Kaan Arslanoğlu’ndan şaşırtıcı deneme: ‘Yalnızca Türkçe köklü sözcükleri kullanarak her derdimizi İngilizce anlatabiliriz!’

Eleştiri

‘Güneş-dil Kuramı ve İlk Güneş-dil Sözlüğü’ de hazırlamış olan Yazar Kaan Arslanoğlu İngilizce’de Türkçe kökenli sözcüklerin çokluğu üzerine iddialarını bu kez bir metin üzerinde çalışarak kanıtlamaya çalıştı.

Kaan Arslanoğlu, İngilizce, Türkçe, sözcükler

Kaan Arslanoğlu’nun internet sitesinde yer alan çalışma şöyle:

İngilizce bir metin yazdım. Aşağıda. İngilizcede tam doğru anlatım bu değildir, anadil İngilizcesi hiç değildir. Oraya takılmayın. (This is not quite correct native english, just a demonstration examle.) Bu sadece bir tezin kanıtlanması için kısa bir örnek.

Bu İngilizce yazıdaki sözcüklerin birkaç zamir ve bağlantı sözcüğü haricinde tamamı Türkçeyle uyumlu. Bunların da büyük çoğunluğunun Türkçe kökenli olduğundan eminiz. İki kitap ve pek çok makalemizde açımlamalarını ayrıntılı olarak yapmıştık.

İŞTE YAZI ve ALTINDA AÇIKLAMASI:

Atatürk turned to (through) me, said: When get out to other alien territories, do not gaze every where as a tourist. Fathers of us once upon a time created big communities, basic organisations in Asia too. At that time pro-Europeans would stay in caves. Then they say Turks know only war. Lie… The first agricultural area “Tarim Basin” in the past is not a tale. (Turkish words) In past years she was a Turkish area, now it is so such as Turkmenistan… Agriculture techniques can be visible in these villages and polises. Oxes were bounded and guided to till earth. Europeans learnt botanic, pasturing animals, manage to use horse. From where? Horse’s origin is “koş”. Europians author says so. English “bud” means in Turkish “tomurcuk”, Turkish “budama” means chopping bud. They also learned making durable gladios and then were able to guard and save their home lands via making architectural structure... untouchable burgs. The term “bourgeoisie” occur thense this connection links. Burgs grew to cities. The top Latin King Ceaser’s name means Keser. Many issues : Section, Sect, Chapter, Butching: Buç- buçuk. Carpenter.. Kerpici. Curettage.. Küreme.. Tumulus tümsek, Tumour tomur, Bug böcek… etc. Encircled concepts.

No body in the past knew aqua in Europe in order to arrive far countries before East cultures grew. Technic of making “tekne” to have  bath too. The young Europeans learned from nations where dawn come from. They say the direction “East” means “aus” ışık, parlama. Religious bulletins, godlike Bible and Torah essentialy are like Turkish words. Texture was got from East. They told big water su sea. They tell müren mare. Father Christmases are Ayaz-Ata (Siberian Turks’s dear hero). They tell Face for “yüz”, Foot Turkish “but”, Bear  “böri”… Ice “buz”, Partially “parçalı”. Etc. Etc. Many, multi of English prefixes and suffixes are Turkish. Al, ante, aus, com, de, endo, er, less, lic etc… English vocabulary full of Latin (has many Turkish), Arabic, Persian (has many Turkish) and primary Turkish words. All those only image? No. Many of Sanskrit, Arabic, Budhist, Persian scripts written by Turkish authors. Buddha too has turquoise as Euro-Asyatic eyes.

Then they became able to manage a prime culture. They captured brains of us, wises of us, sences of us. Do not scare of the huge horrible pressure.  Curv rear this attack back, elect true honest bosses, do not exit from the genuine science path. Keep on my capped assertions in accordance to actual principles of science. Do believe its and your capacity. Biggest part of Kemalists doesn’t wish to savvy me. Heal these spirit illness, for salvation of human genus.   

AÇIKLAMA: (*) işaretli Türkçe köklerin açıklaması metnin altında.

