Firdevs Bey’in dervişhanesi neden yok oldu?

Akademik

Mimar Sinan’ın inşa ettiği camiler arasında gösterilen Isparta’daki Firdevs Bey Camii’nin günümüze ulaşmayan derviş hanesi, Anadolu coğrafyasındaki yüzlerce yıllık siyasi çekişmelerin ve isyanların öyküsüne de ışık tutuyor…

Firdevs Bey’in dervişhanesi neden yok oldu?

Isparta’nın önemli tarihi miraslarından biri olan 16. Yüzyıldan kalma Firdevs Bey Camii, Mimar Sinan’ın eserleri arasında sayılmasından dolayı halk arasında ‘Mimar Sinan Camii’ olarak anılıyor. Mimar Sinan Caddesi’nde bulunan caminin banisi, 16 yüzyılın ikinci yarısında Teke ve Hamid sancaklarında yöneticilik yapmış olan Firdevs Bey’dir. Caminin yapım tarihi konusunda 1561 ila 1569-70 tarihleri verilirken tarihi camiyi asıl önemli kılan ayrıntılardan biri de yapımı sırasında cami müştemilatının bir bedesten ve derviş zaviyesi de içerdiği bilgisidir. Firdevs Bey’in adını taşıyan bedesten günümüze ulaşmış durumda ve halen amacına uygun olarak kullanılırken, derviş zaviyesinin (tekke) hiçbir izi bulunamamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 16. Yüzyılın başından itibaren yaşadığı Şahkulu, Kalender Çelebi ve benzeri halk isyanlarında Şah İsmail’in (Şah Hatayi) başında olduğu Safevi Devletinin propagandacı Halifelerinin etkisinin önemli olduğunu savunan görüşler öne çıkar. Teke Bölgesi’nde ortaya çıkan Şahkulu İsyanının (1511) önderi olan ve Baba Şahkulu Tekelü olarak anılan Şahkulu’nun babası da Hasan Halife adıyla anılan ve Osmanlı’nın uyguladığı ağır vergiler ve zor koşullar altında ezilen halka ve tımarları ellerinden alınan Sipahilere Safevi devletinin propagandasını yaptığı görüşü yaygındır.

yusuf yavuz
19. yüzyıl sonlarında Isparta'da bir Rüşdiye mektebi (ortaokul)

ŞAH İSMAİL’İN YANINDA YER ALAN TEKELÜLER

Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar’ın Teke Türkmenlerinin irşadı için Hasan Halife’yi görevlendirdiği bilgisini aktaran tarihçi Prof. Dr. Turan Gündüz, Isparta, Burdur ve Antalya yörelerinde yaşamını sürdüren konar-göçer Türkmenlerin bir bölümünü oluşturan ve ‘Tekelü’lerin, 15. Yüzyılda Safevviye tarikatına bağlanan ilk gruplar arasında olduğunu kaydediyor: “Başlarında Çuha Sultan, Şerafeddin Bey ve Yeğen Sultan gibi reislerin bulunduğu Tekelüler Şah İsmâil’in kurduğu devlete vücut vermişlerdir.” (1)

BAĞDAT VE AZERBAYCAN YÖNETİMİNE TEKELÜ BEYLER ATANIYOR

Tekelüler, Şah İsmail ile birlikte büyük bir devlete dönüşen Safevilerin kuruluşunda Anadolu’da giden başka pek çok Türkmen grubu ile birlikte görev almalarının ardından devletin kritik noktalarında üst düzey görevlere de getirilmişlerdi. Tekelü Ulama Han, Safevi devletinin Azerbaycan Beylerbeyi, Tekelü Muhammed Han Şerafeddinoğlu ise Bağdat Hâkimi olmuştu.

yusuf yavuz
Firdevs Bey Bedesteni günümüzde halen amacına uygun olarak kullanılıyor

