Artık 'Baş çelişki' küresel şirketlerle ulusal devletler arasında! / Prof. Dr. Anıl Çeçen

Küresel kapitalistlerin tarikatlar ve lobiler üzerinden Amerikan devletini teslim almaları ve bu devletin politikalarını bir avuç zenginin çıkarları doğrultusunda oluşturmaları yüzünden, bugünün Amerika’sında yaşayan halkın yarısının sosyal güvencesi bulunmamaktadır. Dünyanın en fazla sayıda evsiz barksız insanları Amerikan şehirlerindeki parklarda yatıp kalkmaktadırlar.

news-details
Akademik

 

ULUS DEVLETLER ve KÜRESEL ŞİRKETLER

Dünya kamuoyu son günlerdeki Amerika Birleşik Devletlerindeki siyasal gelişmeleri izlemekte ve her yönü ile bu gösteri ve işgal girişimlerinin geleceğin dünyasının biçimlenmesinde ne gibi etki ve yansımalar yaratacağını tartışmaktadır.

(...)

Amerika Birleşik Devletlerinde eski dönemin sona ermesi ve yeni bir sürece girilmesinin arkasında yatan siyasal, sosyal ve ekonomik nedenler doğru dürüst ortaya konulmazsa o zaman bugün yaşanmakta olan gelişmelerin tam olarak gerçekçi bir yaklaşım çerçevesinde anlaşılması mümkün olamayacaktır.

Başta ABD olmak üzere bütün dünyada son dönemde yaşanan siyasal gelişmelerin adı küreselleşme diye konulmuş ve böylesine bir oluşum uluslararası tüm gelişmelerin arkasında yatan ana neden olarak etkin olmuştur.

Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasıyla birlikte içine girilen yeni dönem küreselleşme olarak ilan edilirken, iki kutuplu düzenden tek kutuplu bir düzene geçileceği ve bu doğrultuda ABD’nin dünyanın en büyük gücü olarak bir süper devlet konumuna geleceği, bütün dünya devletlerinin bu doğrultuda parçalanarak tüm siyasal yapıların ABD’nin çevresinde toplanarak tek kutuplu yeni bir dünya düzeni oluşturulacağı, emperyalist ve onların işbirlikçisi çevreler tarafından dile getiriliyordu.

İki kutuplu dünya geride kalırken ve bu doğrultuda ABD merkezli tek kutuplu bir dünyaya bütün ülkeler zorlanırken, herkes bir ABD merkezli küresel düzen beklemeye başlamış ama aradan geçen çeyrek yüzyıllık zaman dilimi sırasında, beş kıtanın üzerinde yaşamakta olan iki yüz civarındaki ulus devletler ile küreselleşme görünümünde oynanarak, bunların tasfiyesine giden yol ekonomik reçeteler üzerinden tamamlanmaya çalışılmıştır.

Yirminci yüzyılın geleneksel siyasal literatürü çizgisinde dünya devletleri cumhuriyetlerin çatısı altında demokrasi oyunu oynarken, gerçekler ve geleceğe dönük senaryolar medya organlarının yaratmış olduğu sahte kamuoyları üzerinden saklanarak, bir oldu bitti ile dünya bugünün sahnesinde yeni bir görünüm ile gündeme gelmiştir.

ABD’de yaşanmakta olan olaylar yirminci yüzyılın son on yılında içine girilen küreselleşme döneminin ortaya koyduğu doğal sonuçlardır. Bugün yaşanmakta olan olayların gerçek boyutlarıyla ele alınarak değerlendirilebilmesi için dünyanın neden küreselleşme aşamasına getirildiğini iyi bilmek ve bu sürecin devam ettirilmesi durumunda dünyanın nerelere doğru sürükleneceğini de iyi görmek gerekmektedir.

