Delileri kendine özendiren adam: 'Milli Kahraman' Napoleon Bonaparte! / Alp Hamuroğlu

Eleştiri

Dünyada tarihin en popüler şahsiyeti kimdir diye sorulacak olursa, çok kimse tereddüt etmeden Napoleon diyecektir. Çünkü dünyada adı en çok bilinen ve duyulan asker (yani general), hükümdar (yani imparator), siyasetçi (yanı darbeci) odur. Tımarhanelerde en çok rastlanan kimliğin Napoleon olması da bunun sonucu değil midir?

Napoleon Bonaparte, Alp Hamuroğlu

Peki Fransa’nın “milli kahramanı” Napoleon kimdir ve nasıl biridir? Çok iyi bir asker, bir devrimci, Fransız milliyetçisi, halkının önderi vb. mi, yoksa bir maceraperest, düzenbaz, şarlatan veya ruh hastası mı?  Dahası, Napoleon acaba karşıdevrimci, Cumhuriyet düşmanı, gerici, saldırgan bir despot vb. mi?  Gerçekte nedir bu adam?  Ve “2021” Ne Yılı?

İLK EVRENSEL DEVRIM: BÜYÜK FRANSIZ DEVRIMI

Büyük Fransız Devrimi, bir milli devrim, bir “Fransız Devrimi” olmakla birlikte dünyasal bir devrimdir.  Döneminde ve sonrasında Avrupa’da bu devrimin etkisinin şu veya bu şekilde görülmediği bir ülke yoktur. Bütün Fransa, devrim ile karşıdevrim arasında ikiye ayrıldığı gibi, bütün Avrupa da karşıtlar ile olumlu görenler ve yararlananlar olarak düşmanlar ve dostlar arasında ikiye bölünmüştür. Avrupa’da bütün milli devrimler Fransız Devriminden çıkmıştır, ama bütün ayrılıkçılıklar da esinini ondan almış, Fransız Devrimine dayandıklarını düşünmüşlerdir.

Velhasıl, Kıta için on yıllar boyunca, hatta yüzyılın sona kadar Büyük Fransız Devriminden daha öne çıkan ve daha önemli görülen bir başka olaydan söz edilemez. 19. yüzyıl, Avrupa’nın Büyük Fransız Devrimi yüzyılıdır.  Yansımalar, yüzyılın başından itibaren ve yüzyılın ortasında yoğunlaşarak Belçika, Yunanistan, İtalya, Almanya, Avusturya, Macaristan, Polonya, İrlanda, Romanya, Hırvatistan gibi ülkelerde görülür.

Büyük Fransız Devrimi, 19. yüzyıl Avrupa’sının şekillenmesinde oynadığı rol dışında Avrupa dışını, bütün dünyayı en çok etkileyen Avrupa siyasal-toplumsal olayıdır.

İlkeleri, yalnız 19. yüzyıl için değil, 20. ve 21. yüzyıl için de en çok sözü edilen ilkeler olmuştur.

20. yüzyıl,  Devrimi bırakmış, terk etmiş Avrupa’ya karşın ezilen dünyada Büyük Fransız Devrimi yüzyılıdır.  Sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşları, emperyalizme karşı kurtuluş savaşları, ilk esinlerini Büyük Fransız Devriminden almıştır. Avrupa dışındaki dünyada milli devletlerin oluşması, Büyük Fransız Devrimi sırasındaki Fransa’nın milli devletinin ortaya çıkma sürecinin yansımasıdır. Hem millet oluşması, hem de bağımsızlık mücadelesi olarak.

Bu durum, Türk milletinin oluşması, oluşturulması, “devrimci bir cumhuriyet” kurulması ve dış güçlere karşı vatan savaşı verilmesinde de aynı şekildedir. Yeni Osmanlılar Fransa’daki sarsıntının farkındadırlar, Jön Türkler Büyük Fransız Devrimiyle bilinçlenmişler, Türkçüler gene Fransız Devriminin yolunu izlemişler, Türkiye Cumhuriyeti kurucuları devrimlerinde Fransız Devriminin ilkelerini benimsemişler, Türk milli devleti Devrimin Fransa’sını örnek almıştır.

Tanzimat’tan Meşrutiyet Devrimlerine (1876 ve 1908) ve Cumhuriyet Devrimine (1920) geçiş, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e dönüşüm Büyük Fransız Devrimine dayanır.

FRANSA’DA VE BÜYÜK FRANSIZ DEVRIMINDE NAPOLEON

Fransız tarihi için zaten o Devrimden daha önde gelen, daha önemli olan bir sarsıntı ve ilerleme bulunmamaktadır.  Fransa tarihinin en önemli olayı, en önemli dönüm noktası, en önemli siyasal-toplumsal dönüşümü, Büyük Fransız Devrimidir. Uyandırdığı heyecan ve etkiyi aşan başka bir olay da yoktur.

