Son Bakışta… / Günay Güner

Son Bakışta… / Günay Güner

23 Eylül 2018 - 285 kez okundu.

Kentin en ışıltılı zamanlarıyla, adamın ender yaşadığı sevinç anları buluşmuştu. Ülkesinin cumhuriyetiyle yaşıt gazeteye, konuşmacılarından biri olduğu etkinliğe gidiyordu. Gazete güzeldi, aydınlıktı, yılların usta gazetecileri aydınlık saçıyorlar; çalışmalarıyla da kentin kültürünü besliyorlardı. Adama da yıllardır ısındıklarından; zaman zaman açıkoturumlarında, gazetenin sayfalarında yer veriyorlardı.   

Gazeteye epey yokuşlu, dereli yoldan ulaştıracak dolmuşta, kalan tek boş yere oturdu. Araç sakindi. Salkım saçak saatlere biraz daha vardı. Kent sakin ve güzeldi. Caddenin iki yanını kaplayan, park etmiş otomobilleri, iki yanını kuşatan ve adına ev denen beton kutuları görse de düşünmemeye çalıştı. Ev kötülüktü, evde kötülük vardı; yalnızlık, kabalık, değersizlik, tutsaklık, çürüyüş, körleşme... 

Elias Canetti’nin o sarsıcı romanını anımsadı bir an, körleşmeyi düşününce. O romanın başkişisi gibi olmayı şimdiki yaşamına yeğleyip yeğleyemeyeceğine birkaç saniye takıldı… Kararsız kaldı. Olumsuz yanlarından da söz edilebilse de o kişi olmak kolay değildi. Kitaplar arasında bir yaşamı ise yalnızlık sayması olanaksızdı.  

Daha otururken ayrımına varmıştı yanındaki güzel kadının. Bu semtin insanları biraz kibir budalası olurdu.

 

Aristokratlığa öykünen akrabalar topluluğunda on üç hekim ya da sekiz endüstri mühendisi, altı bilgisayar mühendisi… Yüz yüzeyken seviyor, düzeyli ilişkiler kuruyor, özenli yaşıyor görünen mirasyediler, rantiyeler, taşınmazseverler. Boşluk, her yanları boşluk. Ama kadından öyle hoş bir gülümseme yayılıyor ki… Hayır, bu öylesi değil. Bir an dışarıya bakıyor gibiyse de gamzelerinin arasından, göz ucuyla, uzunca ve yüreklice ona baktığından kuşkusu kalmadı adamın. Yaşamında ilk ve son kez bir güzel kadın ama derinlikli bir güzel kadın onunla ilgileniyordu. Neler söylemiyordu ki ağırbaşlı, dingin özgüvenden taşan bakışlar. O bakışların sürdüğü anlardaydı adamın ömrünün kaçan tüm trenleri. Ve kadın birazdan inecekti… Adam da artık dolaysız bakar olmuştu ona tüm özlemiyle. Sevgiye, uzun ve sessiz söyleşmelere, sevişmelere özlemiyle…

Saatler geçmiş, gün geceye dönmüş; yolcular inmiş, araç yol alıyor gibiydi. Bulutlar arasında dolunay vardı. Bir kuş sürüsü… “Turnalar” dediler. Karşıda, orman çok uzakta değildi. Irmağı kesen köprüden geçtiler. Dünya buydu, bundan ibaretti. Görseler de hep birbirine baktılar. Sevdanın onyıllarla ne ilgisi vardı ki. Onyıllar ölümcüldü, tükenişti. Sevda birkaç dakikaya sığmıştı, sığardı. Kelebek ömrüydü sevda. Mutluluk zamana ilgisizdir; sevi zamana ilgisiz. Sevgili, kelebek olup uçacaksa, o anların sevisi sürer bir ömür; damarlara sızan özsu…

Kadının “Uygun yerde inebilir miyim” seslenişiyle kendine geldi adam. Kadın inerken de kaldırımdayken de bakışları sürdü.

Kadın, balkonunda geceyi bekledi, umarsız.

Adam…

Günay Güner
GERCEKEDEBİYAT.COM