(...) . Küresel emperyalizme geçilmeden önce nasıl bir dünya düzeni vardı ve birinci dünya savaşı sonrasında  imparatorluklar yıkılırken, bunların yerini neden ulus devletler aldı ve bunlar yirminci yüzyıl geride kalırken ne durumdaydılar gibi sorular yeterince yanıtlanmadan, soğuk savaş döneminin  ulus devletlere ne gibi yansımalar getirdiği ve bu devletler bugün gelinen aşamada küresel şirketlerin ekonomik saldırıları sonrasında  nasıl bir konuma geldikleri, gerçek boyutları ile ele alınıp değerlendirilemez .

Tekelci şirketler giderek küresel emperyalist örgütlere dönüşürken, yeni sömürgecilik politikaları doğrultusunda eskisinden çok farklı yapılanmalara yönelmelere, küresel emperyalizmin ana örgütleri konumuna gelmişlerdir.

Para gücünü çok iyi kullanan küresel şirketler, bu doğrultuda hem siyaseti finanse ederek hem de para gücü ile basın-yayın ve medya organlarını satın alarak ayrıca kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda hareket ederek, ulus devletleri tasfiye eden IMF ve Dünya Bankası politikalarını sürekli olarak uygulama alanına getirerek, devletlerin kendi ekonomilerine sahip olmak ve ekonomik yapılarını ulusal çıkarları doğrultusunda yönlendirme şanslarını ellerinden almaya çalışmışlardır.

Bu gibi politikalar yüzünden ulus devletler eski güçlerini kaybetmişler ve emperyalizm tarafından desteklenen insan hakları politikaları aracılığı ile de birlik ve bütünlüklerini koruyamaz durumlara gelmişlerdir.

Küresel şirketler ekonomiyi IMF ve Dünya Bankası reçeteleri ile ulus devletler ve milletlerin elinden alırken, ulus devletler yarı yarıya çökertilmiş ve insan hakları söylemleri doğrultusunda alt kimliklerin kışkırtılmasıyla, toplumsal yapılarda da bölünme ve bölücülük oluşumları hızlandırılarak, küresel sermayenin dünya egemenliği için var olan devlet yapılarının ulusal modelleri nedeniyle dağıtılmaları, siyasal gündemin tam ortasına oturtulmuştur.

Küresel emperyalizm bu doğrultuda geliştirilirken, büyük şirketler daha da büyüyerek ilkelerin ve toplumların yönlendirilmesinde ulus devletlerin yerini almışlardır. Geçmişten gelen cumhuriyet devletleri ile demokratik rejimler içinde çağdaş gelişmeler gösteren ulusal yapıların dış baskılar aracılığı ile alt kimlikçilik, tarikatçılık ve cemaatçilik oluşumları çerçevesinde parçalanarak ulus devletler ile birlikte millet gerçekliklerine de son verilmeye çalışılmıştır.

Bugün gelinen noktada dünyanın en ileri demokrasisi olarak gösterilen ABD’de yaşanan olayların perde arkasında, küresel emperyalizmin dünya hegemonyasını ele geçirme planları bulunmaktadır.

Ulus devletleri ortadan kaldıracak doğrultuda tekelci şirketler küresel örgütlere dönüşürken geçmişten gelen normal demokrasinin yapısı değişmekte, şirketler ön plana geçerek ülkenin yönlendirilmesinde söz sahibi olmak noktasına geldiklerinde, siyasal partiler önemini yitirmekte, siyaseti  artık partiler değil şirketler belirlerken, millet kimliğini taşıyan toplumsal  yapıların bu duruma karşı çıkmaması için de, tarikatlar batılı emperyalist ülkelerin gizli örgütleri aracılığı ile  işbirlikçi bir biçimde  milletlerin parçalanmasında önde gelen görevler yapmaktadırlar.

Amerika Birleşik Devletlerinde son yaşanan, siyasal partilerin eski güçlerini yitirdiklerini ve bunların yerini yeni yetme bazı tarikatların aldıklarını bütün dünya kamuoyu yaşanan olaylar aracılığı ile görmüştür.