Fransa tarihi, Devrimden önce ve Devrimden sonra diye ikiye ayrılarak ele alınabilir.

Napoleon Bonaparte’a (1769-1821) gelince:

Fransız Devrimi sırasında ve sonrasında önce Devrimin, sonra Avrupa’nın figürlerinden biridir. Hem Devrimin, hem Fransa’nın, hem de Kıtanın“kahramanları” arasında Fransa, Avrupa ve dünya tarihini ondan daha fazla meşgul eden bir şahsiyet yoktur.  Gene Devrimin ve Avrupa’nın başlıca öne çıkmış adları içinde Napoleona’a özgü yazın (literatür) ile yarışacak başka bir kimse de yoktur (hatta bu, dünya tarihinde hakkında en çok kitap yazılan insan olduğuna kadar vardırılan bir söylemdir).

Ve Napoleon, 200. ölüm yıldönümünde Fransa’da anılmaktadır. Hatta 2021, bu yüzden Fransa’da “Napoleon Bonaparte’ı Anma Yılı” ilan edilmiştir.  Ölüm tarihi olan 5 Mayısta, Paris’teki Réunion des Musées Nationaux adlı kurumun açacağı Exposition Napoléon adlı bir sergi ile başlatılacak “Napoleon Yılı”, onlarca etkinlikle sürdürülecek ve genişletilecektir.([1])

“Anma Yılı”nın anlamını düşündüğümüzde Napoleon Bonaparte’ın, “milli kahraman”, “Devrimin bir simgesi”, “Cumhuriyetçi general”([2]),“Fransız milliyetçiliğinin eylemcisi ve önderi”, “Fransa’nın en önde geleni”, “tarihin en önemli kişilerinden biri”, olarak ele alındığı, bu şekilde değerlendirildiği ve böyle gösterildiği görülüyor. “Napoleon Yılı” haline getirilmiş 2021’in bu açıdan ve bu nedenle önemlileştirildiği, buna bağlı olarak Napoleon’un da yüceltildiği ortada.

Büyük Fransız Devriminin 200. yıldönümünde, 1989’da, Fransız halkının kamuoyu yoklamalarıyla Devrimi artık pek olumlu görmediği ortaya çıkarıldığından beri bunda yadırganacak bir şey bulunmuyor.  Fransızlar o 200. yıldönümü günlerinde Kral XVI. Louis’nin giyotine gönderilmiş olmasını da doğru görmüyorlardı.

Ancak biz söz konusu olan Napoleon’un,Devrim, Fransa, Fransız halkı ve tarih için gerçekte ne anlama geldiği üzerinde duracağız.

napoleon bonaparte

Napoleon’un Fransa ve Devrimle ilişkisi şöyle başlamıştı:

Toulon’da İngiltere destekli karşıdevrimci ayaklanmanın İtalyan kökenli Korsikalı Bonaparte ailesinin oğlu genç bir topçu subay tarafından bastırılması, Napoleon’un Devrim sürecine ve  tarihine girişidir.([3])Fransa ordusunda yüzbaşı olan Napoleon, bu başarısı sayesinde tugay komutanı olur. O tarihe kadar kendini bir Fransızdan çok Korsikalı olarak hisseden Napoleon, o tarihte Jakoben olmayla birlikte Fransızlaşmıştır!

BÜYÜK FRANSIZ DEVRİMİ NEYDİ?

1789 yılının temmuz ayında Paris kenti içindeki Bastille kalesi düştü ve kral, Belediye binasında Devrimi tanıdı, kabul etti, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ilan edildi.

1790: Kurucu Meclis tarafından imtiyazlar ve unvanlar yasaklandı.

1791: Anayasa kabul edildi.

1792: Monarşi kaldırıldı, Fransa Cumhuriyet oldu.

1793: Fransa’ya ihanet eden Kral yargılandı ve idam edildi, yeni Anayasa hazırlandı.

1794: Fransa’da kölelik sona erdirildi.

Bu süreçte, dış saldırılara karşı vatanı korumak için halk seferber olur, devrimin ordusu, devrimciordu ortaya çıkar, feodal ilişkiler ve kurumlar kaldırılır, soyluluk bitirilir, din adamlarının ayrıcalıkları yok edilir, din görevlileri yargılanır, kilise mülklerine el konulur, bilimciler öne çıkar, bilimde atılımlar yapılır, Fransa düzene girer, eşitliğin gereği olarak “siz”ler geçersizleştirilir, yurttaşların birbirlerine hitabında “sen”, konuşma diline ve retoriğe yerleştirilir.

