Şiir, evrensel duyarlılık ve politika / Hüseyin Atabaş

Şiir, evrensel duyarlılık ve politika / Hüseyin Atabaş

25 Eylül 2012 - 5992 kez okundu.

Etki mi, evrensel duyarlılık mı?... Özgür Edebiyat dergisinin Ağustos 2011 tarihli sayısında “Etkilerle Varsıllaşma Bağlamında Şiirimiz” başlıklı bir yazı yazmış ve “dünyadaki tüm toplumların kültürleri birbirlerini etkilememiş, birbirinden beslememiş olsaydı dünya bugün bu denli renkli ve varsıl olamazdı.” demiş, evrensel insan duyarlılığının önemini anlatamaya, kültürlerin birbirlerini beslemelerinin önemini vurgulamaya çalışmıştım… Bugün, Cevat Çapan’ın Çin’den Peru’ya Dünya Şiirinden Çeviriler (1998) kitabını yeniden okurken, Mabeyinci Pavlos (İ.S. VI. yüzyıl)’un bir şiiri bu bağlamda dikkatimi çekti.

 

“Boş Yücelikler” başlıklı o şiir şöyle:

 

Adım ne, yurdum neresi, sana ne bundan?

Soyum alçak olmuş ya da yüksek, ne çıkar?

Belki herkesten yüce biriydim,

Belki de bir hiç - n’olacak şimdi?

Yabancı, bil ki gördüğün bir mezar,

İçinde kim yatsa, cansız yatar.

 

Pavlos’tan yedi yüz yıl sonra yaşamış olan ve Anadolu’da Türkçe şiirin öncüsü olarak kabul edilen, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın sözleri ile “Türkçenin süt dişleri” olan mutasavvıf halk şairi Yunus Emre (1240-1321) ise ne diyordu:

 

 

Sana ibret gerek ise
Gel göresin bu sinleri
Ger taş isen eriyesin
Bakıp göricek bunları

Şunlar ki çoktu malları
Gör nice oldu halleri
Sonucu bir gömlek giymiş
Onun da yoktur yenleri

 

(…)

 

Hani ol şirin sözlüler
Hani ol güneş yüzlüler
Şöyle gayip olmuş bunlar
Hiç belirmez nişanları

 

 

Evet, söz konusu o yazımda, aynı görüşle oluşan uzak etkilenmelerden söz etmiştim daha çok. Ancak, şimdi yan yana getirdiğim bu iki şiir örneğinin hiç de etkilenme olduğunu ve de Yunus Emre’nin Mabeyinci Pavlos’u okuyup da ondan etkilendiğini sanmıyorum; bunun öyle olmadığı ayan beyan ortada. Peki, söz konusu durumu nasıl açıklayacağız? Benim yıllardır üzerinde bir şeyler söylemeye çalıştığım, şiirde de politikada da olması gerektiğini savunduğum bir durum (olgu) var ki, o da şudur: İnsanlığın milyon yıllar ötesinden süzüp getirdiği, oluşturduğu evrensel (genel) ve olmazsa olmaz kurallar/değerler vardır. Bu değerler insanlığın bundan sonraki yaşamında da geçerli olacaktır. Onları korumasını bilmek, bizden sonrakilere aktarmak insanca bir eylemdir.

 

Yunus Emre de insanlığın evrensel olgular olarak benimsedikleri üzerine; “Ben gelmedim dava için / Benim işim sevi için” der ki, aşk insanın en evrensel duygusu olduğu; “Mal sahibi mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi” der ki, ölüm insana özgü en evrensel, kaçınılmaz sonuç olduğu; “Bir kez gönül yıktın ise / Bu kıldığın namaz değil” der ki, dinin şekil değil içsel bir olgu olduğunu; “İlim ilim ilmektir / İlim kendin bilmektir” der ki, bununla bilim ile sanatın insan olmanın, insan gibi yaşamanın gereği olduğunu belirtir…

 

Pavlos’un günümüzden 1500 yıl önce söylediği, “Yabancı, bil ki gördüğün bir mezar, / İçinde kim yatsa, cansız yatar.” dizeleriyle Yunus’un yine günümüzden 800 yıl önce söylediği, “Hani ol şirin sözlüler / Hani ol güneş yüzlüler / Şöyle gayip olmuş bunlar / Hiç belirmez nişanları” dizeleri arasında hiçbir ayrım yok… Ortak din kültürü ile de bunların hiçbir ilişkisi olmayan, ama “evrensel değerler” dediğimiz olgular yedi yüz yıl arayla iki şairi söz konusu olgunun ortak paydasında buluşturuyor ve onlara aynı şeyleri söyletiyor.

 

Şiir hamasiyet işi değil, şairin insanlığın ortak değerlerini yakalayıp bir beğeni düzeyi ölçeğinde ortaya koymasıdır.

 

O nedenle, “ne ilgisi var?” demeyin, politikayı iş edinenlerin bu gerçeğin ayrımına varmadan demokrat olabileceklerini, adaletli olabileceklerini sanmıyorum. Hani ya günümüzün politikacıları biraz da şairlere kulak verseler; biraz da bu anlamda birbirleri ile yarışsalar ne iyi olurdu. Ama hayır, onlar cahilliklerini yarıştırıyorlar!.