi göz önüne alırsak "Huzursuz Coğrafyalar" sergisini daha iyi anlayabiliriz.

(Sergi görüntülerini buradan izleyebilirsiniz...)

Ahmet Yıldız

GERCEKEDEBİYAT. COM

Sosyal Medyada Paylaş

author

Ahmet Yıldız

gercekedebiyat.com yazarı, edebiyatahmet@gmail.com

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..