Bir Cermen boyu olan Franklar yüzyıllarca önce Kavimler Göçüyle Avrupa’nın batısına geldiklerinde (4. yüzyıl) dönemin ve Fransa olacak toprakların fatihleri olmuşlar, Fransa’yı kurmuşlar (5. ve 6. yüzyıl), feodal olan devletin ağırlıklı olarak aristokrasisini oluşturmuşlardı.  Kraliyet Cermen-soyluydu.  Roma kalıntısı kitlelerle Galyalıların çoğunluğunu meydana getirdiği halk, Devrimle bu Cermen-soylu krallığı yıkmış ve aristokrasiyi sınıf olarak ezmişti.  Devrim iktidarın sınıfsal değişimiydi ve Devrim vatanı korumak zorunda kalmıştır.[4]  Komşu Cermen kökenli devletler Fransa’ya, yalnız Devrimi yıkmak için değil, soydaş ve akraba oldukları Fransa kraliyetini, hanedanını ve aristokrasisini kurtarmak amacıyla saldırmıştır.

Ancak dış saldırılara karşı vatan savunması yapılması Devrimin milli yönünü güçlendirir ve öne çıkarır.

Bütün bu gelişmeler, “yeni sınıf” olan burjuvazinin “Eski Rejim”e karşı mücadelesinde toplumla kurduğu ittifak sayesinde olmuştur. Ancak Devrim, dış güçler tarafından, Avusturya, Prusya, İngiltere, Hollanda gibi komşu ülkeler yanı sıra –Rusya dahil– bütün Avrupa monarşileri tarafından saldırıya uğradığı gibi, aynı zamanda ülke içi ayaklanmalarla da ezilmek, yok edilmek istenmektedir.  Avrupa’daki diğer monarşilerin de hem kışkırttığı ve hem de desteklemeye çalıştıkları karşıdevrimci köylü ayaklanmalarını bastırmak için silahlanma ve kitleleri şiddetle ezme zorunlu hale gelince burjuvazinin 1789’da toplumsal alanda yarattığı fikir birliği tamamen bozulur. “Devrim mahkemeleri” kurulur ve çalışmaya başlar. Burjuvazinin üst kesimi aristokrasiye ve kraliyete yanaştığından, kraliyete güvenini her bakımdan kaybetmiş orta burjuvazi de kendi çıkarları peşine düştüğünden, güç dengeleri Devrimin aleyhine döner. Bunların sonucunda Robespierre ve Devrimin önderleri de giyotine gönderildiği için Devrim bocalama içine girer ve bir iktidar boşluğu doğar (1793-94).

Devrime karşı dış müdahaleler olmasa, ne Jakoben iktidarın „Terör Dönemi“ yaşanır, ne kitleler hızla durgunlaşır, ne de Napoleon iktidarı ele geçirebilirdi.[5]

NAPOLEON SAHNEDE YERINI ALIYOR! AMA DEVRIME VE CUMHURIYETE KARŞI OLARAK

Fransa tarihi nasıl Devrimden önce ve Devrimden sonra diye ikiye ayrılıyorsa, Büyük Fransız Devrimi tarihi de Napoleon’dan önce ve Napoleon‘dan sonra olarak ikiye ayrılır.  Çünkü Napoleon’dan sonra Devrim yön değiştirmiş, önce geriye dönüş başlamış, sonra karşıdevrim hakim olmuştur.

Napoleon Bonaparte 1795-97 yıllarında İtalya, 1799’da Mısır seferine çıkar.  Mısır ve Filistin’den bir hezimetle Fransa’ya dönüşü üzerine 18 Brumaire[6]adı verilen ünlü hükümet darbesini yapar, arkasından „Birinci Konsül“ olur (1800). "Kurtarıcı“ olarak görülmüş, „darbesi“ kabul görmüştür.

Ancak Fransa’ya "saldırıları“ devam eder, 1804 yılında da "Fransa İmparatoru“ olarak taç takar; Cumhuriyet bitmiştir.

Darbeci Napoleon bu arada, Devrimin yıktıklarını yeniden kurmakta, Devrimin yaptıklarını yok etmektedir.  Fransa’nın olumladığı ve sarıldığı darbe aslında karşıdevrimdi ve önce Napoleon’un kişisel diktatörlüğüne, sonra da “Napoleon İmparatorluğu”na dönüşmüştür.

Sonraki yıllar Avusturya, Prusya ve Rusya’ya karşı zaferler kazandıysa da, 1809’da İspanya’da yürüttüğü "devrim“ insaldırı savaşıyla Napolyon’un çöküşü başlar. 1812 Rus seferi tam bir felakettir. Ordusunu kaybederek Paris’e dönen Napoleon 1814’te tahtını da kaybeder ve Elbe Adasına sürgüne gönderilir.

ahmet yıldız

DEVRİM  MİLLİYETÇİLİK VE İMPARATORLUK

Napoleon imparatorluğu ile ulusal devlet aynı şey ya da birbirinin devamı olmadığı gibi, birbirlerini dışlarlar, birbirlerine terstirler. Aynı Cumhuriyet’le İmparatorluğun uyuşamaması, bir arada olamaması, terslikleri, zıtlıklıkları gibi.