OSMANLI VE SAFEVİLER ARASINDA ‘NÜFUS’ VE ‘NÜFUZ’ SAVAŞI

Osmanlı ve Safevi devletleri arasında yaşanan ve zaman zaman büyük savaşlara neden olan siyasi çekişmenin en yoğun yaşandığı dönem olan 16. yüzyılın ilk yarısından itibaren Anadolu’dan pek çok Türkmen grubu İran’a göç etmiş, Safevi yönetiminde yaşanan iktidar çekişmeleri sırasında yaşadıkları zorluk ve kıyımların ardından ise yine aynı şekilde Osmanlı topraklarına dönenler olmuştur. İki devlet arasındaki çekişmenin bir boyutu da işte bu nüfus hareketleriydi. Nüfus kaybetmek aynı zamanda üretim ve vergi kaybı anlamına geliyordu. Anadolu’dan Şeyh Safiyüddin Erdebili’nin dergâhını ve türbesini ziyaret için Erdebil’e giden Türkmenlerin bir kısmı geri dönmüyor, bu hareketlerin önüne geçilmesi için Osmanlı yönetimi Doğu sınırında çeşitli önlemler alıyordu. Aynı şekilde Osmanlı yönetimi de çeşitli dönemlerde İran coğrafyasından Anadolu’ya nüfus yerleştirmiştir. Örneğin Yavuz Sultan Selim Çaldıran Savaşı’nın (1514) ardından İran coğrafyasından çok sayıda Türkmen’i Anadolu’ya getirip yerleştirmiştir. Günümüzde Aksaray iline bağlı Yeşilova kasabasının eski adı ‘Acemhöyük’tü ve Yavuz Sultan Selim döneminde Urmiye yakınlarından getirilen Türkmenlerin yerleştirildiği bir köy olduğu için yüzlerce yıl “Acemhöyük” olarak anıldı.

yusuf yavuz
Firdevs Bey bedesteninden bugünkü görünüm

ISPARTA’DAKİ ERDEBİL DERGÂHI HALİFELERİ

Bir “türbeler kenti” olarak anılabilecek olan Isparta’daki Halife Sultan Türbesinde meftun Seydi Halife’nin ve onun Halifesi olduğu söylenen Şeyh Alaaddin Efendi’nin (Aldan Efendi) Erdebil (daha sonra Safevviye) tarikatına mensup olduğunu yazan yerel tarihçi Böcüzade Süleyman Sami, Timur’un Erdebil tarikatına olan saygısından dolayı Hamideli Yöresine geldiğinde Isparta halkına kötülük yapmadığını aktarır. (2)

yusuf yavuz
Firdevs Bey Camii ve hemen yanında Üzüm Çarşısı dükkanları

OSMANLI’DAN BUGÜNE DEĞİŞMEYEN ORTODOKSİ ANLAYIŞI

Halife Sultan, bugün türbenin de bulunduğu mahalleye adını vermiş, kentin güneyinde yer alan Ayazmana mesireliğine komşu dağlık bölgedeki türbe, yüzlerce yıldır halkın ziyaret ettiği bir mekâna dönüşmüştür. Her yıl 6 Mayıs’ta kutlanan Hıdrellez’de Halife Sultan Türbesinin çevresinde binlerce insanın toplanması son yıllarda giderek azalmış olsa da halen canlılığını korur. Türbenin bugünkü bakımsız hali ve İl Müftülüğü’nün ziyaretçileri ‘hurafeler’ konusunda uyaran tabelaları, Osmanlı döneminden bu yana değişmeyen Ortodoks İslam anlayışının sürüp gittiğine işaret eder.