(...) Devletlerin yerini çok uluslu şirketler alırken milletlerin yerini de cemaatlar almaya başlamış, böylece daha küçük toplumsal yapılar yeni devletçikler olarak siyaset sahnesine çıkartılmaya çalışılmışlardır. Küreselleşme aracılığı ile hem uluslar hem de ulus devletler devre dışı bırakılırken, küresel emperyalizmin gizli dünya devleti ile bu yapıya bağlı olarak hareket eden yeni tarikatlar büyük parasal destekler aracılığı ile harekete geçmişlerdir. (...) Evanjelizmin batı ülkelerindeki demokratik partiler düzenini bozması önlenemezken, benzeri bir yaklaşımın İslam dünyası içinde geliştirilmesi projesine, Atatürk cumhuriyetinin zamanında müdahale etmesiyle izin verilmemiştir.

(...) Trump ve onun izlediği politikalar uzaydan ya da yıldızlardan gelen siyasetler değil ama dünyayı İsrail merkezli küresel bir imparatorluğa dönüştürme siyaseti ve bu siyasetin ulus devletler ile ulusal toplum yapılarını ortadan kaldırma çizgisinde, Amerikan devleti ile birlikte milletine vermiş olduğu büyük zararlar bulunmaktadır. Orta çağ sonrasında dünyayı yönetmeye soyunan küresel patronların artık ABD devletinden vazgeçerek, dünyanın ortasında Kudüs merkezli bir büyük dünya devleti kurmaya yöneldikleri yeni aşamada, ABD’yi de içeriden yıkmanın girişimlerini örgütlemeye başlamışlardır.

(...) Küresel kapitalistlerin tarikatlar ve lobiler üzerinden Amerikan devletini teslim almaları ve bu devletin politikalarını bir avuç zenginin çıkarları doğrultusunda oluşturmaları yüzünden, bugünün Amerika’sında yaşayan halkın yarısının sosyal güvencesi bulunmamaktadır. Dünyanın en fazla sayıda evsiz barksız insanları Amerikan şehirlerindeki parklarda yatıp kalkmaktadırlar. Göz boyayan büyük kapitalist yapılanmanın arkasında sömürü ve baskıların insan haklarına aykırı bir çizgide tırmandırılmasının büyük payı bulunmaktadır. Her yönü ile haksız ve adaletsiz bir düzen olan Amerikan siyasal rejimindeki haksızlıklar ve sorunlar artık patlama noktasına geldiği için son siyasal gelişmeler sokağa doğru kayma göstermiş ve bu aşamada bazı güç merkezleri, siyasetin marjinal unsurlarını devreye sokarak sonuç almak istemiştir. Seçimi kaybeden cumhuriyetçileri kışkırtarak sokağa çıkma aşamasında siyasal karışıklık ortamı yaratmak isteyen dünyanın egemen güçleri, çeşitli komplolar ile kamuoyunda ABD’nin prestij yitirmesinin sağlayarak çok istenen kaos ortamının önünü açmaya çalışmışlardır.

Amerika’da bugün son seçimler tartışılırken, esas ele alınması gereken konunun bundan önceki seçimler olduğunu hatırlamak gerekmektedir. Küresel sermaye Amerikan devletini İsrail lobilerinin arkasına takarken, hem ABD merkezli tek kutuplu dünya düzeni kurulmasını engellemişler hem de kutsal kitaplar da var olduğu söylenen İsrail merkezli Siyonist imparatorluğun kurulmasında, ABD emperyalizmini Siyonizmin gerçekleştirilmesi için kullanmaya çalışmışlardır.

Bu tür girişimlere ABD’nin kurucu gücü olarak İngiltere karşı çıkınca hem ABD merkezli küreselleşme hem de İsrail merkezli Siyonizm projelerinin giderek olumsuz noktalara kaydığı anlaşılmıştır.

İşte bu durumu önceden gören Amerikan devleti kendisini küresel sermayenin saldırılarına karşı koruyacak bir yeni planı geçen seçimlerden başlatarak, bu doğrultuda sert ve otoriter bir politikacının başkanlığa getirilmesini, ülke ve devletin çıkarları doğrultusunda Pentagon ve FBİ ortaklığında örgütlemişlerdir.