Dolayısıyla Napoleon’un, Fransız milliyetçiliğinin eylemcisi ve önderi olarak görülmeye ve gösterilmeye çalışılması hem yanlıştır, hem de tutarsızlıktır. Napoleon Fransız Devrimini de, Fransa Cumhuriyetini de, Fransız milliyetçiliğini de çiğnemiştir, üçünü de terk etmiş, üçüne de ihanet etmiştir.

1796 Martında Napoleon Bonaparte komutasındaki ordular Avusturya’yı bozguna uğratmıştır ve imparatorluğu Campo Formio Anlaşmasını imzalamak zorunda bırakmıştır (17 Ekim 1797).  İtalya’da önemli bölgeler ve geniş alanlar Fransız hakimiyetine girmiştir.  Bu kazanımlarıyla Fransa Osmanlı devletine de sınırdaş olmuştur.

İkinci Koalisyon Savaşı (1798-1801) sonunda yenilen Avusturya İmparatoru II. Franz, bütün Ren bölgesinin Fransa’ya bağlanmasını öngören Lunèville Anlaşmasına (9 Şubat 1801) imza atmıştır.

Hollanda’nın önemli bir kısmı ve Belçika Fransa’ya katılmıştır.

Napoleon Bonaparte, yaklaşık 11 yıl süren hükümdarlığı döneminde askeri adımlarıyla tüm Avrupa'yı kana bulamış ve korkutmuş, ama bütün Avrupa’nın kendisine karşı birleşmesini ve "Kıtasal gericiliğin" ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Napoleon Bonaparte 1806’da Prusya’ya yürümüş, Prusya ordularını dağıtmış, Varşova’ya varmıştı.  Üç yıl sonra Viyana’daydı, altı yıl sonra da Moskova’da. (Ancak, 500 bin kişiyi geçen ordusundan Fransa’ya 5-10 bin kişi dönebilecekti.)

İngiltere’nin hakimiyet alanlarında etkin olmaya çalışır. Bunun sonucunda Napoleon dönemi aynı zamanda İngiltere ile sömürge savaşları dönemi de olacaktır.[7]            

Devrimin yurt savunması temelinde gönüllü askerlik olarak ortaya çıkardığı uygulama, sürekli savaşlarla aşınmaya başlayacaktı. Napoleon, Devrimi bırakmış, “imparatorluk”un gerektirdiği saldırganlık ve ilhaklara yönelmişti, ama bunu “Devrim adına” yapıyordu. Napoleon savaşlarında hedefler sürekli büyüdüğünden hep daha çok askere ihtiyaç duyuldu. Hem bunun doğal sonucu, hem de kitlelerin sürüklendikleri savaşlardan yorulması sonucu ülkenin askerliğe ilgisinin azalması, Napoleon’un zorunlu askerlik uygulamasına mecbur kalmasına varacaktı. Bunun anlamı ise, gönüllü ve istekli askerliğin bitmesi, savaşmanın külfete ve inanmadan savaşmaya dönüşmesiydi. Devrimci ve şevkli ordu, yerini bıkkın ve cansız bir orduya bıraktı. Napoleon, “Devrimin orduları”na değil, “imparatorluğun” askerlerine komutanlık yapmıştı. Başarısızlıkların ard arda gelmesinde bunun önemli bir payı oldu.

“Napoleon Savaşları” dönemi, aynı zamanda Napoleon’a karşı koalisyonlar dönemidir.  Avrupa Napoleon sonrasında ve Napoleon sayesinde öyle „barışçı“ olmuştur ki, 1815’te –orada öleceği– St. Helena’ya gönderilmesiyle "Viyana Kongresi“ düzenlenmiş, bu kongreyle Avrupa "barış kıtası“[8] olmuştur.

Devrim millidir ve barışçıdır, barışa ihtiyacı vardır; imparatorluk ise milli özellikte olmaz, ayrıca saldırgandır, savaşçıdır ve savaşa mecburdur.

NAPOLEON ve YENİLENEN ESKİ DÜZEN

Napoleon, imparator olduktan sonra Devrim değerlerine ve önderlerine saldırmaktan geri kalmadı.  Açıkça Jakoben düşmanlığına soyundu.  Her zor duruma düştüğünde Jakobenlerin komplosuyla karşı karşıya kaldığını söyleyecek ya da kendini açık veya dolaylı tehdit edenleri “Jakobenlik”le suçlayacaktır.

