Korkunç iddia: Kanada Nazi doktorlara Kızılderili çocuklar üzerinde deney yaptırdı!

Eleştiri

Son dönemde Kanada, kilise bahçelerinde bulunan toplu mezarlarla gündeme geliyor. Mezarlara gömülü olanlar ise Kanada Kızılderililerinin çocukları. Katliamın başlangıcı, Kanada’da, 1820’de Katolik kilisesine bağlı yatılı okulların kurulmasına kadar uzanıyor. Bu okulların resmilik kazanması ise önce 1876, ardından da 1892 yıllarında çıkarılan iki yasa ile oldu. Dönemin Kanada Hükümeti ve Kilise, yerli kabilelerini ıslah etmenin yolunun onların Hristiyanlığı seçmeleri ve kültürlerini unutmalarından geçtiğine inanıyordu.

Dünyanın gündemine oturan Kanada'nın kirli geçmişi (ve yakın geçmişi!) her gün yeni iddialarla insanlık tarihine utanç olarak yazılıyor.

Yazar Gürbüz Evren Veryansıntv'deki yazısında konuyu değişik boyutlara taşıdı.

Evren,"1945 yılında yeni bir yasa çocuklarını kilisenin yatılı okullarına göndermeyen ailelere maddi yardımların iptal edilmesine karar verilerek yerliler üzerinde ağır bir asimilasyon baskısı kuruldu. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’dan kaçan Nazi doktorların, bu okullardaki çocuklar üzerinde deneyler yapmalarına izin verildi." diye yazdı.

Evren'in yazısının bir bölümü şöyle:

Yerli çocukların ailelerinden zorla da olsa alınarak, kilisenin yatılı okullarına getirilmesi gerekiyordu. Okullarda hedef, “5-18 yaş aralığındaki bu çocukların içindeki kızılderiliyi öldürmek” olarak belirlenmişti.

Dönemin Kızılderili İşleri Bakanlığı’nın politikası sayesinde, yaklaşık 150 bin yerli çocuğu bu okullardan geçti. Bunlardan yaklaşık 50 bini öldü ya da öldürüldü.

Kilise okullarına yeni getirilen çocukların önce geleneksel kıyafetleri çıkartılıp beyaz elbise giydiriliyor, saçları kesiliyor, isimleri değiştirilip numara veriliyor, aralarında kendi dillerini konuşmaları yasaklanıyordu. Günün belli saatlerinde din ve dil dersi verilen çocuklar daha sonra mandıra, bahçe ve tarla işlerinde en ağır koşullarda çalıştırılıyordu. 

Çoğu zaman yeterli besin alamayan, sık sık hasta olan çocuklardan bazıları bu zor şartlardan kaçmaya çalışıyordu. Ama yakalananlar diğerlerine örnek olsun diye en ağır şekilde cezalandırılıp, kırbaçlanıyordu. Yaşı büyük kimi çocuklar ise aç bırakılarak ölüme terk ediliyordu.

Adı okul olan bu yerlerde çocuklar, din görevlisi kilise mensuplarının her türlü kötü muamelesine, cinsel tacize ve işkencelere maruz kalıyordu. Kısırlaştırma da yaygın bir şekilde uygulanıyordu. Kilise görevlilerinin tecavüzleri soncu hamile kalanların çocukları öldürülüyordu.

Belgelere geçmiş şahitliklere göre, çocuklar, sadece açlıktan değil kışın ısıtılmayan yatakhanelerde uykularında donarak ölüyordu. Bazı çocukların da çıkan yangınlarda öldüğü kayıtlara not düşülmüştü.

Daha sonra 1920 yılında yasada yapılan bir düzeltme ile yerli çocukların senede 10 ay kilisenin yatılı okulunda kalması zorunlu kılındı, 2 ay da izinli olmasına izin verildi.

1945 yılında yeni bir yasa çocuklarını kilisenin yatılı okullarına göndermeyen ailelere maddi yardımların iptal edilmesine karar verilerek yerliler üzerinde ağır bir asimilasyon baskısı kuruldu. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’dan kaçan Nazi doktorların, bu okullardaki çocuklar üzerinde deneyler yapmalarına izin verildi.

Nihayet 1960’lı yılların sonuna gelindiğinde, okullara ilişkin gerçeklerin kamuoyuna yansımasıyla birlikte tartışmalar başladı. Hükümet ile kilise anlaşarak, 1969 yılında bazı yatılı okulların kapatılmasına karar verdi. Okulların resmi olarak kapatılması 1997 yılında alınan bir kararla gerçekleşti.

Kilisenin yatılı okullarındaki asimilasyon katliamını ortaya çıkaran ise Katolik rahip Kevin Daniel Annett olmuştur. Rahip Annett, okullarda kalmış birçok yerliyi tanıyordu ve onlardan yaşananları dinlemişti.