Trump bu tür bir rol için seçilerek önceden hazırlanmış ve daha sonra da başkanlığa getirilmiştir.

Geçen seçimlerde herkes Clinton’ın karısı olarak New York senatörü Hillary’nın başkanlığa geleceğini söylerken ve dünya Siyonist lobisi Hillary’e kilitlenirken, Amerikan derin devleti küresel emperyalizmin Siyonist oyunlarını bozmak üzere Trump’ı ulus devleti kurtaracak bir ulusalcı başkan olarak cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtmuştur.

Herkesin şaşkınlığı altında göreve gelen Trump seçimlerde, "Amerika’yı yeniden büyük yapacağız” sloganı ile Amerikan halkından ve çeşitli lobilerden destek alarak seçilmiştir. "Önce Amerika" söylemi devletin hazırlıkları doğrultusunda öne çıkarılmış, küreselleşme sürecinde ve Siyonist planlar doğrultusunda ABD’nin zarar gören yanları törpülenerek devletin eski güçlü durumuna gelebilmesi için, Trumph döneminde ABD için ciddi bir restorasyon dönemi devreye sokulmaya çalışılmıştır. Amerikan şirketlerinin yeni yatırımlarının sınır ötesi ülkelerde yapılmasına karşı çıkılmış ve daha önceden dışarıya gitmiş olan büyük Amerikan sermayesinin, yeniden Amerikan topraklarına geri dönmesi için çalışılmıştır.

Geçmişten gelen ABD üstünlüğünün yenilenmesi için devlet her türlü önlemleri almıştır.

Trump başkanlığa geldikten sonra uyguladığı ulusalcı politikalarla ABD şirketlerinin dışarıya yatırım yapmasını önlemiş ve dışa gitmiş olan ABD sermayesinin yeniden ülkeye gelmesini ve yatırımlarını artık Amerikan topraklarında sürdürmesini gerçekleştirmeye çalışmış ama bu çabalarında küresel sermayenin karşıt politikaları ile karşı karşıya gelmiştir.

Küresel sermaye ile bütünleşmiş dış istihbarat örgütüne karşılık, Pentagon yönetimindeki iç istihbarat örgütü ile çalışan Trump, devletin çıkarları doğrultusunda devlet kurumları ve ABD ordusu ile birlikte çalışarak ulus devleti yeniden restore edecek yeni planları uygulama alanına getirmeye çalışmıştır.

Merkez bankası konumunda olan Federal  Rezerv’i yöneten gizli dünya devleti  İlluminati temsilcisi  on aşırı zengin ailenin küreselci  politikalarını karşısına alarak ulusalcı politikalarına devam eden  yeni cumhurbaşkanı , merkez bankasını Amerikan halkının çıkarları doğrultusunda yönetmeye çalışmış ama bu aşamada küresel sermaye kendi kontrolü altındaki medya ve basın organları  aracılığı ile  ulusalcı başkanı karşısına alarak, sürekli aleyhinde yayınlar ile  dünya kamuoyu önünde  prestijini düşürmeye çalışmıştır.

 Daha önceki dönemde Kennedy gibi ulusalcı bir başkanı öldürten küresel zenginler, Amerikan merkez bankasını kendi bankaları gibi kullanırken, Amerikan halkının büyük çoğunluğunun yoksulluğuna çözüm bulmaktan sürekli kaçınmışlardır. Pentagon Trump ile devletin yeniden güçlendirilmesi sürecini başlattığı aşamada, küresel kapitalistler Siyonist lobiler ile iş birliği yaparak Federal Rezerv’i kişisel çıkarları doğrultusunda kullanmayı sürdürmüşlerdir.

(...)