Yargıçların, Eski Rejimde olduğu gibi varlıklı sınıflar arasından gelmesi, yargıç yardımcılığının ve adli pratiklerin ücretsiz kılınmasıyla sağlandı.  Bu yüzden adalet görevlerine ancak zenginler istekli olabiliyor ve başvurabiliyor, böylece de yargıçlık gibi memuriyetler halka kapanarak burjuvazinin tekeline giriyordu. Üstelik, zenginler arasından gelen yargıçlar ve savcılar, düşük ücretlerle çalışmalarına karşın –görevleri sayesinde– her geçen gün daha da zenginleşiyorlardı.[9]

Napoleon’un adli kurumların mensuplarına övgüler düzmesi, hakim ve savcıların itibarlarını sürekli yükseltmesi, “hukukçuluğu” yüceltmesi, iktidar yılları boyunca ona büyük bir rahatlık sağlayacaktır.

Napoleon Devrimin izlerini sildikçe Devrim günlük hayattan da uzaklaşır.  Sınıfsal konumu belirten unvanlar başta olmak üzere eski unvanlar tekrar kullanılmaya başlanır.  Eşitliğin gereği olarak Devrimin yasakladığı hitaplar hatırlanarak yeniden kullanıma girer.  Unvanlar hem geri gelmekte, hem yenilenmekte, hem de “yeni sınıfın” yaygınlığı ölçüsünde artmaktadır.  Binlerce yeni kont ve baron ortaya çıkar.

Napoleon’un bu iktidar döneminde 1 Mart 1808 kararnamesiyle yeni sınıfın, burjuvazinin soyluluk sistemi kurulacak, eski soyluluğun değil ama yeni bir soyluluğun unvanları olarak eski usullere dönülecektir.  “Kraliyet soyluluğu” (Cermen soyluluğu) gitmiştir, ama aynı unvanlarla “yeni” bir soyluluk, “imparatorluk soyluluğu” başlamıştır.  Üstelik Napoleon sonrası dönemdeki imparatorluk soyluluğu, “krallık soyluluğu”nun hanedanını da değiştirmiş, Bourbon Hanedanı yanı sıra, başka bir hanedan, Orleans Hanedanı iktidar olmuştur.

ahmet yıldız

Soyluluğa özenme tekrar yaşanır. Burjuvaziyi hor gören ve burjuvalara karşı olan aristokrasi sindirilmiş, sinmeyenler burjuvazi için "tehlike“ olmaktan çıkmıştır. Boşluğu dolduran burjuvalar artık „sonradan görme“ de değildirler ve biraz „aristokrat“ olmuşlar, “aristokrat” görülmeye ve sayılmaya hak kazanmışlardır.  Eski Rejimin aristokratik görgü ve ritüelleri yeniden canlanır ve benimsenir.  Bu süreç elbette en yukarıdan hızlandırılmaktadır.  Napoleon, aynı son Fransa kralı XVI. Louis gibi bir Avusturyalı prensesle evlenir.[10]  Fransa kralından bir eksiği kalmamıştır. Bonaparte soyadlı çocukların adları, Charles, Louisgibi yıkılan Eski Rejimin ya da Franz gibi başka ülke hanedanlarının hükümdarlarının adlarıdır.

“Eski” soyluluk ile “yeni” soyluluk arasındaki buzların çözülmesi, devletin ve iktidarın –eşit bir şekilde olmasa da– bazı bakımlardan paylaşılmasıyla birlikte yürütülür.  Bizzat Napoleon, yıkılan krallığın giyotinden her nasılsa kurtulmuş yüksek görevlilerini, hatta parlementlarını, yeni mahkemelere görevli olarak getirir. 1790’da, dört yüzyıldan beri kraliyet başsavcı yardımcılığı görevini yürüten ailenin mensuplarından kraliyet savcısı Séguier, yüksek adalet cihazının başındadır. Eski aristokrat ailelerden gelenler, Devrimde yararlıklar göstermiş olanlarla birlikte atanır, hatta birlikte çalışacakları komisyonlara ve kurullara sokulur.[11]  Amaçlanan, belli ki “kaynaştırma”dır.

Bu arada Devrimden kaçan Devrim düşmanı aristokratlar, çoğunluğu Cermen-soylu “göçmenler”, doğu yönünden (Avusturya ve Prusya’dan) dönerler, yolsuz (parasız, mülksüz) olmakla birlikte sınıfsal sıralamada haklarına kavuşurlar! Napoleon tarafından affedilmişlerdir.

Bir süre sonra da Cermen-soyluluğu tekrar meşrulaşacak, hatta belirli ölçüde itibar kazanacak, –eskisi kadar olmasa bile, Eski Rejimdeki gibi soyluluğun gövdesi ve esas karşılığı olmasa bile– soyluluk içinde yer alacaktır.  Ama önemli olan, Eski Rejimin soylularının krallık tekrar kurulduğunda Devrimden “Franklar olarak” intikam almak istemeleridir.