Atatürk turned (DÖNDÜ) to (through) (DOĞRU) me (MEN-BEN), said (say: SÖYLEMEK): When (…’INDA) get (GİT) out (aus: DIŞ) to other (ÖTEKİ) alien (EL) territories (TORPAK-TOPRAK), do (ED-ETmek, TU: Çuvaşça “yapmak) not (NE olumsuz sözcüğü) gaze (GÖZLE) everywhere (HER YER) as (“SI” benzerlik eki) a tourist (TUR-TURLAMA). Fathers (ATA) of us (BİZİM) once (ÖNCE) upon (AB-ABA: üstünlük) a time (DEM: Altay Türkçesinde zaman) created (KUR) big (BÜYÜK) communities (KAMU-KAMUG), basic (BASILAN yer, BASIK, temel) organisations (ÖRGÜ) in (BİRÇOK KELİME PARÇASINDA “iç” anlamı verir) Asia too (DE-DA-DAHİ). At that time pro-Europeans (pro-pri-prea etc. BİR- ilk, öncel) would (yapARDI – eDERDİ) stay (sta-sit kökü: OTUR) in caves (KOVUK) . Then (DEN sonra) they say Turks know (gnosis kök: ÖGRENME) only war (VURUŞMA). Lie… (YALAN) The (DE o – DE) first (BİRİNCİ) agricultural area “Tarim Basin” in the past is not a tale (tell: DEME, DEYİŞ). (Turkish Words) (Tarim: TARIM – DARI vb..) (Basin: BASIK yer). In past (BASILMIŞ geçilmiş) years (YIL) she (DİŞİ) was a Turkish area (YER), now (kök: new YENİ – nev) it is so such (ŞÖYLE) as Turkmenistan… Agriculture (*) techniques (TEKNE yapımı ile ilgili) can (*) be visible (İZLENE-GÖZLENEBİLİR) in these villages (EÜL: köy Tatarca) and polises (*). Oxes (ÖKÜZ) were bounded (bind: BAĞLAMA) and guided (GÜTME) to till (DELME-DİLİMLEME, buradaki anlamı toprağı sürme) (Türkçe geçmiş zaman eki ile İngilizce geçmiş zaman eki ortak: DI) earth (YER). Europeans learnt (ÖĞRENME) botanic (BİTME-BİTKİ ile ilgili), pasturing (BESLEME) animals (*), manage (at BİNME, sürme) to use (ASILANMA) horse. From where? Horse’s origin (*) is “koş”. Europians author (*) says so. English “Bud” means (ANLAM-MANA) in Turkish “tomurcuk”, Turkish “budama” means chopping (ÇAP: vurma, kesme) bud. They also learned making (MEK-MAK Türkçe sabit mastar eki) durable (DURABİLİR) gladios (GILIÇ-KILIÇ) and then were able (ABİLMEK-EBİLMEK yeterlik-iktidar eki) to guard (KORUMA) and save (SAVUNMA) their home (DAM) lands (ALAN) via (YOLUYLA) making architectural (ARK ve ARIK ile kadim ilgili yapılar) structure (TURA Altay dillerinde ev, yapı)... untouchable (touch-tact: DOKUNMAK) burgs (*)The term “bourgeoisie” (burjuvazi) occur (ÇIKAR) thense (TE o yolla) this connection (EK-EKLEME) links (bağlantı, İLMİK-İLE-İLİK).  Burgs grew (grow: GÜRLEŞME-GÖVERME) to cities (*). The (DE o) top (TEPE) Latin King (könig: KAAN) Ceaser’s name (NAM-ÜN-AN) means “Keser”. Many (MENGİ-BENGİ sonsuz, çok) issues (İŞ): Section, Sect, Chapter, Butching: Buç- buçuk.  (KESME-ÇAPMA-BİÇME) Carpenter: KERPİ yapar. Curettage: KÜREME. Tumulus: TÜMSEK. Tumour:  TOMUR. Bug: BÖCEK etc. Encircled (SARMAL) concepts (*).