Trump’ı küresel sermaye saldırganlığına karşı işbaşına getiren Amerikan devleti, başkanın sürekli olarak çatışma içinde olan politikalarına sahip çıkamadığı için ulusalcı başkanın ikinci seçimlerini kazanamadığı görülmüştür.

Küresel sermaye ve tekelci şirketler uluslararası açılımlarına ve her yere yapmak istedikleri yatırımlarına devam etme doğrultusunda ulus devletin güçlenmesine karşı çıkarak, Trump’ın ikinci kez seçimini engellemişlerdir.

Para babaları hem siyasetçileri hem de medya mensuplarını satın alarak kullandığı için bu durumu devam ettirme doğrultusunda ulus devletin güçlendirilmesine ve Amerikan devletine geri dönüşe karşı çıkmışlar ve geleceğin süper gücü olarak örgütledikleri Çin’i en büyük ekonomik güç haline getirme doğrultusunda, New York’a karşı Şangay’ı dünya ekonomisinin merkezi konumunda örgütlemek için, her yolu deneyerek Trump’ı n önünü kesmişlerdir.

Küreselciler Çin’e gittikten sonra eski bir komünist devlet olan Çin başkanı küreselleşmeyi savunarak ABD başkanı Trump’ın ulusalcı politikalarına açıktan karşı çıkmıştır. Trump Amerikan devletinin ulusal kesimleri ile ABD toplumu içinde ulus devletten yana olan ulusalcı grupları ve merkezleri bir araya getirerek cumhuriyetçileri iktidara taşırken, küreselci güçler de Demokrat Parti'yi ele geçirerek küresel emperyalizmin ve Siyonizmin çıkarları çizgisinde Amerikan sermayesi ve yatırımlarını değişik dünya devletlerine çekerek, küresel bir imparatorluğu ekonomi üzerinden kurabilmenin çabası içinde olmuşlardır. Cumhuriyetçilerin geleneksel politikaları olan devlete sahip çıkmak ve bu doğrultuda devletçi girişimleri örgütlemek, Trump ile birlikte Cumhuriyetçi partinin de esas hedefi olmuştur.

ABD’nin bir dünya devleti olması ve Batı blokunun getirmiş olduğu uluslararası sorumlulukların gereklerini yerine getirme çabaları da Amerikan devletini yormuş ve yıpranmasına neden olmuştur. ABD dünya bekçiliği görevini yerine getirirken, devlet yönetimi ulusal hizmetlerde geri kalmıştır.

Soğuk savaş sonrasında istenen seviyede bir yeni dünya düzeni kurulamadığı için yenilikleri çarpıklıklar izlemiş ve yeni bir düzen eski düzenin yıkılmasıyla iyice düzensizliğe doğru kayışlar yaşanmıştır. Bu gibi gelişmeler i kendi yararına kullanan küresel sermayeciler, Çin’i ön plana çıkarırken, Amerika’yı da geri plana iterek, ABD’nin parçalanabileceği bir yeni bir sürecin öne çıkarılması için çeşitli yolları denemişlerdir. Bir anlamda ABD markasını ve devletin korumasını elde etmiş olan Amerikan şirketlerinin Şangay’a yönelmeleri, bütün dünyada kurulmakta olan elektronik düzenin merkezinin de ABD ‘den alınarak Çin’e götürülmeye çalışıldığını ortaya koymuştur.

 Çeşitli toplantılar sonucunda bu durum anlaşılmış ve böylece ABD’nin ikinci kez kendi sermaye kesimlerinin ihanetine uğrayarak sırtından bıçaklandığı anlaşılmıştır

ABD bir yandan ulusal çıkarları doğrultusunda öne çıkan kendi esas gündeminden uzak tutulurken, İsrail merkezli bir başka planın tam ortasında kullanılmak istenmiştir.

Bu durum Amerikan devletinin tasfiyesi aşamasında dışarıdan kararlı bir biçimde dayatılmıştır. Kendisi de bir iş adamı olan ve küresel düzeyde yatırımları bulunan bir sermayedar konumu ile Trump’ın, iş ve sermaye çevrelerinin eğilimleri doğrultusunda devlet için sorun yaratan temel problemlerin çözümüne yöneldiği aşamada, küreselci iş çevrelerinin karşı çıkışları ile sürekli olarak mücadele etmek zorunda kalınmıştır.