1816’da, kralın giyone gönderilmesi kararının alınmasından yirmi küsur yıl sonra, ölüm cezası yönünde oy kullananlar, Napolelon’un “yeni düzeni” sayesinde “kral katilleri” oldukları için kaçmak, başka ülkelere göçmek zorunda kalırlar. 

Napoleon, Kiliseye, papazlara karşı Devrimin gösterdiği tepkinin benzeri bir anlayışa sahip değildi.  Belki başında cereyana uygun davranmaktaydı, ama papayla anlaşma yapması (konkordato)[12], imparatorluk tacını papanın olduğu törende papanın elinden çekip kendi eline alması, Hıristiyanlığın merkezi haline getirmek için (başaramamış da olsa) Papalığı Paris’e taşıma hevesi, hüküm giymiş karşıdevrimci din adamlarına aflar çıkarması, din görevlilerine eski imtiyazlı haklarını tekrar tanıması, zaman zaman dini bağnazca ve yobazca savunduğunu gösteren konuşmalar yapması, bütün bunlar, Devrimin temel özellikleriyle bağdaşmayan uygulamalarını gösteriyordu ve bunların giderek daha da artacağının işaretleri oluyordu.

Napoleon imparator olduktan sonra kendisine müneccim tuttu, akıl dışı safsataların ve hurafelerin meraklısı oldu.  Aslında Napoleon, Devrimin kopardığı gelenekle bağı tekrar kurmaktaydı.[13]  Bu aynı zamanda Devrimin önderi burjuvazinin halktan ve Devrimden kopmasıydı.

NAPOLEON’UN ÖZENTI İMPARATORLUĞU VE RESTORASYON

1794'te, Fransa'yı monarşiden cumhuriyete dönüştüren devrimin ardından Fransa, kendi topraklarında köleliğin kaldırıldığını ilan etmiştir, ancak 1802'de Napoleon görev başındadır ve bu kararı feshederek Fransa'yı, köleliği kaldırdıktan sonra geri getiren dünyadaki tek ülke yapar. (Fransızlar 1848'de köleliği tekrar ve artık kesin olarak kaldıracaklardır.)

Köleliğin kaldırılmasından zarar gören köle sahipleri ve köle ticareti yapanlar, Cermen-soylularla ve büyük toprak sahipleriyle doğal olarak müttefik olmuş, ticaret merkezlerinin ayakta tuttuğu Jirondenler de bu ittifaka sonradan katılmıştı.  İktidara gelen yeni sınıflar köle ticaretinin ve sömürüsünün önemini bildiği için ittifakı canlandırdılar.  Fransa’nın ticaret kentlerinin esas ilişkisi sömürgelerle olduğu için bu merkezlerin ayakta kalması köleliğin devamına bağlı gibiydi.  Sömürgelerde plantajların sahipleri, kölelik olmadan işlerini yürütemezlerdi.  Devrime gösterdikleri “uyum”, melezle beyaz arasındaki farkı törpülemekten ibaretti.

Devrimci Fransa, „Devrimi bitmiş“ ve çökmüş Fransa’ya dönüşürken „Krallık“ yeniden, bir kez daha, tekrar –eskiden olduğu gibi– kurulacak, Napoleon’un kesin yenilgisinden (Waterloo) sonra, 1814’ten başlayarak „Restorasyon“ yaşanacaktır.  Sonraki on yıllarda yıkılıp yıkılıp birçok kez daha kurulacak olan krallık, Devrimin iktidarın sınıfsal niteliğini değiştirmesinin, iktidarın aristokrasiden burjuvaziye geçmesinin dışında,her şeyi geri getirmeye çalışacaktır.

Restorasyonda Devrimin yenilikleri ve temel ilkeleri silikleştirilir, birçoğu tersine döndürülür. Gerçi Devrimle kadın-erkek eşitliği sağlanamamıştır ama yüceltilen kadın bir kenara koyulur, kadın hakları konusunda ileri sürülenler, savunulanlar ve mücadele edenler unutulur.[14]  Kadınlar barolara ancak 1 Aralık 1900 yılında çıkan bir yasayla girebileceklerdir. Kraliyetin, Eski Rejimin, kadınları resmi görevlerden, kamu hizmetinden uzak tutma geleneği öyle keskin bir biçimde yerleştirilmeye çalışılır ki, İkinci Dünya Savaşı sonrası 11 Nisan 1946 kanunlarına kadar başta adalet mekanizması olmak üzere memuriyetin geniş alanları kadınlara yüzyıldan fazla bir süre tamamen kapalı kalacaktır. Fransa’daki ilk kadın yargıç, Yüksek Temyiz Mahkemesinde üye olarak görevine ancak 16 Ekim 1946’da başlayabilecektir.

