Sinekli Bakkal yeniden… / Hikmet Temel Akarsu

Sinekli Bakkal yeniden… / Hikmet Temel Akarsu

10 Mart 2019 - 945 kez okundu.

 

Her yaşın ayrı bir algısı var. Roman sanatı söz konusu olduğunda derinlik fazla olduğu için bu algı insanı fersah fersah ötelere savurabiliyor. Genç yaşta okuduğunuz bir romandan damıttığınız bilgelik olgunluk yaşındayken aynı olamaz. Keza farklı duygusal, ruhsal durumlarda okuduğunuz romanlardan da aynı varsıllığı devşirmeniz olanak dışıdır.

Türk romanı henüz emekleme çağında iken bile dünyadaki emsalleri ile yarışabilir soy, naif ve başarılı örnekler vermiş. Tüm diğer sanat alanlarından farkıdır bu keyfiyet. Türk sanatı hiçbir disiplinde edebiyattaki kadar üniversal olamamıştır. Ve bu her devir böyle olmuştur.

Buna örnek bir romandan kısaca söz etmek dileğindeyim: Kırk yıllık bir yazarlık tecrübesi ile yeniden okunan Sinekli Bakkal bambaşka. Halide Edip Adıvar’ı  Vurun Kahpeye gibi fanatik siyasal eserlerinden dolayı kimi zaman vulgar bulanların çok şaşıracağı bir derinliği var romanın ve bu derinlik gençlik yılarında pek algılanamıyor. Öncelikle varsıl bir dil kullanımı, gelişkin dağarcık, nitelikli toplum kültürü, ustaca icra edilmesi gereken söz sanatları gibi edebiyatın olmazsa olmazlarının romanda son derecede başarılı ve potluk yaratmayacak şekilde mahirane bir şekilde yer aldığını belirtelim. Fakat daha önemli olan bunlar değil, Halide Edip Adıvar’ın dönemin koşulları göz önüne alındığında “putkıran” olarak nitelendirilebilecek edebi edimleri, karakterleri, dolaylı siyasal göndermeleri ve son derecede nitelikli olay örgüsü.

Sinekli Bakkal çoğumuzun imgelemindeki gibi sinmiş, kokuşmuş, uyuşmuş, taassubun baskısı altında tefessüh etmiş köhnemiş bir mahalle bakkalı filan değildir. İstanbul’daki bir mahallenin adıdır. Kuşkusuz bu mahalle gerçekte yoktur. Ama bu ismi seçerek bir alegorik gönderi yaptığını düşünebiliriz Adıvar’ın. Mahalledeki İstanbul Bakkaliyesi ise diğer bakkallardan çok farklı bir dükkândır. Dönemin tüm dinamizmini ve değişim potansiyellerini bağrında taşıyan çelişkilerle dolu ilginç bir bakkaliyedir. Mahallenin eğlence kaynağı ve zennesi olan Tevfik bu bakkalı işletmektedir. Fakat Tevfik çok değişik bir kişiliktir. Sadece zenne kıyafeti ile yaptığı oyunlar, şovlar, tiyatrolar, orta oyunları ile değil cüretkâr sanatsal çıkışlarla mahallenin diline düşmüş, bugün olsa gerçek bir sanatçı ruhunun temsilcisi sayılabilecek bir aykırı kişiliktir. Evlendiği karısı ise bir imamın kızı olmakla birlikte babasından bile tutucu, katı ve sistemin kaidelerine bağlı geri bir kişiliktir. Karı koca arasındaki gerilim, Tevfik’in sanatsal çılgınlıkları, kimi zaman istibdatı eleştirmeye varan mukallitlikleri ve aykırı sahne sunumları ile gelişir ve sonunda Tevfik, Gelibolu’ya sürgüne gönderilir.  Tevfik sürgündeyken sanatsal yanı ona pek benzeyen kızı Rabia annesi tarafından büyütülür. Kız çocuğu, olağanüstü musiki yeteneği ve sesi ile dikkat çeker ve bir süre sonra usta hocaların himayesine alınır ve eğitilirken bir yandan da mukabelelerde, mevlütlerde, vefatlarda Kur’an okuyarak tüm insanları büyüler. Gel zaman git zaman paşa konaklarında piyano dersleri veren bir ecnebi şahsiyet olan Peregrini ile aralarında yakınlık doğar. Peregrini onun sanatsal gelişimini hızlandırır ve Rabia giderek mevlüthanlıktan gerçek bir sanatçıya doğru evrilir. Tabii bu arada istibdat paşalarının konaklarında ayrıcalıklı bir yeri olur, talipleri olur, şöhreti büyür vesaire vesaire…

Babası sürgünden döndüğünde ise tam bir kumpanya gibi çalışmaya başlarlar. Sözü geçen, şöhretli ve karizmatik bir sanatçı genç kız olur Rabia. O arada istibdat ve Jöntürk hareketi kıyasıya çekişmektedir. Tevfik yine bu işlere bulaşır ve bu kez Şam’a sürgüne gönderilir. Üstelik bu sefer Rabia’nın gelişiminde büyük payı olan saray nazırının oğlu da entrikalara karıştığı için sürgüne gönderilmiştir. Konaktaki durumu sarsılan Rabia, Müslüman olması şartı ile piyano hocası Peregrini ile evlenir. Eski bir Hıristiyan papaz olan Peregrini ile Rabia’nın dinsel konulardaki çekişmeleri ve İslam kanaat önderleri ile eski adı Peregrini, yeni adı Osman olan “müstafi” papazın düşünsel tartışmaları o dönem için çok şaşırtıcı olan, düzeyli, ufuk açıcı ve bilge varsıllıklarla doludur.

Roman, hamasete ve fanatikliğe kaçmadan Devr-i Sultan Hamid’i eleştirirken ne din düşmanlığı yapmakta ne de İttihatçıları savunmaktadır. Geniş görüşlü bir zaviyeden yazılmış, dönemin panoramasını mufassalları ile sergileyen bilge ve yetkin bir betiktir.

Günümüzde hâlâ kıyasıya çekişen işbu iki kanadın, daha nitelikli tartışmalar yürütebilmesi ve doğrulara erişip sulh ve sükûnu kaim kılması için Sinekli Bakkal'ın bu gözle yeniden okunmasını dilerim.

Sinekli Bakkal /
Halide Edip Adıvar

Atlas Yayınevi / 302 Sayfa
 

Hikmet Temel Akarsu
GERCEKEDEBİYAT.COM