No (NE) body (BEDEN) in the past knew aqua (AKAN) in Europe in order (order: emir, düzen.. ORDU’dan gelir) to arrive (ERİŞME) far (IRAK) countries (KIR) before (be-been, become: BOLMAK; fore: FIRLAK –“burun gibi -) East cultures grew. Technic of making “tekne”… to have bath (BANYO) too. The young (YENGİ-YENİ) Europeans learned from nations (*) where dawn (TAN) come (*) from. They say the direction (DOĞRULTU-DİREK) “East” means “aus” as “ışık” (parlama). Religious (*) bulletens (BİTİG-BİLİG-BİLDİRME), godlike (KUTLU) Bible and Torah (TÖRE) essentialy (ÖZ olarak) are (LAR-dır) like Turkish words (IR-IRLAMA: deyiş, söyleyiş, okuyuş..). Texture (DOKUMA) was got (GETİR) from East. They told (tell: DEMEK) big water “SU” sea. They tell “MÜREN” mare. Father Christmases are Ayaz-Ata (Siberian Turks’s dear (DEĞERLİ) hero - ER). They tell face for YÜZ, foot Turkish BUT, BÖRİ bear… BUZ, AYAZ ice, partially PARÇALI… Etc. Etc. Multi (MOL-BOL) of English prefixes (BİRİNCİL-ÖN EKLER) and suffixes are Turkish. Al, ante, aus, com, con, de, endo, er, less, lic etc… English vocabulary (*) full (DOLU) of Latin (has many Turkish), Arabic, Persian (has many Turkish) and primary Turkish words. All those only (YALNIZ) image (İM, İMGE)? No. Many of Sanskrit, Arabic, Budhist, Persian scripts (KERTME) written by Turkish authors. Buddha too has turquoise as Euro-Asyatic eyes.

Then they became able to manage a prime (BİR-BİRİNCİL) culture. They captured (KAPMAK) brains (BEYİN) of us, wises (US) of us, sences (SANI, SEZGİ) of us. Do not scare (*) of the huge (YÜKSEK) horrible (KORKUNÇ) pressure (BASKI).  Curv (KIVIR) rear (GERİ-TERKİ) this attack (ATAK) back ARKA), elect (ELE-SEÇ)  true (DOĞRU) honest (ONURLU) bosses (BAŞ), do not exit (*) from the genuine (gerçek, CANLI) science (SAYMA-SAYIM: saymak, saygı göstermek, bilmek, addetmek) path (PATİKA). Keep (KAP: grasp) (*) on my capped (KAPATILMIŞ) assertions (*) in accordance (*) to actual (AKDI: Altay dillerinde “gerçek”) principles (*) of science. Do believe (BİL, inan) its and your capacity (KAPMA-KAPLAMA alanı, yeteneği). Biggest part (PARÇA) of Kemalists doesn’t wish (İSTE) to savvy (*) me. Heal (İYİLEŞTİR) these spirit (ES: Nefes, soluk, ruh) illness (İLLET), for salvation (SALIM-SAĞLIK) of human (MEN: Ben, insan) genus (CAN-CANLI, doğuran).   

kaan arslanoğlu
Kaan Arslanoğlu ve Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu

BAZI SÖZCÜKLERİN KAYNAĞI:

Tarim Basin: Wikipedia English: https://en.wikipedia.org/wiki/Tarim_Basin

ALTTA ALINTI YAPILAN MADDELERİN HEPSİ Online Etymologie Dictionary’den https://www.etymonline.com/

Yabancı etimoloji kaynakları, en güvenilir olanları bile Türkçeyi dikkate almıyor. Bu alimlerin hiçbiri ne Türkiye Türkçesini, ne Avro-Asya Türkçesini, ne eski Türkçeyi biliyor. Kaynağı gösteremedikleri yerde “bilinmeyen orijin” diyorlar veya uyduruyorlar. Türkçe dışında her kökü sallamakta pek mahirler.

Fakat burada asıl kabahat onlarda değil, bizde. Türklerde. Türkçeyi dünyaya öğretecekleri (tabii önce kendileri öğrenecekleri) yerde, yabancı bilgin neyi nasıl sallarsa öz be öz Türkçe yapılar hakkında… Onu kanun, onu bilim kabul ediyorlar.

