Traven'in Hükümet romanı... Ateşte oturanlar ateşle oynayanlar… / Ümit Sarıaslan

Traven'in Hükümet romanı... Ateşte oturanlar ateşle oynayanlar… / Ümit Sarıaslan

22 Kasım 2016 - 4407 kez okundu.

Büyük romancı Traven (1882-1969 Mexico City), Anadolu taşrasında öğretmenlik yaptığımız o yıllarda elimizden düşürmediğimiz Hükümet adlı romanının sonuna doğru Meksika halk tarihinden öyle bir tablo aktarıyor ki, hem eski-l bir fotoğraf, hem yepyeni!... Başta 300 yıllık İspanyol egemenliği, sonra Don Porfirio Diaz yönetimindeki diktatoryal iç ve dış koalisyon (1876-1915), ne yapıp ettiyse Meksika halk toprağındaki dayanışma ve başkaldırı kültürünü yok edememişti. Kabileler içi bir ortakyönetimle üç-dört bölge ya da köyün (Pueblo) kendi yöneticilerini (reis) kendileri seçme kültürü ve geleneğiydi bu. 

“Bir kez reis olan kimse ikinci kez seçilemezdi. Her bölge sırayla bir reis seçerdi. Seçim sırası hangi bölgedeyse, o bölge oy verirdi. (…) Yeni bir reisin göreve başlaması sebebiyle yapılan tören, eşsiz bir törendi. (…) Emekliye ayrılan reis, kendi dillerinde bir konuşma yapardı. (…) Yeni reis, nazik ve alçakgönüllü bir konuşmayla cevap verirdi emekliye. Derken bir sandalye getirilirdi. Bu sandalye alçaktı ve hasırdan yapılmıştı. Ortasında bir delik vardı. Yeni reis, beyaz pamuklu pantolonunu indirir, sandalyeye otururken, töreni izlemek üzere etrafını saran kalabalık güler, gülüşür; ağza alınmadık şakalar yaparlardı.” Yeni reis elinde gümüş tokmaklı abanoz asasıyla sandalyesine vakarla oturunca bu şenlik şamata diner, gülme gülüşme kesilir, “yeni reislerinin ilk ağır görevini yerine getirmesi işi gereken saygıyla beklenirdi.”

Sonra eski uzak kültürlerinden taşıyıp getirdikleri şiirli ve şiirsel eğretilemelerle yüklü konuşma ve söylevlerin ardından gelecek yılın reisini seçecek köyden üç temsilci yanaşır altı delikli sandalyede oturan yeni reisin yanına… Ellerinde içi harıl harıl yanan kömürle dolu, yanları delikli bir toprak çanakla… İçi ateş dolu çanağı yeni reisin dibi delik sandalyesi altına yerleştiren adam, konuşmasında reisin poposunun altındaki ateşin ona görevinin halka hizmet olduğunu unutturmamak için yakıldığını söyleyecektir.

“Dahası, yeni reis altına ateşi kimin koyduğunu da unutmamalıydı -gelecek yılın reisini seçecek bölgenin temsilcisiydi bu- ve sandalyeye yapışıp kalamayacağını, halkının selametini zedeleyici bir durum olan ömür boyu yönetim tehlikesini önlemek için, vakti dolduğunda sandalyeden vazgeçeceğini hatırlamalıydı… Sandalyeye yapışmaya kalkarsa, altına, kendini de, sandalyesini de yutacak büyüklükte ateş koymasını bilirlerdi.” (…) Yeni reis, bu söylevler bitinceye kadar (altında cehennem ateşi yanan sandalyesinde) oturmak zorundaydı. (…) Son söylevci kendinden önce konuşan iki kişinin gereğinden çabuk konuştuğu kanısındaysa sözlerini iki katı yavaş söyleyerek açığı kapatırdı. Reis ne hissederse hissetsin; tek bir hareketle ya da tek bir göz oynatmayla da olsa nice yandığını belli etmemek zorundaydı.”

Yani reis tam tersine, yandıkça yanmamış gibi ağırdan alacak, çektiği acıyı çaktırmamak için çevresindeki tören izleyicilerine türlü şakalar yapıp, iğneli sözler söyleyecekti...  Ve tabii, sakin sessiz sandalyesinden kalktıktan sonra, oturağının altındakini uzun süre unutamayacaktı! Traven şöyle anlatıyor sonrasını:

“Hemen hemen bütün reislerin, vücutlarındaki (…) yanık izleri ulusunun reisi olma onuruna sahipliği kanıtlamak için taşınabilecek en sağlam belgedir. Bu aynı zamanda, reisin, halkın geleneklerine karşı gelip de, bir daha seçilmeyi aklından geçirmemesi için yararlı bir hatırlatmadır. (…) Hiçbir lider düşürülemez, değiştirilemez değildir, yıllanmak için oturtulmamıştır o koltuğa. Ve liderler ne kadar sık kızıl kor üzerine oturtulursa, siyasal hareket o kadar canlı olur.”