Konuya ilişkin bir doktora tezi yazmaya karar veren Annett, görgü tanıklarının ifadelerini toplayarak büyük bir arşiv oluşturdu. Nihayet 1995 yılının Nisan ayında bir basın toplantısı düzenleyerek, yerli katliamını gündeme getirdi. Basında geniş yer bulan haberin ardından rahip Annett’in kilisedeki görevine son verildi. Kanada’daki resmi makamlar ve kilise yetkilileri bununla da kalmadı, Kevin Daniel Annett hakkında deli raporu düzenlettiler. Rapora imza atmak istemeyen iki doktor ise Kanada’yı terk etmeye ve İngiltere ya da Fransa’ya yerleşmeye zorlandı.

Rahip Annett işin peşini bırakmadı ve konuya ilişkin kitaplar, belgeseller yaptı. Ayrıca kilisenin yatılı okullarında bulunmuş yerlilerin mahkemelere başvurup davalar açmalarına yardımcı oldu. Bunun için yaklaşık 15 avukattan oluşan bir adalet grubu kurdu.

Annett’in ortaya çıktığı 1995’den 2001 yılına kadar geçen süreçte konu tamamen Kanada kamuoyuna mal oldu. On binden fazla dava açıldı.

kanada

Yaşananlara ilişkin ayrıntılar ortaya çıktıkça artan baskılara dayanamayan parlamento, olayları araştırmak için Mart 2007’de Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu kurulmasına karar verdi. Komisyon, asimilasyon politikalarının kurbanlarını tek tek dinledi. Yaptığı açıklamada da 6 bin kişiyi dinlediğini, 4 bin sayfalık rapor hazırladığını ve bu okullarda hayatını kaybeden yaklaşık 50 bin çocuktan 5 bin 995 çocuğun kimliğini tespit ettiğini duyurdu. Yaşananları da “Kültürel Soykırım” olarak tanımladı.

Kanada devleti bu katliamı uzun yıllar inkâr etmiş ve saklamayı da başarmıştı. Komisyonun raporunu açıklamasının ardından dönemin başbakanı Stephen Joseph Harper, 11 Haziran 2008’de hükümet ve parlamento adına Kanada’nın yerli halkından resmen özür diledi. 

Bu tarihten itibaren, gözler özellikle Vatikan'a çevrildi. Görevdeki papaların da konuya eğilmesi ve özür dilemeleri beklendi. Vatikan’a, arşivlerindeki belgelerin açıklaması için birçok kez çağrı yapıldı. İşte tam da bu sırada, Kanada devlet arşivlerinden bulunan 200 binden fazla yerli aileye ait bilgiler de dâhil olmak üzere, yatılı okul sistemiyle ilgili 15 ton belgenin 1936-1944 yılları arasında devlet tarafından imha edildiği ortaya çıktı.

Kanada'da halen görevde olan Başbakan Justin Trudeau ise konunun üzerine gitti. Trudeau, yaptığı bir açıklamada, “Bir Katolik olarak, Papa Francis'den daha önce resmî bir özür ve Kanada’nın yatılı okul sistemiyle ilgili kayıtların yayınlanması da dâhil olmak üzere bir dizi istekte bulundum. Ne yazık ki Papa bu taleplerin hiçbirinin yerine getirmedi" dedi.

Başbakan Trudeau başka bir açıklamasında ise Kanada’daki kilise yetkililerini hedef alarak, “Kilisenin bu konudaki rolü için sorumluluk almasını bekliyoruz. Katolik Kilisesini mahkemeye vermeye başlamadan önce, dinî liderlerin paylaşmaları gereken bir sorumluluk olduğunu anlayacaklarından çok umutluyum” ifadelerini kullandı.

2018'de Kanada Federal Parlamentosu ise Papa Francis'in, Katolik Kilisesinin yatılı okullarındaki katliam nedeniyle yerli çocuklardan özür dilemesini isteyen bir öneriyi oy çokluğuyla kabul etti. Papa bu çağrıya da bir karşılık vermedi.

Kilise yatılı okullarında kalmış 71 kişinin halen hayatta olduğu ve Nisan 2021 tarihine kadar kurbanlar arasında bulunan 28 bin kişiye ödenen tazminat miktarının 3 milyar dolara ulaştığı açıklandı.

Sayıları 139’a ulaşan bu okulların bahçelerinde yapılan kazılarda yeni toplu mezarlar bulunuyor. Mezarlardan aralarında 3 yaşındaki çocuklarında olduğu kurbanların kalıntıları çıkarılıyor. Kanada Hükümeti, söz konusu okulların arazilerini drone, lazer, radar başta olmak üzere teknolojinin son sitemleriyle incelemeye devam ediyor. Ortaya yeni toplu mezarların çıkarılacağından ise kimsenin kuşkusu yok.

Kanada yerlilerinin yaşadıkları, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kızılderili kabilelerinin, Orta ve Güney Amerika’da İspanyolların kıyımına uğrayan yerlilerin başına gelenlerden farklı değil. Bu konuları daha önce yazmıştım. Beyaz Hristiyan uygarlığın yani sömürgeciliğin kurbanlarından Kanada yerlilerinin yaşadıklarını da yazmaya devam edeceğim. 

Gerçekedebiyat.com

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.