Bizim için yabancı kaynaklara başvurmakta en zevkli yan, bu kaynakların farkında olmadan birçok Türkçe kökü açığa vurmaları. Tabii bilmedikleri için “işte bu Türkçe” demiyorlar, ama bunu okuyan Türkler de “işte Türkçe” demiyor. İşin başka bir komik yanı da o. Örneklere bakalım.  

Agriculture: (from PIE root *agro- "field") + cultura "cultivation". Cultura: mid-15c., "the tilling of land, act of preparing the earth for crops," from Latin cultura "a cultivating, agriculture," figuratively "care, culture, an honoring," from past participle stem of colere "to tend, guard; to till, cultivate" (see colony). Meaning "the cultivation or rearing of a crop, act of promoting growth in plants".

Bu kaynakta “kültür” bir tarım terimi olarak doğmuştur, deniyor. Toprağın ekim için işlenmesi… Till: Toprağı sürme, devirme, KALDIRMA… “Cult” ile “Kaldır” arasında bir bağlantı kurulabilir. Zayıf bir bağlantı, ama onların kurdukları bağlantılar bundan daha güçlü değil.  

Author: “mid-14c., auctor, autour, autor "father, creator, one who brings about, one who makes or creates" someone or something, from Old French auctor, acteor "author, originator, creator, instigator" (12c., Modern French auteur) and directly from Latin auctor "promoter, producer, father, progenitor; builder…. auctus, past participle of augere "to increase," from PIE root *aug- (1) "to increase."

Burada her iki açımlama yolu da “father: ATA” ve “aug: yükselme, ağma” Türkçeyle uyumlu.

Animal, Anima: “Jung's term for the inner part of the personality, or the female component of a masculine personality, 1923, from fem. of Latin animus "the rational soul; life; the mental powers, intelligence" (see animus). For earlier use in the sense "soul, vital principle," see anima mundi.”

Animal Latin Animus kökünden geliyor. Ruh, can, akıl gücü, akıl, anlak, AN anlamında.

City: from PIE root *kei- (1) "to lie," also forming words for "bed, couch," and with a secondary sense of "beloved, dear."

O şekilde açıklanmıyor ama sit: Oturma ile ilgisi bulunabilir. Fakat kök “Kei” imiş. Acaba KENT ile bağlantılı mı?

Polis: (Şehir) Yunanca poli: Türkçe bol. Yunanca Polis: Türkçe Balıg.

Concept: here perhaps an intensive prefix (see con-), + combining form of capere "to take" (from PIE root *kap- "to grasp").

İngilizce, Latince pek çok kavramda Türkçeyi değil, ama Türkçe kökü görüyoruz. Burada KAPMAK kökü hiç beklenmedik anda önümüze çıkıyor.

Come: Old High German queman, German kommen, Old Norse koma, Gothic qiman), from PIE root *gwa- "to go, come."

GİTMEK, GELMEK, GETİRMEK, GÖTÜRMEK vb. Türkçe fiillerin her yere girdiği pek açık. “Come” kökünde bile karşımıza çıkıyor. 

Have - Has: Old English habban "to own, possess; be subject to, experience," from Proto-Germanic *habejanan (source also of Old Norse hafa, Old Saxon hebbjan, Old Frisian habba, German haben, Gothic haban "to have"), from PIE root *kap- "to grasp." Not related to Latin habere, despite similarity in form and sense; the Latin cognate is capere "seize.

“Have-Has” de bile kök KAPMAK.

Eye: c. 1200, from Old English ege (Mercian), eage (West Saxon) "eye; region around the eye; apperture, hole," from Proto-Germanic *augon (source also of Old Saxon aga, Old Frisian age, Old Norse auga, Swedish öga, Danish øie, Middle Dutch oghe, Dutch oog, Old High German ouga, German Auge, Gothic augo "eye"). Apparently the Germanic form evolved irregularly from PIE root *okw- "to see."

ScareBaştaki “S”nin eklenmesi kuralı. Birçok Batı sözcüğünde sonradan eklenmiş olabilecek “s” kaldırıldığında Türkçe köke ulaşılır.