Oysa diktatör “Don Porfirio Diaz (1871’den 1915’e tadar sürecek diktası) her dört yılda bir başkanlık süresi doldukta kendini yeniden seçtirmektedir. Onun saltanatı altında göbek üstüne göbek bindiren çete yapmaktadır seçimi. Onun yönetimi altında göbek şişirmeyen kimsenin oyu yoktur. (…) İlk kez seçildiğinde poposunun altına bir güzel mangal oturtmalı, dünyada halkın kaderini tayin yetkisine sahip birden fazla adam olduğunu hatırlatmalıydı ona. (…) Don Porfirio kendisinin yeryüzünün en akıllı, en büyük ve en iyi devlet adamı olduğuna inanırdı. Bu yüzden tekrar tekrar seçilmesini söylemeye bile gerek olmadığı kanısındaydı. Onun altındakiler de ondan örnek alırlardı. Valiler, belediye başkanları, emniyet müdürleri, sekreterler (yerel temsilciler)… onları halktan ölüm ayırıncaya, kurtarıncaya kadar sandalyelerini bırakmazlardı. Bunamaları ya da akıllarını yitirmeleri bile emekli olmalarına yeterli neden değildi.”

Onun içindir ki, “Don Porfirio koltuğunda ölünceye kadar oturmak niyetinde olduğundan, vali de ömrünün sonuna dek vali olarak kalmayı umduğundan Pevbil’de (bu törel seçim geleneğinin sürdüğü köyler topluluğunda) rağbette olan seçim sisteminin bir aptallık örneği, daha barbarlık batağından kurtulmamış yerlilerden başka bir şey beklenemeyeceğinin kanıtı olduğuna karar” verir. Bunu kararını yasalaştırmak için bir de kararname yayımlar Don Porfirio hazretleri…

“Böyle bir sistemin ilerde örnek tutulması tehlikesi vardı. Hem her yıl yeni bir başkan, yeni bir vali seçilirse, halk, herkesin yönetme yeteneğine sahip olduğunu sanacaktı. (…) Böylece yönetim işinin yönetilenlerin düşündüğü kadar güç bir iş olmadığı inancı yayılacaktı. (…) Don Porfirio koltuğunda ölünceye kadar oturmak niyetinde olduğundan ve vali de ömrünün sonuna kadar vali olarak kalmayı umduğundan, Pevbil’de rağbette olan seçim sisteminin bir aptallık örneği ve daha barbarlık batağından kurtulmamış yerlilerden başka bir şey beklenemeyeceğinin kanıtı olduğuna karar verdi.” Hemen bir uygarlık kararnamesi (!) çıkartarak işbaşındaki reisin (Jefe’nin) bir kez daha yerinde kalmasını yasalaştıracaktır.



Don Porfirio Diaz, son düzmece seçimden önce demokratik yönetime dönüleceğine söz vermişse de seçim biter bitmez unutmuştu sözlerini. Ya, gün gelecek devran dönecek, tersine işleyen makine sonunda tutukluk yapacak, 1915’te Avrupa’ya kaçacaktı. Pancho Villa’dan, Emiliano Zapata’ya; Madero’dan Huerta’ya… romandan sinemaya pek çok sanatsal verime konu olmuş kahramanlarıyla kanlı kasırgaların savurduğu ülke öyle çalkanıp duracaktı. Azteklerden, Maya uygarlığından köklenip gelen; dün, Montezuma (Meksika) ülkesi kıralı sokaklardan geçerken güneş kıralın yüzüne bakmamak için yüzükoyun yerlere kapanan halk, bir doğrultacaktı yüzünü pir doğrultacaktı güneşlere. Uygar Batı’nın ilk vahşilik gösterisi Montezuma kıyımından Diaz zulmüne… çektiklerini hiç unutmayacaktır Meksikalı.

Hintlinin, gölgesi bile üstüme değmesin diye tiksinerek kaçtığı parya’dan, güneş bildiği kırala gözlerini çevirip de bak(a)mayan Meksikalı köylü, güneşi de güneşlere çevrik gözleri de yeniden çizecektir tarihin toprağında…
 
(*) B. Traven’in, daha sonra “Orman Romanları” diye anılacak olan ve Meksika Devriminin doğuşunu anlatan “destan-roman” dizisinin ilk kitabı olan HÜKÜMET, dilimizde kez 1975’te yayımlanmıştı (B. Traven, Hükümet. İngilizceden Çeviren: Şemsa İlkin (Yeğin). Yücel Yayınları, Seçme Eserler, Birinci Basım, Mayıs 1975 İstanbul).

Ümit Sarıaslan
GERCEKEDEBİYAT.COM