Ölü gibi yaşamak: Suat Derviş

Deneme

Fosforlu Cevriye'yi hepimiz sevdik ama onun arkasında onu yazan yazarı hiç birimiz merak etmedik. Osmanlı aristokrasisinden gelip Türkiye Komünist Partisi üyeliğine uzanan bir çizgide yazdıkları kadar yaşadıkları da ilgi çekici bir kadın yazarımız Suat Derviş. Ankara Mahpusu adlı eseri Fransızca yayımlanan ilk Türk romanı olan Derviş, politik kimliği nedeniyle göz ardı edilip bilinçli bir şekilde unutturulmaya çalışıldığı için Türk edebiyat tarihinde hak ettiği itibar ancak şimdilerde iade ediliyor.

Suat Derviş

İlk romanını 16 yaşında yazdı. “Karanlık... Sonsuz, uçurumlu, zebanili, cehennemli bir karanlık beni sarıyor. Ne acı, ne feci, ne doğru, ben ölüyorum.." diye bitirdiği Kara Kitap adlı bu eser ölümcül hasta bir kızla ona âşık şair ruhlu ve hırçın bir adamın hikâyesini anlatıyordu.

Önce şiirler var eden sonra ise daha on altı yaşında bu gölgeli romanı yazan Suat Derviş, içinde hep yüzeyin altındaki buhranları duyumsayan bir kadın oldu.

Yaşamın bu gizlenmeye çalışan boyutlarını yapıtlarını aktarma çabası, Refik Ahmet Sevengil'in "Suat Derviş Hanım, edebiyatımıza. karanlık ve karışık dehlizlerden çıtırdayan eski tahtaların sesinde durup

boşlukta korkunç akislerle halkalanan ayak seslerini dinleyerek, ruhunda bir ürperiş ve gözlerinde titreyen bir karartı ile geldi. Onda yeni olan, edebiyatımızın bir eksiğini tamamlayacak olan bu korkudur" demesine yol açtı. Yaşamının son dönemlerinde politik kimliğinin yazarlığından daha fazla dikkat çektiği Suat Derviş, tam da bu nedenden göz ardı edilmeye çalışılan ama son zamanlarda hak ettiği itibarın geri verildiği bir kişi.

Atatürk'ün teyzesinin oğlu ve Türkiye Komünist Partisi genel sekreteri olan Reşat Fuat Baraner'le evlenen Suat Derviş, 1944 tutuklamalarında Baraner'i sakladığı ve TKP'ye katıldığı gerekçesiyle yargılanarak bir yıl hüküm giydi.

Aynı yıl, Niçin Sovyetler Birliği'nin Dostuyum? adlı kitabı piyasaya çıkan ve büyük olay yaratan Suat Derviş tekrar tutuklanmamak için Paris'e ablasının yanına yerleşti.

Burada yazdığı Ankara Mahpusu isimli romanı, ablası tarafından çevrilerek Fransızca yayımlanan ilk Türk romanı oldu. On sekiz dile çevrilen bu roman Fransa'daki basımından ancak on bir yıl sonra Türkiye'de okurla buluşturuldu.

Les Lettres Françaises dergisinin "çok sade, aynı zamanda büyük bir ustalıkla yazılmış bir roman... Ankara Mahpusu öncelikle klasik bir aşk ve ihtiras romanıdır" dediği roman Suat Derviş'in yine Fransa'da yazdığı Fosforlu Cevriye eserinin de habercisiydi.

Suat Derviş

Bu iki kitabın 1968'de basılmasından sonra Fosforlu Cevriye'yi Gülriz Sururi için senaryo haline getiren Suat Derviş, 1972 yılında öldü.

Tıp profesörü İsmail Derviş Bey’in kızı olan Suat Derviş, çocukluk günlerini Küçük Çamlıca'da, Boğaz’a hakim bir köşkün uçsuz bucaksız rahatlığı içinde geçirdi.

Çok küçük yaşta Fransızcayı ana dili gibi öğrendi.

On beş yaşında ablasıyla birlikte Almanya'ya konservatuara giden Suat Derviş, bir yandan da Edebiyat Fakültesine devam etmeye başladı. Yazı hayatına şiirlerle ama esas Alman gazetelerine takma isimle yazdığı yazılarla başladı.

Kara Kitap'ın ardından arka arkaya eserler yayımlayan Suat Derviş, hayatı boyunca hep böyle üretici oldu, romanları ve öyküleri dışında, Reşat Fuat Baraner'le birlikte çıkarttıkları Yeni Edebiyat adlı dergi aracılığıyla da edebiyata katkıda bulunarak Orhan Kemal, Atilla İlhan gibi genç yazarların seslerini duyurabildikleri bir platform yarattı.

Türkiye'ye döndükten sonra Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşuna dahil olan Derviş, 1968 yılında eşini kaybetti. Çocukluğunu geçirdiği köşkü, Türkiye'deki huzurunu ve sonunda eşini yitiren Derviş, hayatındaki tüm zorlukları eserlerindeki o karanlık dalgalanmalarla ruhundan silmeye çalıştı.

Baraner - Suat Derviş

Almanya, Türkiye, Fransa arasında geçen yaşamı boyunca fikirleri güçlendikçe aldığı tepkilerin artması onu daha da kamçıladı ve sosyal sahnedeki bu zor konumu eserlerinde kendini değişik şekillerde gösterdi.

Toplumsal gerçekçiliğin edebiyatımız içerisinde önemli bir konum kazanmasına katkıda bulunan Derviş, zorlukların içinde kadınlığından vazgeçmeden var olmanın mücadelesini vermiş gibiydi.

Belki de Çılgın Gibi romanında yazdığı gibi: "Azap ve ıstırabı bir suç gibi gizleyen kuvvetli ve mütekebbir kadınların cinsindendi. Bir tek şikâyet sesi çıkarmadan, ölür gibi yaşamasını ve yaşar gibi ölmesini bilmiş olan bir Çerkes kadınının torunuydu. İçinde azap ve ıstırap çekmemeyi zul bilen, ıstıraptan şikâyeti ayıp sayan bir Çeşmiahu Hanımefendi yaşıyordu."

SUAT DERVİŞ’İN YAYIMLANMIŞ KİTAPLARI
SUAT DERVİŞ'İN ROMANLARI:

Kara Kitap (1920)
Ne Bir Ses Ne Bir Nefes (1923)
Hiçbiri (1923)
Ahmet Ferdi (1923)
Behire’nin Talipleri (1923)
Fatma’nın Günahı (1924)
Ben mi? (1924)
Buhran Gecesi (1924)
Gönül Gibi (1928)
Emine (1931)
Hiç (1939)
Çılgın Gibi (1945)
Fosforlu Cevriye (1968)
Ankara Mahpusu (1968)

SUAT DERVİŞ'İN TEFRİKA ROMANLARI:
Onları Ben Öldürdüm
Sen Benim Babam Değilsin
Olan Şeylerin Romanı
İstanbul’un Bir Gecesi
Aksaray’dan Bir Perihan

Ali Bayburt
(K dergisi, 3 Kasım 2006)
Gerçekedebiyat.com

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.