SavvyAnlayış, kavrayış, anlamak, bilmek… Sapere (Latin): düşünmek. Türkçe “sab-sav” söylemek, demek, iddia etmek, savunmak…

CanTürkçede fiilden isim yapma eki aynı anlamı verir. Et-KEN, Çalış-KAN…

OriginKaynakta tamamen farklı açıklanıyor ama, biz şöyle bir akıl yürütmeden kendimizi neden alıkoyalım. İddia etmeyelim ama dikkate sunalım. Hiç Türkçe bilmeyen yabancı etimologların uydurmaları karşısında bu hafif kalır. OR: Türkçe yer, yabancı dillerde yön; GİN: can, doğum vb…

VocabularyKaynakta “Voca” için “ses” deniyor: Voice: SES… Benzemiyor mu? Fakat “Bulary” nin bir açıklaması yok. :) :) 

Nation: “from PIE root *gene- "give birth, beget," with derivatives referring to procreation and familial and tribal groups.”

Kök şaşırtıcı biçimde yine “CAN-CANLI” ya bağlanıyor.

Burg: Bhergh kökü/  “Proto-Indo-European root meaning "high," with derivatives referring to hills and hill-forts. It forms all or part of: barrow (n.2) "mound, hill, grave-mound;" belfry; borough; bourgeoisie; burg; burgess; burgher; burglar; faubourg; iceberg.”

Burg kasaba ve genelde ortaçağın yüksekte, çevresi surlarla çevrili veya tahkim edilmiş yerleşim yerlerini ifade ediyor. Arapça Burç ile akrabalığı ortada. Ayrıca Türkçe BERK-BERKİTMEK sağlam, sağlamlaştırmak anlamına geliyor. Almanca “Berg”: dağ.

East: from PIE root *aus- (1) "to shine," especially of the dawn. Tan yerinden IŞIMA: “aus”.

Religion: “the interpretation of many modern writers connects it with religare "to bind fast" (see rely), via the notion of "place an obligation on," or "bond between humans and gods."

Re-ligion açımlamasında “ligion”: bağ-bağlanma anlamında. League: Birlik. Türkçe İLE-İLİK-İLGİ-İLİKLEME-İLMEK sözcüklerini “Elect-Election”: ELEK bağlantısında da göstermiştik.

Keep: “from Proto-Germanic *kopjan, which is of uncertain origin. Old English cepan was used c. 1000 to render Latin observare, so perhaps it is related to Old English capian "to look" (from Proto-Germanic *kap-), which would make the basic sense "to keep an eye on, see to it."

ExitTürkçe “ÇIKMAK” ile ses benzerliği var. Ayrıca Türkçe bazı sözcüklerde “aks-öks-eks” çıkma anlamı veriyor ilginç yönde. Aksırma, Öksürme, Eksilme…

Principles: “from primus "first" (see prime (adj.)) + root of capere "to take" (from PIE root *kap- "to grasp").”

Assertion: early 15c., assercioun, "a declaration, confirmation" from Old French assercion (14c.) or directly from Late Latin assertionem (nominative assertio), noun of action from past-participle stem of Latin asserere/adserere "to claim, lay claim to, appropriate," from ad "to" (see ad-) + serere "join together, put in a row" (from PIE root *ser- (2) "to line up"). By "joining oneself" to a particular view, one "claimed" or "maintained" it. From mid-15c. as "an unsupported statement."

Buradaki ilginç nokta “ser” kökünün “SIRA” özdeş anlamı, ama bir yönden SERME ile de örtüşüyor. “Sıra” Yunanca mı, tartışmalı.

AccordanceDış kaynak “cord: kalp ile bağlantı kuruyor. Türkçe karşılığı “GÖRE”… Biraz benzemiyor mu? Ayrıca eski Türkçede yürek yerine kullanılan CÖRÖK sözcüğü de “cord-cardia” ile benzeşmiyor mu?

Manage: 1560s, "to handle, train, or direct" (a horse), from the now-obsolete noun manage "the handling or training of a horse; horsemanship" (see manege, which is a modern revival of it), from Old French manège "horsemanship," from Italian maneggio, from maneggiare "to handle, touch," especially "to control a horse," which ultimately from Latin noun manus "hand" (from PIE root *man- (2) "hand").