yusuf yavuz
Firdevs Bey Camii

BABALAR, AHİLER, RUM ABDALLARI VE MEKANLAR

Osmanlı İmparatoru I. Selim (Yavuz Sultan Selim) ve onun ölümünün (1520) ardından tahta geçen Kanuni Sultan Süleyman’ın, imparatorluğun doğu sınırındaki bir başka Türk devleti olan Safevilere karşı yürüttüğü siyasi ve askeri harekâtların doğal bir sonucu olarak Anadolu coğrafyasında devletin gücünün görünür kılınmasında en önemli adımlardan biri de imar faaliyetleriydi. Selçuklu döneminden itibaren Anadolu’ya yerleşen Türkmen kitlelerin düzenli ya da düzensiz olarak ardınca İran, Irak, Azerbaycan ve Şam gibi bölgelerden gelen ve genel olarak tasavvuf şemsiyesi altında toplanabilecek birçok Heterodosk inanç unsuru önce kırsalda, ardından da Ahiler’le birlikte kentlerde varlık göstermişti. Ahiler, 13. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren giderek güç kazanmış, kentlerde arastaların kontrolünü önemli ölçüde ele geçirdikleri gibi, Anadolu Selçuklu devletinin dağılmasının ardından geçen dönemde üretimin yanında dili, kültürü ve inancı ayakta tutmuşlardır.

yusuf yavuz
Firdevs Bey Camiine gelir getirmesi için yaptırılan tarihi üzüm çarşısından bir görünüm

YıKICI SAVAŞLARIN ORTASINDA ÜRETİLEN ANADOLU HÜMANİZMİ

Bunun yanı sıra Babai geleneğinin ardılı olan Hacıbektaşi Veli, Abdal Musa, Geyikli Baba gibi birçok halk ve inanç önderi de Ahilerle benzer şekilde Moğolların baskısı altındaki Anadolu’daki halkın öncülüğünü yapmışlardır. Osmanlı döneminde inşa edilen ilk camilerde derviş hanelerin bulunması, geçmişte genel olarak Rum Abdalları olarak anılan ve Babai, Kalenderi, Vefai, Bektaşi gibi inanç ekollerinden gelen toplulukların kırdan kente dönemin toplumsal yaşamında ne kadar önemli bir yer tuttuğunu gösterir. Sosyal dayanışmayı öne alan ve bir “Baba” etrafından toplanan ‘mesiyanik’ inançlara sahip Türkmen topluluklarının geldikleri coğrafyalardan getirdikleri mistik inanışlarla, Anadolu coğrafyasında buldukları kültürle harmanlamaları “Anadolu İslamı” olarak da anılan, hümanizm ve hoşgörü merkezli bir yaşam biçimi üretmişti. Yıkıcı savaşların yaşandığı dönemlerde filizlenen bu felsefe ve yaşam biçimi, Anadolu aydınlanması olarak da anılacaktır.

yusuf yavuz
Firdevs Bey Camii'nin 19. yüzyıl sonlarındaki görünümü (Yıldız Albümleri, İ.Ü arşivi)

‘BABA İLYAS’IN MÜRİDİYİM, EBÜ’L VEFA TARİKİNDENİM’

Rum Abdalları olarak anılan isimler arasında en bilinenlerden biri olan Bursa’daki Geyikli Baba’nın, Baba İlyas’ın Halifelerinden (yardımcılarından) biri olduğu, kendi ağzından aktarılan ifadelerle de kesinlik kazanır. Aşıkpaşazade, Orhan Gazi ile karşılaşan Geyikli Baba’ya kim olduğu sorulduğunda, “Baba İlyas Müridiyim, Seyyid Ebü’l Vefa Tarikindenim” dediğini aktarır. (3)

yusuf yavuz
Selçuklu döneminden kalan, daha sonra yeniden inşa edilen Ulu Cami

ERKEN OSMANLI DÖNEMİ CAMİLERİNDEKİ DERVİŞHANELER

Erken Osmanlı döneminde inşa edilen camilerde dervişhanelerin bulunması, merkezi devlet otoritesinin henüz çok güçlü olmadığı dönemlerin bir göstergesiydi. Sosyal yapıdaki belirlenim, mimari mekânlara da etki ediyor ve yollarda inşa edilen zaviyelerin yanında camilerde de ‘Tabhane’ adı verilen sosyal amaçlı bölümler inşa ediliyordu. Yolcular, yoksullar ve düşkünler için yeme içme, barınma gibi hizmetler vermeyi de amaçlayan bu yapılar, zamanla camilerden uzaklaştırıldı. Camiler yalnızca ibadet edilen mekânlar değil, aynı zamanda evsizlerin, yoksulların ve yolcuların sığındığı mekânlardı.