ABD’nin içinde karşıt kesimlerin oluşturduğu lobiler ve onlara bağlı çalışan küreselci kadroların dış destekler sayesinde güçlü hareket etmeleri ile birlikte, devlet içi bölünmelere yol açılmıştır. Bu doğrultuda Alaska, Teksas ve Kaliforniya gibi ayrı bir devlet büyüklüğünde olan önde gelen geniş eyaletlerin Trump’a karşı çıkakarak, ABD federasyonundan ayrılmak için fırsat kolladıkları, son dönemlerde fazlasıyla gün ışığına çıkmıştır. Corona virüsün başladığı aşamada New York merkezli on kuzey eyaleti ortak hareket ederek ve ABD devletinden ayrı girişimlerde bulunarak, geçmişten gelen kuzey-güney ayırımına yeniden ülkenin sürüklenmesine uygun zemin hazırlamışlardır.

Özellikle son virüs probleminin çözümü için çalışıldığı aşamada, New York valisi Washington yönetiminden uzaklaşarak, kuzey bölgesindeki on eyaletle beraber hareket etmiş ve küresel sermayenin desteği ile de Trump yönetiminin elinde olan başkent Washington’a karşı yeni bir bölgesel birlikteliği öne çıkarmıştır.

Bu noktada ABD  yeniden kuzey ve güney kutuplaşmasına doğru zorlanmıştır. ABD’nin kuzey bölgesindeki zengin eyaletlerinin yoksulların yaşadığı güney eyaletlerinden koparak ayrı bir bölgesel birliğe yönlendirilmesi ile birlikte, güney eyaletlerinde giderek artan Latin ve Zenci toplulukların birlikte yaşamaya başlamaları da Amerikan milletinin ikiye ayrılmasının önünü açmıştır.

Toplumun demokratlar ve cumhuriyetçiler olarak ikili bir dengede varlığını sürdürmesi bir yana bırakılarak, zenginler ve yoksullar ya da beyazlar ve siyahlar olarak ikiye bölünme sorunu, Trump’ın başlatmış olduğu yeniden ulusalcılık akımının iktidardan indirilmesi ile birlikte çözümsüz kalmıştır.

Küreselleşme döneminde insan hakları görünümünde alt kimlikçiliğin örgütlenmesi sayesinde, eyaletlerin birlikten ayrılarak bağımsız devletler haline gelmek istedikleri açıkça ortaya konulurken, Amerikanın her yerinde yaşamakta olan Mormon tarikatı üyelerinin Utah eyaletine gelerek  bu eyaleti bir Mormon devleti haline getirmeleri de Amerikan birliğinin ortadan kaldırılmasına dönük bölücü bir girişim olarak küreselciler tarafından desteklenmiştir.

İşte Amerikan devleti bu gibi ayrılıkçı hareketlerin önlenebilmesi için, ulus devletin dağılmasını önleyecek bir yeni uluslaşma programını Trumph gibi sert bir politikacı aracılığı ile uygulamaya başlatmasını, küreselciler Demokrat Parti'yi örgütleyerek önlemişlerdir.

Son seçim sonuçları ile küreselciler Amerikan devletinin tasfiye sürecini tamamlayacaklardır.

ABD seçim sonuçlarının ortaya koyduğu en büyük gerçek, siyaset sahnesindeki ana çelişkinin ulus devletler ve küresel şirketler arasında olduğudur.

(Yazının tamamını Anıl Çeçen'in blogspotundan okuyabilirsiniz.)

Prof. Dr. Anıl Çeçen

Sosyal Medyada Paylaş

author

Gerçek edebiyat

gercekedebiyat.com yazarı,

Yazarımıza ait diğer yazıları görmek için tıklayınız..