Yaz Biterken / Meriç Kırmızı

Yaz Biterken / Meriç Kırmızı

02 Eylül 2017 - 1633 kez okundu.


 

Saat üç gibi bilgisayardaki işini bitirip, aceleyle evden çıktı. Çarşıdaki büyük postaneye kapanmadan yetişmesi gerekiyordu. Yaşadığı sokağın biraz ilerisinde göz kulak olduğu yavru kediye bakındı ama ortalıkta göremeyince yürümeyi sürdürdü. Siyah beyaz renkte yavru kedi, aniden yağan şiddetli bir ilkyaz yağmurunda iki kardeşini yitirmişti. Hava hafiften bulutlanmıştı; gözündeki güneş gözlükleri her yeri karanlık gösteriyordu. Başka kentlerde yaşadığı aralarla birlikte yaklaşık yirmi yıldır yaşadığı semti çarşıya bağlayan bu caddeyi her zaman yürür, aklına bir araca binmek hiç gelmezdi. Çarşıya iniş zaten yokuş aşağı olduğundan kolaydı ve kendi de hiçbir zaman sık rastlanan, yürümeye üşenen insanlardan biri olmamıştı. Gerçekte üşendiği pek az şey vardı. Örneğin lisans üstü eğitimi için kalkıp ta Uzakdoğu'ya gitmeye üşenmemişti. Yine de bazen yaşamın, konumu belirsiz orta sınıflara göre olmadığını düşünüyordu. Yaşam, yeri yurdu, ülküleri belli alt ve üst sınıflar için daha kolay akıyordu belli ki.

Üşütmeyen, serin ve kapalı havaları severdi; bugün de sokağa adımını atıp havayı öyle bulunca keyiflendi. Yarım saat içinde bulutlu havada sarı tabelası iyice belirginleşmiş olan postaneye kapanmadan yetişti. Gişedeki genç çalışana kartpostallarını pulla yollamak istediğini söyledi.

- Eski Türk devletlerini gösteren bir pulumuz var. 

- Şöyle daha çiçekli, manzaralı bir pulunuz yok mu?

Beklenmedik sorusuyla kafası karışan çalışan, kendisinden deneyimli olduğu anlaşılan diğer çalışanlarla yaptığı görüş alışverişinden sonra kartpostallara ikişer pul yapıştırmayı önerdi. Kabul etti, ama kartpostalların gidecekleri yere zamanında varmayacaklarından neredeyse emindi. Postaneden çıkıp, kitapçı ve kahveleriyle beş-on yıl öncesinin İstiklal Caddesi'nin yerini alan çarşıya yönelmişti ki metroya doğru yürüyen apartman yöneticisini görünce, el salladı. Apartman yöneticisi dostça seslendi.

- Bayramda burada mısın? Ayvalık’a gitmiyor musun?

- Buradayım, babam da burada!

 "Ona kahve almaya gidiyorum şimdi" diye gereksiz yere de ekledi. "Hava bozacak gibi... Dikkat et!" diyen uyarıcı sesi duyarken ayakları çoktan kiliseye doğru ilerlemişti.

Kilisenin olduğu küçük meydana geldiğinde, iri yarı kel bir adamın elindeki uzun süpürgeyle kilisenin yüksek bahçe duvarı üzerinde şaşalamış bir kediyi kovaladığını gördü. Adamın ne yapmaya çalıştığını anlamadı, kedinin kendi başına duvardan inip inemeyeceğini merak etti. Ama yürümeye devam etti. 

Önünde birkaç yuvarlak fiskos masası olan kahveciye girdi. Sanki başka bir kahve satıyorlarmış gibi yüz gram Türk kahvesi istedi. Adam siparişini hazırlarken, aklı geçenlerde Ayvalık'tayken yüzmeye gittiği kamp yerinde içtiği kahvenin yanında getirdikleri minik, sakızlı lokumun doyulmaz lezzetinin anısına gitti. Hayatında öyle güzel lokum yememişti. Az önce kendini bir oyuncu gibi hissedip, oyun olsun diye Hacı Bekir'in vitrinine göz attığında benzer bir lokum görememişti.