Türkçe bilmeyen etimolog at ile bağlantıyı kurabiliyor, ama “BİN-MİN” ve açıkça MANG sözcükleriyle ilgisini ve bunların at binmek, sürmek ile bağlantısını kuramıyor. Keza “ministry” sözcüğü. Belki tam böyle değildir, ancak siz etimologların Türkçeyi dışta tutarak bilginlik taslamalarına artık isyan etmiyor musunuz?

İNGİLİZCE METNİN TÜRKÇE ÇEVİRİSİ

Atatürk bana döndü ve dedi ki: Dış ülkelere gittiğinde her yere turist gibi bakma. Bir zamanlar atalarımız büyük bir toplum, temel örgütlenmeler yarattılar Asya’da. O zamanlar Avrupalılar mağaralarda yaşıyordu. Sonra diyorlar ki, Türkler sadece savaşmayı bilir. Yalan… Geçmişteki ilk tarım alanı “Tarim Basin” bir masal değil. Bunlar Türkçe sözcükler. Geçmişte buraları Türklerin sahasıydı, şimdi olduğu gibi, örneğin Türkmenistan. Tarım teknikleri oralardaki köy ve şehirlerden izlenebilir. Öküzler toprağı sürmek için bağlandı ve güdüldü. Avrupalılar botaniği, hayvan beslemeyi, atları kullanabilmeyi öğrendiler. Nereden? “Horse”un kökü “koş”tur. Avrupalı yazarlar söylüyor bunu. İngilizce “bud” Türkçe “tomurcuk” anlamında, Türkçe “budama” chopping bud. Onlar ayrıca sağlam kılıçlar yapmayı ve yurtlarını koruyup savunmayı öğrendiler. Mimari yapılar oluşturma yoluyla dokunulmaz kasabalar kurdular. Burjuvazi terimi de bu bağlantıdan çıkmıştır. Kasabalar sonra şehirlere dönüştü. En büyük Roma kralı Sezar’ın ismi bile “Keser” anlamındadır. Birçok konu: Section, Sect, Chapter, Butching: Buç- buçuk. Carpenter.. Kerpici. Curettage.. Küreme.. Tumulus tümsek, Tumour tomur, Bug böcek… vb. Sarmal, birbiriyle ilgili kavramlar.  

Doğu kültürleri gelişmeden önce geçmişte Avrupa’da kimse denizi uzak yerlere gidebilme aracı olarak bilmiyordu, suyu banyo yapmak için kullanmayı da. Tekne yapımını Doğu’dan öğrendiler. Genç Avrupalılar bunları tan yeri yönünden gelen milletlerden öğrendiler. Onlar doğu yönü için “East” derler , kökü “Aus-Işıma”dır. Dinsel metinleri olan, Tanrısal İncil ve Tevrat esas olarak Türkçeye benzer sözcüklerdir. Dokuma Doğu’dan getirildi. Onlar büyük sulara  “sea” derler. Müren: Mare. Noel babaları Sibirya Türklerinin iyicil kahramanı Ayaz-Ata’dır. Face: Yüz, Foot: But, Bear: Böri… Ice:  “buz”, Partially : “parçalı”. Vb. vb.. Birçok İngilizce ön ve son ek Türkçedir. Al, ante, aus, com, de, endo, er, less, lic vb. İngilizce sözlükler Latince (pek çok Türkçe sözcük ihtiva eder), Arapça, Farsça (birçoğu Türkçe) ve asıl Türkçe sözcüklerle doludur. Tüm bunlar hayal mi? Hayır. Birçok Sanskrit, Budist, Arapça ve Farsça metinler Türk yazarlarca yazıldı. Buda’nın bile mavi, Avro-Asyatik gözleri vardı.  

FACE-BOOK’ta GÜNEŞ-DİL… GÜNEŞ-DİL KURAMI: https://www.facebook.com/groups/740629675966199

BATI DİLLERİNİN KÖKÜNDEKİ GÜÇLÜ TÜRKÇE: https://www.kitapyurdu.com/kitap/radloff-sozlugunden-cikan-bulgulara-gore-bati-dillerinin-kokundeki-guclu-turkce/534648.htm

(İnsanbu'daki yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz)

 Kaan Arslanoğlu
(İnsanbu.com)
Gerçekedebiyat.com

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.