Kemalistelere ne oldu?

Deneme

12 Eylül darbesinin özelliği sadece devlet yönetiminden Kemalist kadroları tasfiye etmesi değildi. Darbe öncesi ve sonrasında gidilen yol kendi alanında ekol olmuş Kemalistlerin kanlarıyla çizilmiştir. Doğan Öz, Bedrettin Cömert, Ümit Kaftancıoğlu, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Necip Hablemitoğlu… Bunların her biri eğitimden dış politikaya, güvenlikten anayasal düzene, politikadan kültüre bu devletin doktrinini yazan kişilerdi.

Özgür Uyanık, Kemalistler

Öldürüldüler.

12 Eylül darbecileri ilk olarak bu fikir adamlarını kurban etti.

Bu insanlar bir tarikat, siyasi parti, iktidar ya da sermaye gücüne yaslanmıyordu. Zaten güvenilirliklerini de buradan alıyorlardı. Fakat devlet onları ortada bırakınca paramparça edildiler.

Kemalistlerin önde gelenlerinin devletten tasfiyesi aynı zamanda Kemalizmin de tasfiyesiydi.

Bugün tanık olduğumuz Cumhuriyet ve Atatürkçülük karşıtı her uygulamanın kökü 12 Eylülde yatmaktadır.

Bu tasfiyede Siyasal İslam'a bir rol düştü. Kemalist aydınların halk nezdinde düşman olarak gösterilmesinde büyük bir enerjiyle çalıştılar. 12 Eylül sonrası çıkan Sızıntı’dan Milli Görüş’e hepsi otuz yıl boyunca hırsla ve intikam arzusuyla Kemalizmin kökünün kazınması için gereken her şeyi yaptılar.

CHP’nin Kemalizmin tasfiyesindeki politik rolü ve TSK’nın komuta kademesinde Kemalizmin bir makyajdan ibaret kalması ayrıca üzerinde durmaya değer.

12 Eylül’de askerlerin CHP’yi kapatıp tüm mal varlığına el koymuş olmaları belki de her şeyi özetliyor.

Yani Kemalizmin tasfiyesi sadece “devletin temizlenmesinden” ibaret değildi topyekun bir toplumsal
temizlik yapıldı.

Peki geriye kalan Kemalistler ne yaptılar?

Çocuklarını iyi okullarda okuttular. Ve orta üstü bir sınıfsal ekonomik hayat tarzını korumaya odaklandılar.

Kemalizm laiklik, aydınlanmacılık, çağdaşlık ve kalkınmacı bir devlet ideolojisiydi. Cumhuriyet’in değişik aşamalarında, özellikle darbe dönemlerinde revizyona uğradı. Her dönem kendini yenilemeyi başardı.

Fakat Kemalizmin asıl özgünlüğü bir devlet ideolojisi olmasından çok toplumcu fikirlere kucak açmasıydı.

Bu yüzden kurduğu devletten dışlandığında bile toplumdaki kabulü azalmadı. Bizzat kendi elleriyle inşa ettiği çağdaş toplum ona daha sıkı biçimde sarıldı.

Bununla beraber ona yeniden bir iktidar perspektifi sağlayacak liderliğe ve organizasyona artık sahip olmadığı için Kemalist fikirler insanların evlerine, özel hayatlarına hapsoldu.

Bugün Kemalist bir parti ya da onun siyasal düzlemde bir temsilcisi bulunmuyor.

Ben bunu Ergenekon-Balyoz davaları ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi yakın zamandaki siyasal kırılmalara bağlıyorum. Çünkü bu dönem esas olarak Kemalizmin siyasal anlamda “ehlileştirilmesine” hizmet etti.

Sonuçlarına hepimiz tanığız.

Çağdaşlaşmayı merkez alan ve eğitimli-orta sınıf kitlesel gövdeyi oluşturan Kemalistler dinci taassubtan kaçarak AB ya da genel olarak Batılılaşma programına sığındı.

İlginç olan bu eğilimin liderleri arasında Kemalist kimliğiyle öne çıkmış birinin bulunmaması.

Batıcı bloğun karşı tarafında yer alan grup ise ağırlıkla Ergenekon sürecinde hedef alınmış şahsiyetlerden oluşuyor.

Bu grubun hareket noktasını da Ergenekon Süreçleri’nde yaşananlar belirliyor.

Ergenekon operasyonlarını Batılı merkezlerde planlanıp FETÖ eliyle uygulanmış bir proje olarak değerlendiriyorlar. “Nasıl ki FETÖ devletten bıçakla kesilip atıldıysa Türkiye’ye ihanet eden Batılı kurumlarla olan ilişkiler de öyle kesilip atılmalıdır” diye düşünüyorlar. Bu nedenle Türkiye’yi Batıdan uzaklaştıran her türlü karara, S 400’lerden Ayasofya’ya, ülkeyi nereye götürdüğüne bakmaksızın, coşkuyla sahip çıkıyorlar.

Batılı ve Batı karşıtı iki düşman yakaya ayrılan bu Kemalist Blokların günümüz siyasetinde hiçbir özgünlüğü bulunmuyor. Çünkü Kemalizme özgü hiç bir fikir ve yaklaşım ortaya koymuyorlar.

Her iki kesimin de “Kemalist laiklik” ilkesini artık umursamadıkları ortada.

Peki ya devletçilik ilkesini savunan var mı?

Mevcut iktidar sadece dini siyasette bir araç olarak kullanmıyor aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin özelleştirme şampiyonluğunu sürdürüyor. AK Parti iktidarında 278 Kamu İktisadi Teşekkülü’nün 202’si satılmış.

Hadi Batıcı Kemalistleri bir yana bıraktık sözde “devletçi” ve gayet “milliyetçi” Kemalistlerin de kılı kıpırdamıyor.

Özelleştirmelere, devletin başarı köklü ekonomik kurumlarının satılmasına karşı çıkmayan bu çevrelerin ne Kemalist ne de toplumcu olması mümkün.

Bu yüzden derin bir yoksulluğun var olduğu ülkemizde halkın sorunlarını savunan tek bir Kemalist'e rastlayamıyoruz.

Özgür Uyanık
(Siyasetcafe.com)

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.