Bir arzuhalcinin edebiyat hakkındaki görüşleri-II

news-details
Deneme

İlk yazımızda biraz olsun edebiyatımızda iki hareket tarzının olduğunu ve bunlardan birincisinin, edebiyatı oyun olarak görmek olduğunu ifade etmeye çalıştık.

Gelelim "davası olan" edebiyat fikrine. Buna kimileri tezli roman diyor, kimileri toplumcu. Bu tarzı uygulayan yazarlarımızda, belirli bir toplumsal meselenin -illa sınıf savaşını anlatmak zorunda değil- üzerine gittiğini ya da kurgularının temelindeki dramatik çatışmanın toplumsal çatışmalardan birinin veya birkaç tanesinin olduğunu görüyoruz. Bu kez karşımıza politik bir arka plan değil, politik hatta ideolojik bir zemin çıkıyor.

Malraux’nun Umut romanı baştan aşağıya böyledir, Calvino’nun  Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanında bu zemin örtüktür fakat Kimmerler tartışmasından, gizlice girilen şehirlerden, istihbarat işlerinden kendisini belli eder. Keza Dickens’ın  İki Şehrin Hikayesi, Hugo’nun Sefiller’i, Orhan Kemal’in Murtaza'sı, Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Mithat Cemal’in Üç İstanbul’u…

Yakın dönemde Murat Uyurkulak’ın PKK edebiyatı yaptığı Tol da böyledir mesela. Anlatımını zayıf bulmakla ve ideolojisine sonuna kadar karşı çıkmakla birlikte Uyurkulak’ın da kendince bir davası vardır. İrfan Yalçın’ın Ölümün Ağzı, Otyam ustanın  Pavli Kardeş'i davasız mıdır?

Öte yandan edebiyatın dava olduğu fikri bizim yayıncılık tarihimizde daha baskındır. Her derginin bir görüşü, bir kavgası vardır. Bugünün edebiyat dergilerinden Yeni Gelen’in bir davası vardır mesela. Üvercinka’nın da vardır, "Kemalist Devrim"i Yasin Aktay atıflarıyla anlatan ve Yaşar Nabi Nayır’ın dergisi olmayan Varlık’ın da. Geçmişte dergilerin ve gazetelerin davaları daha baskındır.

Servet-i Fünun dergisi böyledir mesela, Hüseyin Cahit Yalçın o dönemin sözcüsüdür. Sonra Resimli Ay, Markopaşa, sonra Hisar sonra Hece, Adam Sanat, hepsi kendi karakteri ve ideolojik görüşü olan dergiler ve yayınlardır.

Fethi Naci zaten bayraktır. İdeolojik olarak karşı çıkarsınız ama İsmet Özel’in de her zaman bir davası vardır. Attila İlhan tepeden tırnağa zaten dava adamıdır. Nâzım Hikmet de, Halide Hanım ve Sevgi Soysal da öyledir. Suat Derviş’i unutmuyoruz elbette. Hepsi davayı giyinip kuşanmıştır. Necip Fazılların, Özdenörenlerin Erdem Beyazıtların da bir davası vardır. Cahit Zarifoğlu o davanın gülen çocuğudur. Peyami’nin ve Sabahattin’in davası nedir hep soru işaretidir. Ama Hasan İzzettin Dinamo, isyanı kutsar; Suphi Taşhan düzene, üstünü başını yırtmadan ve efendiliğini bozmadan karşı çıkar biliriz. Rıfat Ilgaz hababam geceleri karartır çünkü gözleri mimlidir.

Demek istediğimiz özetle şudur:

  • Dava dediğimiz şey yalnızca “sol”un ya da “sağ”ın tekelinde değildir.

Eserlerini örtük ya da doğrudan bir biçimle de olsa ideolojik çatışma zemininde inşa edenler yani bireyi toplumsal çatışmanın içinde ele alanlar ve doğrudan toplumsal çatışma temelinde tipler, karakterler yaratanlar aslında edebiyatın köşe taşlarını döşemişlerdir.

Edebiyatı “tahta at”ın üzerinde bir düş, bir oyun olarak görenler ise ne yazık ki çocukluk anılarından öteye geçememiş ve bir avuç yalakanın alkışlarına kurban gitmiştir.

Gözen Esmer
Gerçek Edebiyat

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gözen Esmer

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..