Bu arada “Kilise”yi unutmamamız gerekir.  “Fransızların büyük çoğunluğunun dini” Katolisizm, “halk tabanı olmayan karşıdevrim”in malzemesi olarak kullanılır.  1789’dan başlayarak parçalanan Kilise iktidarı, yeniden inşa edilir.  1814’ten sonra Restorasyonda Kilise tam olarak ayağa kalkacaktır.  Öylesine kendine güvenli ve pervasızdır ki artık, “İman Süvarileri” adını verdiği silahlı örgütler bile kurar ve bunlar her türlü karşıdevrim kışkırtıcılığı ve harekatı yaparlar.

Her geçici şeyin ve hevesin bir sonu vardır, Devrim sonrasındaki Napoleon icadı “İmparatorluk”, Napoleon’un kişiliğine bağlı olarak ortaya çıkmış, yersiz, Fransa içinse sağlıksız ve yapay bir olguydu, devamlılığı sağlanamaz, kalıcılığı söz konusu olamazdı. Cumhuriyet’ten sonra “İmparatorluk”, geri dönüş bile değildi, bir özentinin dışavurumuydu. Nitekim gerçek geri dönüş, Napoleon sonrasında “Krallığın” tekrar ortaya çıkmasında yaşanacaktır.

VE NAPOLEON NEYDİ?

Napoleon Bonaparte yukarıda özetlediklerimize, bütün bunlara göre,

Devrimci değil, karşıdevrimcidir,

Cumhuriyetçi değil, Cumhuriyet düşmanıdır,

Milliyetçi değil, şovenisttir,

Özgürlükçü ve demokrat değil, despottur,

“Eski Rejim”cidir,

Kölecilikten yanadır,

Sömürgecilikten yanadır,

Irkçılığın ortaya çıkması ve gelişmesinde rolü olan bir ırkçıdır,

Kadın eşitliği karşıtıdır,

Barış karşıtı bir savaşçı ve militaristtir,

Saldırgandır, istilacıdır, ilhakçıdır.

Bunların yanında en önemli özelliklerinden biri olan, “asker”, “komutan” olması bakımından da bilindiğinin ve sanıldığının aksine Napoleon son derece başarısızdır.  Savaşçı bir komutan olarak, kaybettiği savaşlar kazandıklarından fazladır.  Ve kaybettiği savaşlar en kaybedilmemesi gereken, en fazla önemi olan, kendisinin ve Fransa’nın kaderini belirleyen savaşlardır.

Adı kitlelere en çok yayılmış insandır.  Fransa’nın bütün tımarhanelerinde birden çok Napoleon’un ortaya çıkmasını çok insan yalnızca fıkralarınve karikatürlerin konusu sanır, ancak yalnız Fransa’da değil dünyada de delilerin kendilerini en çok Napoleon yerine koymaları, bu kitleselleşme olgusu kadar, en çok özenilen insan olması yüzündendir.

Fransa “devrim geçirmiş” ülke halini alırken, Napoleon Devrimin sadakatsiz mirasçısı olmuştur.

Fransa tarihinde yer alması bir “kahraman” olduğundan değil, Fransa yıkıcılığındandır ve Avrupa’da uluslararası gericiliğin oluşmasına zemin hazırlayan olmasındandır.

Bununla birlikte Napoleon, Fransa devlet yönetimi, idari düzenlemeler, hukuk sistemi, eğitim reformu alanlarında önemli gelişmelerin de başlatıcısı olmuştur. Oryantalizmin bilimsel yolda ilerlemesine katkıları önemlidir.

Sıraladığımız esas özellikleri dolayısıyla bunların üzerinde durmak için bir neden görmedik.

*

Napoleon, Büyük Fransız Devrimi ve Restorasyon konularında ileri okuma için kaynaklar:

Ernest von Aster, Fransız İhtilali’nin Siyasi ve Sosyal Fikirleri, Phoenix, Ankara 2004.

Günther Fetzer (Hg.), Geschichten der Französischen Revolution, Wilhelm Heyne Verlag, München 1989.

A. Goodwin, Die Französische Revolution, Fischer Bücherei, Frankfurt am Main 1964.

Alp Hamuroğlu, Büyük Fransız Devrimi“, Bilim ve Gelecek, sayı 89, Temmuz 2011, s. 4-34 ve „Büyük Fransız Devrimi - 2 / Burjuvazinin Karşıdevrimi: ‚Restorasyon‘“, sayı 90, Ağustos 2011, s 46-51.

Eric J. Hobsbawm, Fransız Devrimine Bakış / İki Yüz Yıl Sonra Marseillaise’in Yankıları, agorakitaplığı, İstanbul 2009.