Kahveyi aldıktan sonra Bahariye Caddesi'nin, en çok sevdiği üst kısmına tırmanmaya başladı. Geçenlerde gözüne ilişen askılı küçük bir çantayı yakında bir toplantıya katılmak üzere yapacağı yurtdışı gezisi için alacaktı. Çantayı gördüğü aksesuar dükkanı kilisenin karşı çaprazındaydı. Alışveriş caddesinin bu bölümünü sakinliği, birkaç eski dükkanı, o hiç oturmasa da rahat gözüken bankları ve de Haziran'da ortancalar açan bahçesi içindeki kilisesi için severdi. İyice yukarıdaki ilkokulla, önündeki yuvarlak meydancığı, bu meydanın bir köşesinde yer alan ve Moda Burnu'na yakın şubesi bu yakınlarda kentsel dönüşüme kurban giden Eyfel Pastanesi'ni ve eski liselere inen sokağı da severdi. Bu yerler ona kendi okul yıllarında hevesle yeni yıla hazırlandığı sonbaharları anımsatırdı.

Aksesuar dükkanına girip, çantayı aldı. Parayı öderken geçenlerde doğum günü için ablasına çarşının aşağısındaki başka bir dükkandan aldığı aynalardan gördü. Buradakilerin desenleri daha özgündü. Evin çeşitli odalarında okuyan, yemek yiyen ya da yatağında oturmuş düşünen yalnız kadınlar resmedilmişti. Kendi mekanına duyduğu özlemi depreştiren resimler...

- Keşke ablamın aynasını sizden alsaymışım...

- Ya, ayna var, ayna var!..

- Yok, aslında modeli aynıydı, ama bunların deseni daha güzelmiş! 

İçeride biraz fazla oyalanmıştı. Dükkandan çıkınca, bulutların alçalıp, koyulaşmış olduğunu gördü. Evden çıkarken yanına şemsiyesini almamıştı. "Eyvah!" diye geçirdi aklından, "Ya geçen günkü gibi dolu yağarsa..." Yine de metroya kadar inmektense, tepeye doğru evine kadar yürümeyi seçti. Uyuşukça dolanmayı sürdüren insanların tersine geniş adımlarla tempolu bir biçimde yürümeye koyuldu. Terlese de aldırmadı. Tam evine yaklaşmıştı ki birden başladı yağmur. Kaldırımdan bahçe içindeki bir apartmanın saçağının altına koşana dek üstü biraz ıslandı. O sırada apartmanın merdivenlerinden elinde çöpleri topladığı bidonla kapıcı indi.

- Orada ıslanırsınız, içeri gelin.

- Peki, teşekkür ederim.

Kapıcının kendisi dışarı çıktı. Bir yerlerden bulup getirdiği bahçe makasıyla yağmur suyuyla tıkanan su giderini açmaya çalıştı. Üzerindeki kısa kollu, kırmızı, lacivert kareli gömlek çevreye sıcak bir hava yayıyordu. Adamın çalışmasını izlerken, "İşine dört elle sarılıyor, haklı olarak," diye içinden geçirdi. İşsiz olduğu için bunu daha iyi anlayabiliyordu. Yağmur biraz azalır gibi olunca evinin klasik okuma ve çay saatine yetişebilmek için gözünü karartıp, koşmaya karar verdi. Tam dışarı çıkıp, koşmaya başlamıştı ki yağmur yine şiddetlendi. Evinin sokağının bir köşesindeki börekçinin saçağına sığındığında sırılsıklam olmuştu bile.

- Üşümeyin, içeri gelin. Rüzgarda hasta olursunuz. Çay ister misiniz?

- Yok, sağ olun. Böyle iyiyim.

Börekçinin gösterdiği sandalyeye ıslak giysileri yüzünden oturmayıp, ayakta bekledi. Yağmur azalmayınca bir süre sonra börekçi bir müşterinin unuttuğu yeşil puanlı naylon bir şemsiye bulup, getirdi. Bir elinde ödünç aldığı şemsiye varken, ayakları ıslak sandaletleri içinde şapırdayarak şiddetli yağmurun altında biraz ilerideki evine koştu. Kafasından o an burada değil de, Uzakdoğu'da bir yerde muson yağmurundan şıpıdık terlikleriyle kaçışan çekik gözlü, kaküllü ve güleç bir kız olabileceğini kurdu. Beğendiği çanta
aynalarına uygun olabilecek başka bir tema... Bir yandan da kedisinin güvenli bir yere sığınıp, sığınmadığını düşünüyordu.  

Meriç Kırmızı
GERCEKEDEBİYAT.COM