HALİFELİĞİN OSMANLI’YA GEÇMESİ VE DEĞİŞEN GÜÇ DENGELERİ

Isparta’da dönemin Hamid sancağı valisi olan Firdevs Bey (Paşa) tarafından 1561-1569 tarihlerinde yaptırılan Firdevs Bey Camii’nin de ilk başlarda bir derviş hane barındırdığı kaynaklarda yer alıyor. Ancak Osmanlı-Safevi çekişmesi, Şiilik propagandasına karşı dönemin son derece hassas olması ve Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferinin (1517) ardından Halifeliğin Osmanlı hanedanına geçmesi, buna bağlı olarak da Sünni otoritenin devlete giderek egemen olması Anadolu’daki sosyal yapının devlet eliyle yeniden şekillendirilmesine, otoritenin tesis edilmesine yönelik adımları da hızlandırmıştı. Geçmişte toplumsal yaşamda çok önemli bir unsur olan Anadolu Abdalları’nın ardılları, giderek bu alandan uzaklaştırılacak, 1826’da Yeniçeri Ocağının kapatılmasıyla birlikte geçmişten beri Anadolu’daki batıni inanışları bünyesinde toplayarak gelişen ve kentlerde Mevlevilikle birlikte önemli ölçüde etkin olan Bektaşilik de lağvedilecekti.

yusuf yavuz
Şeyh Safiyüddin kompleksi, Erdebil, İran

Kanuni döneminde inşasına başlandığı anlaşılan Isparta’daki Firdevs Bey Camii, Mimar Sinan’ın otobiyografilerinde koca mimar tarafından inşa edilen 80 cami arasında sayılıyor. ‘Sinan Çağı’ kitabının yazarı da olan Prof. Dr. Gülru Necipoğlu, kitabında Firdevs Bey Camiinin vakfiyesinin 1865’te kaybedildiğini belirtiyor. Ancak cami ve geçmişte müştemilatının bir parçası olan derviş haneye de değinerek yapı hakkında şu bilgileri veriyor:

CAMİNİN VAKFİYESİNDE BİR DE DERVİŞ ZAVİYESİ KAYITLI

“Yalnızca bir sancak beyi olmasına rağmen, vakfiye Müslüman doğmuş Firdevs Bey’i paşa olarak tanımlamakla kalmayıp, belki de seçkin bir paşalar sülalesinden gelmesi nedeniyle taşıdığı onursal vezir unvanını da zikreder. Bani daha sonra İnebahtı  (Lepanto) sancakbeyi oldu ve 1571’de burada felaketle sonuçlanan deniz seferi sırasında şehit düştü. Vakfiye, Firdevs Paşa’nın Isparta’nın Eski Cami Mahallesinde, mülkü olan bir arsa üzerindeki kargir kubbeler içeren şerefli camiyi, ahiret hazırlığı olarak, günahlarının bağışlanması ve rahmet ricası için vakfettiğini açıklar. Bu hayrat için caminin civarında yaptırdığı ‘kargir bezzasiztan’ (esnaf çarşısı) ile etrafındaki dükkânları vakfetti. Isparta kadı sicilleri ve vakıf defterleri, Firdev Bey camisinin müştemilatının, bir de derviş zaviyesi (tekke, zaviye) içerdiğini gösterir. Bani, bedesteni ile tekkesinin inşası için 300 bin akçe vakfetmişti. Bu inşaatlardan artan meblağın faizi, cami ve tekke görevlilerinin yanı sıra şehrin yoksul sakinlerine tekkenin mutfağından yemek dağıtmaya kullanılacaktı.” (4)