George Rudé, Fransız Devrimi, İletişim Yayınları, İstanbul 2015.

Albert Soboul, 1789 / Fransız İnkılabı Tarihi, Cem Yayınevi, İstanbul 1969.

Server Tanilli, Fransız Devriminden Portreler, Say Yayınevi, İstanbul 1989.

Taner Timur, Mutlak Monarşi ve Fransız Devrimi, Yordam Kitap, İstanbul 2016.

Alexis de Tocqueville, Eski Rejim ve Devrim, İmge Kitabevi, Ankara 2004.

 

NOTLAR

[1] Marlene L. Daut; bkz. https://www.indyturk.com/node/339291/d%C3%BCnyadan-sesler/napolyon-%C3%B6v%C3%BClecek-bir-kahraman-de%C4%9Fil.

[2]Bu tanım, Fransız tarihyazımında öylesine yaygın ve yerleşmiş durumdadır ki, herhalde bütün Fransız ansiklopedik yayınlarında bu söylemle yer almaktadır.

[3]Devrimin önderlerinden Barras’ın askeri niteliklerini ve yerinde kararlarını farketmesi sayesinde ileri ve önemli görevlere getirilir.  Yolculuk başlamıştır.  Bkz. Eric Hazan, Fransız Devrimi Tarihi, Say Yayınları, İstanbul 2016, s. 285 vd.

[4]Alp Hamuroğlu, “Devrimde Vatan Savunması: Fransa / Devrimsiz Vatan Savunması: Almanya”, Teori, sayı 262, Mart 2017, s. 16-34.

[5]Max Beer, Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Tarihi / Dördüncü ve Beşinci Kitap, Kitapçılık Servisi, İstanbul 1965, s. 465-66.

[6]2 Aralıkta yapılan darbe Devrimin takvimine göre olan tarihle adlandırılmıştır.

[7] Fransa’nın o dönemde sömürgecilik yarışındaki durumunu gösteren harita için bkz. dtv-Atlas zur Weltgeschichte – Karten und chronologischer Abriss / Von der Französischen Revolution bis zur Gegenwart, Band 2, dtv, München 1990, s. 31.

[8] „Avrupa uyumu“ adı verilen anlaşmaya göre Avrupa içinde savaş yapılmayacaktı.  „Uyum“un yüz yıl sürdüğünde herkes anlaşmıştı ya, gerisi önem taşımazdı, bu arada hep savaşlar olmuş, barış bozulmuş, insanlar ölmüş, felaketler yaşanmış, kimsenin umurunda değildi.  Kimse uyumun bozulduğunu söylemeyecekti.  Ancak artık bu „savaşsızlık“ın artık sürdürülme şansı kalmadığında ortaya çıkan „Büyük Savaş“a sonradan „dünya savaşı“ denecekti.

[9]Seine Mahkemesinde savcı yardımcısı olan Mongie, 1846’da, zamanının en ünlü ve muhteşem malikanesi olan Pont-Sur-Seine’i, herkesin hayret bakışları arasında, zamanının en yüksek gayrimenkul değerlerinden biri olan 800 bin Franka satın almıştı.  Paris Yüksek  Mahkemesinin üyelerinden Paillet, dünyanın en değerli yazma ve

kitap koleksiyonlarının sahiplerinden biri olarak ünlenmişti.

[10]Fransa Kralı XVI. Louis, Kutsal Roma Cermen İmparatoriçesi Maria Theresia’nın kızı Viyanalı Marie-Antoinette ile evlenmişti; Napoleon da gene aynı hanedana mensup olanAvusturya İmparatorunun kızıyla evlenecekti.

[11] Marcel Rousselet, Adalet Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1963, s. 74 ve 82-83.

[12] 1801’de yapılan bu anlaşmaya göre, Katolisizm “Fransızların büyük çoğunluğu”nun dini oluyor, yüz yıldan fazla sürecek ve bazı bölgelerde halen de yaşayacak olan “barış” dönemi, siyasal iktidarla din arasındaki karşılıklı çıkar uzlaşmasının yeni bir şeklini yaratıyor, halk tabanı olmayan karşıdevrim, kitlelerin din bağlılığını değerlendiriyor, istismar ediyordu. Geniş bilgi için bkz. Server Tanilli,Din ve Politika / „Laik Barış“ın Dostları ve Düşmanları, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul 2008, s. 21-23.

[13] Ayrıntılı bilgi için bkz. Napoleon I. / Ich – Der Kaiser I, Band 4, Mundus Verlag, Stuttgart 1999,  s. 34-38.

[14]Alp Hamuroğlu, “Büyük Fransız Devrimi ve Kadınlar”, Bilim ve Ütopya, sayı 262, Nisan 2016, s. 43-51.

Alp Hamuroğlu
Gerçekedebiyat.com

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.