Berc, Hrant ve ben...

news-details
Deneme

 

Bindallı Sanat Galerisi’ndeki karma resim sergisine açılış gününde gitmeyi planlarken araya işler girmiş birkaç gün gecikmeli gitmiştim.

Rastlantıya bakın ki, gittiğim günün ziyaretçileri arasında Ressam ve kaligrafi ustası Berc Toroser de vardı.

İyi ki gecikmişim!..

Berc Toroser, bir masada galeri görevlilerinin ikram ettiği çayı yudumluyordu.

Onu ilk kez, “1915 – Tehcir” konulu bir belgeselde, görüşüne başvurulan biri olarak izlediğimde tanımıştım. Konuşmasının bir yerinde, “Diplomatlarımızı katleden ASALA’yı protesto etmek için Taksim’de kendini yakan Artin Penik gibi hissediyorum kendimi.” diyordu.

Bu çarpıcı sözlerden çok etkilenmiştim…

Ülkesine hücrelerine kadar bağlı, gerçek bir yurtseverdi. Ona bu kadar yaklaşmışken tanışmak farz olmuştu artık. Bir süre sergideki yağlı boya resimleri inceledim, uygun bir zaman kollayıp Toroser’in yanına gittim, kendimi tanıttım…

Coşkulu bir “merhaba” ile karşıladı beni. Biraz “havadan sudan” konuştuk, biraz da bazı tabloların “dedikodusunu” yaptık. Sıcak sohbetimizi gölgeleyen tek konuysa ustanın “bütün vücudumu sarmış” dediği kanser illetiydi.

Gerçi “ayağındaki nasırdan” bahsedercesine rahat konuşuyordu artık kabullendiği hastalığı hakkında.

Üzüldüm tabii, fakat belli etmemeye, kendimce moral vermeye çalıştım.

Bir ukdemi dahi içtenlikle paylaştım onunla. Taşındığım apartmanlarda, Berc Toroser gibi, insanı kültür olarak çok zenginleştireceğinden emin olduğum hiç gayrimüslim bir kapı komşum olmamıştı...

Bu ukdemi gülümseyerek dinledi.

Bir süre sonra iznini isteyip ayrılmak üzereydim ki, çantasından çıkardığı bir kartona kaligrafiyle adımı soyadımı yazıp armağan etti.

Ve bu güzel tanışma sohbetimizin üstünden altı ay ya geçti ya geçmedi kara haberi geldi ne yazık ki…

Berc Toroser vefat ettiğinde, bir başka değerli yurttaşımız Hrant Dink katledileli henüz 5 yıl olmuştu…

Hrant’ı bizden alan o hain saldırı 2007 yılının ocak ayındaydı.

Ocak” aynı zamanda “ev- aile- soy” anlamına da gelir güzel Türkçemizde…

Evet, Hrant Dink de, insanlık ailesinin, ‘bizim büyük ocağımızın’ ölülerindendir.

Tıpkı Muammer Aksoy gibi, Uğur Mumcu gibi, Onat Kutlar gibi…

Amerika bu. Gelir o kendi hesabını yapar, işine bakar, iş bittiğinde de çeker gider, ondan sonra da burada tekrar insanları kendi didişmesi içerisinde bırakır”, diyordu Hrant Dink.

İşte bu sözleri cesaretle söyleyebilen namuslu gazeteciyi, emperyalizmin karanlık planının maşası olan FETÖ katletmişti.

Çünkü söylediklerinin devamı, okuyanların bilincine işliyordu:

Geçmişte İngilizlerin, Fransızların, Rusların, Almanların şu topraklar üzerinde oynamış oldukları rol neyse bugün de aynen tekrarlanıyor. Geçmişte Ermeni halkı onlara güvendi. Kendilerini Osmanlı zulmünden kurtaracak sandılar ama yanıldılar. Çünkü onlar geldiler kendi işlerini, hesaplarını yaptılar, çekip gittiler ve burada kardeşi kardeş ile kan içerisinde bıraktılar. Ve bugün Kürtlerin yaşadığı aynı budur.”

Berc Toroser’in kaligrafi tekniğiyle yazıp armağan ettiği adım soyadım var ya, Hrant Dink’in bu tarihi sözlerinin altına attığım imzam sayılsın bugün! 

Mustafa Bilgin
Gerçek Edebiyat

Sosyal Medyada Paylaş

author

Mustafa Bilgin

gercekedebiyat.com yazarı, mbilginm@gmail.com

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..