yusuf yavuz
Şeyh Safiyüddin türbesi ve yapı kompleksi Erdebil kentinde bulunuyor

YENİ CAMİ İLE SÜNNİ ORTODOKSİSİNİN PEKİŞTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR

Caminin, Isparta’nın ticari merkezindeki Selçuklu dönemine ait Ulu Caminin (bugün halen ayakta) bulunduğu mahallede yer aldığının altını çizen Prof. Dr. Necipoğlu, Ulu Caminin Hamitoğulları Beyliğinden alınan şehrin ilk Osmanlı yöneticisi olan Kutlu Bey tarafından 1429’da yenilenerek, onun adıyla anılmaya başladığını belirterek bu dönemin ardından kentte yeni bir cami (Firdevs Bey Camii) inşa edilerek Sünni Ortodoksisinin pekiştirilmeye çalışıldığının altını çiziyor: 

SAFEVİ YANLISI TÜRKMEN AŞİRETLERİNİN YERLEŞTİRİLDİĞİ BÖLGE

“Yeni Caminin kuruluşu, Isparta şehrinin büyümesiyle koşutluk gösteriyordu. 1522 tarihli bir tahrir defterine kaydedilen 17 mahallenin sayısı 1567 civarında 24’e çıktığı sırada, Ulucami Mahallesinde hatırı sayılır bir nüfus artışı baş göstermişti. 16. yüzyıl sonundan kalan tahrir defterleri, şehirdeki Ulucami dışında tek caminin Firdevs Bey’inki olduğunu gösterir. Yeni Cami, Safevi yanlısı asi Türkmen aşiretlerinin yerleştirildiği bu bölgede merkeziyetçi devlet tarafından ısrarla dayatılmakta olan Sünni Ortodoksisinin pekiştirilmesine katkıda bulunmuş olmalıdır. 1565 tarihli vakfiye camiden sanki tamamlanmış gibi bahsederse de hoşnutsuz bir derviş tarafından ebced hesabıyla düşülen tarih, caminin tamamlanma yılını 1569-70 olarak verir: Hep zulm!” (5)

yusuf yavuz
Tarihi üzüm çarşısının görünümü

‘FİRDEVS BEY CAMİSİ SIRADAN BİR SANCAK BEYİ ANITI DEĞİLDİR’

Kapsamlı şekilde yenilenen ve kesme taştan inşa edilen caminin inşaat kitabesinin bulunmadığına da değinen Prof. Dr. Gülru Necipoğlu, Firdevs Bey Camii’nin mimari ve sanatsal özelliklerine ilişkin de şu bilgileri veriyor: “Mukarnas şerefeli minaresi, kademelendirilmiş kütlesi ve iki sıra halinde düzenlenmiş az sayıdaki pencereleriyle bu cami Sinan’ın klasik üslubunun basite indirgenen yerel bir yorumunu örnekler. Orta boylu (12.38 metre çapındaki) pandantifli kubbesi ile kemer payandasız silindirik kubbe kasnağı, tamamen kurşun kaplıdır. Önünde uzanan beş kubbeli revak devşirme mermer sütunlarla desteklenmiştir. Alışılagelmiş çifte mihraplardan yoksun olan son cemaat yeri cephesinin ortasında kemerli bir cümle kapısı vardır. Özgün nakışlı bezemelerini yitirmiş olan iç mekânda, grimsi beyaz mermerden yapılmış mukarnas kavsaralı sade bir mihrap ile Firdevs Bey’in camisi sıradan bir sancak beyi anıtı değildir. Soylu bir aileden gelen banisinin vakfiyesinde kullanılan paşa ve onursal vezir unvanlarına yaraşır bir yapıttır bu.” (6)

İKİ TÜRK DEVLETİ ARASINDAKİ ÇEKİŞMENİN TARİHİ BİZE NE ANLATIYOR

İkisi de Türk devleti olan Osmanlı ve Safevi çekişmesinin mezhepler üzerinden de sürüp gittiği 16. yüzyıl boyunca, Osmanlı taşrasındaki nüfus hareketleri, inanç ve toplumsal önderlerin günümüze ulaşan öyküleri, uzak geçmişi daha iyi anlamamızın yanında bugünkü toplumsal dokuyu da doğru şekilde okumamıza katkı sağlayabilir.

OSMANLI’NIN SON DÖNEMİNDE FİRDEVS BEY CAMİİ’NİN HÜZÜNLÜ HALİ

Firdevs Bey Camii’nin çevresiyle birlikte kentin bugün de ana merkezinde yer alan bölgesinde devletin gücünün ve otoritesinin taşradaki mimari bir yansıması olacak şekilde inşa edildiği anlaşılıyor. Caminin bir parçası olan gelir getirmesi amacıyla yaptırılan bedesten halen ayakta, esnaf çarşısı ise zamanla yenilenerek bugünkü Üzüm Çarşısı adını almış. Ancak Selçuklu’dan Beyliklere ve ardından Osmanlı’ya geçiş sürecinde oldukça önemli bir toplumsal rol oynayan dervişhanenin günümüze ulaşmamış olması birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Beş asra yaklaşan geçmişiyle birçok olaya tanıklık eden Firdevs Bey Camii’nin 19. Yüzyılın sonlarında çekildiği tahmin edilen bir fotoğrafında, çevresiyle birlikte harap bir görüntü vermesi dikkat çekiyor. Sultan II. Abdülhamid’in Yıldız Albümleri koleksiyonunda yer alan ve belki de caminin en eski görüntüsü olan bu fotoğrafta, cami önünde toprak damlı kerpiç yapılar, avlusunda bir çınar ağacı ve kalabalık bir insan (cemaat) grubu dikkati çekiyor.

ESKİ BİR GELENEK SESSİZCE YAŞAYIP GİDİYOR

Günümüzde kent halkı için buluşma yeri olmayı sürdüren küçük bir meydana bakan Firdevs Bey Camiinin dervişhanesi bugüne ulaşmamış olsa da bedesteni, arastası ve her zaman etrafında toplanıp sosyalleşen insanlarla mimari mekân, ibadethane, insan ve kent ilişkisinin canlı örneklerinden biri olarak varlığını sürdürüyor. Banisi olan Firdevs Bey’in, cami aşevinden yoksullara dağıtılan helvada baldan başka bir şey kullanılmaması konusunda bir vasiyet bıraktığı söylenir. Tarihi yapının önünde her Ramazan ayında baldan yapılmasa da koca kazanlarla irmik helvası satılması, ücretsiz değil, parayla, bal ile değiş şekerle olsa da eski bir geleneğin sessiz sedasız yaşatıldığına işaret eder.

***

Kaynaklar:

1: Prof. Dr. Turan Gündüz (İslam Ansiklopedisi TDV Yay. Cilt: 40, 2011)

2: Böcüzade Süleyman Sami (Kuruluşundan Bugüne Isparta Tarihi, Serenler Yayını, 1983)

3: Aşıkpaşazade Tarihi (Tevarih-i Al-i Osman, Kamer Yayınları)

4: Prof. Dr. Gülru Necipoğlu (Sinan Çağı. Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimari Kültür. İstanbul Bilgi Ün. Yayınları.)

5: Prof. Dr. Gülru Necipoğlu, age.

6: Prof. Dr. Gülru Necipoğlu, age.

Yusuf Yavuz
Gerçekedebiyat.com

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.