Shakespeare niçin ölümsüzdür? / Levent Özübek

Shakespeare niçin ölümsüzdür? / Levent Özübek

11 Ocak 2013 - 10097 kez okundu.

Engin batı kültürü içinde, ondan etkilenmemiş, onu anmamış, onun bir cümlesini veya bir eserini kullanmamış bir tek sanatçı dahi yoktur. Resimden müziğe, romandan şiire, tiyatrodan sinemaya, heykelden mimariye, bütün sanatçıları, artistleri, icracıları, yaratıcıları hatta siyasetçileri bile derinden etkilemiş, her birine sanatsal yaratı gücü, ilham ve yeni fikirler vermiş, eserler yarattırmıştır.
 
Oyunlarında önemli ve olağanüstü tarihsel olayları ve kişileri konu almış, hem tarihe ışık tutmuş, hem de şaheserler yaratmıştır. Onun, eşsiz güzellikte bir şiirsel anlatımla yazmış olduğu eserlerini okumak ve okutmak bile başlı başına bir kültürel eğitimdir, yetişme tarzıdır. O bir ‘deyiş’ üstadıdır. Kelime dâhisidir. Bir tek sözcüğünün bile tarihe geçtiği, insanları etkilediği durumlar olmuştur.
 
Venedik Taciri, Romeo-Juliet, Hamlet, Otello, Bir Yaz Gecesi Rüyası, Macbeth, III. Richard, Jul Sezar, Hırçın Kız, Yanlışlıklar Komedisi, Kral Lear, Antonius ve Cleopatra, Fırtına ve daha pek çok oyunu zamanında büyük ilgi görmüş, aradan geçen yüzyıllar boyunca bu ilgi giderek artmıştır. Bu oyunlardaki birçok sahneler büyük ressamlar tarafından resmedilmiş, büyük besteciler bu konularda ölümsüz eserler yaratmışlardır.
 
 
William Shakespeare’in hayatı hakkındaki bilgilerimiz sınırlıdır. Çünkü onun yaşadığı yıllar ile günümüz arasında dört yüz yıllık bir zaman süresi vardır. Yaşamının detaylarına ait bilgiler günümüze kadar pek ulaşamamıştır. O devirler Avrupa’da Rönesans zamanıdır. İngiltere’de ise sanatta Elizabeth Çağı denen yıllar yaşanmaktadır. Kraliçe Elizabeth’in sanat ve sanatçıları koruyan yönetimi sayesinde o yıllarda sanatın her alanında görülmemiş bir gelişme olmuş, sanatçıların sayısı artarken, verilen eserlerin kalitesi daha da yükselmiştir.
 
 
İşte bu yıllarda doğduğu biliniyor Shakespeare’in. Stratford-upon-Avon adlı kasabada 1564 yılında dünyaya gelen William’ın babası dericilik ve aynı zamanda şehir meclisinde üyelik yapıyordu. William ilk ve orta tahsilini burada tamamladı. Onsekiz yaşına geldiğinde kendisinden sekiz yaş büyük olan Anne Hathaway’i hamile bıraktığı için onunla evlendi. Evliliğinden kısa bir süre sonra ilk çocukları Susanna doğdu. Daha sonraları da ikizleri oldu çiftin; Judith ve Hamnet. Erkek olan Hamnet onbir yaşında öldü.
 
 
1585 ila 1592 yılları arasında nasıl yaşadığı ve neler yaptığı hakkında bilgi bulunmuyor. Bu geçen süre içerisinde onun Londra’ya ne zaman ve niçin gittiği de bilinmiyor. Bu konuda çeşitli rivayetler olmakla birlikte bunlar doğrulanmış değildir. Bir kısım söylentilere göre o Londra’ya kaçmıştı, çünkü kaçak geyik avlamaktan tutuklanacaktı. Londra’daki ilk zamanlarında belki de bir tiyatro sahibinin yanında, onun atlarının bakıcısı olarak işe girmişti. Ama bunların doğruluğu kanıtlanmamıştır.
 
 
Shakespeare’in Londra’da tiyatro çevrelerinde ve sahnelerde görülmeye ve ünlenmeye başlaması 1592 yılına rastlıyor. Londra’da aktör olarak yıldızının süratle parladığı, kısa zamanda ün ve paraya kavuştuğu biliniyor. O artık sahnelerin aranan aktörü olmuştur. Bir süre sonra oyun yazarlığına da başlıyor.
 
 
1594 yılında ise o artık tiyatro sahibidir. Ortaklarıyla beraber kurduğu ‘Lord Chamberlain’s Men’ adlı tiyatro grubunda hem onun oyunları oynanıyor, hem kendisi de aktör olarak oyunlara çıkıyordu. Macbeth adlı oyununda da ‘Kralın Hayaleti’ rolüne çıktığı biliniyor. Tiyatro kısa zamanda Londra’nın en gözde tiyatrosu olmuş, o sıralarda ‘Kraliyet Tiyatrosu’ unvanını da almıştı. Bu arada William Shakespeare’in ekonomik durumunu epeyce ilerlettiği de anlaşılıyor.
 
 
Beş yıl sonra, 1599 yılında grup kendi tiyatro mekânına da kavuştu. Shakespeare arkadaşları ile ortak olarak Globe (Küre) Tiyatrosunu Thames nehri kıyısında inşa ettirdi. Mimari ve teatral düşüncenin mükemmel bir birleşimi olan yapı tamamen ahşaptı. Açık hava sayılabilecek bir yapısı vardı, onun için ancak yaz mevsiminde faaliyet gösteriyordu. Yapıda kullanılan ahşap malzeme daha önce kapanan bir başka tiyatro binasından kalmıştı. Bu malzemeler bulunduğu yerden yeni tiyatronun yapılacağı yere Thames nehrinden, teknelerle taşındı.
 
 
Yapının kapısı yoktu, yukarı çıkan iki merdivenin oluşturduğu galerilerden içeri giriliyordu. Dış çapı otuz metre olan yirmi köşeli bir daire şeklindeydi ve sahne tam ortada, çevresi de tamamen seyircilerle dolu olacak şekilde yapılmıştı. Sahne ile aynı seviyede olan seyirciler az bir ücretle, ancak ayakta durarak oyunu izliyorlardı. Daha sonra üst üste üç balkon mevcuttu. En yukarıda da ‘Heaven’ (Cennet) adı verilen tavan vardı. Bu kısım, bitkisel kaplama malzemeleri ile kapatılmış, üzerine gökyüzü ve bulutlar resmedilmişti. Tavana yakın yerde iki adet tavan kapısı yapılmıştı. Bunlar eğer oyun esnasında yukarıda uçması veya asılı durması gereken bir dekor veya bir cisim olursa, bu amaçla kullanılmak içindi. Bazen de oyuncular buradan deri koşumlar veya bir kayma düzeneği ile bodruma inebilir veya bodrumdan buraya çıkabilirlerdi. Oyuncuların hazırlanma ve giyinme yeri bodrumdaydı.
 
Birinci balkonun bir bölümü müzisyenler için ayrılmıştı. Giriş katında vestiyer de bulunuyordu. Taban alanı da, o devirlerde kullanılan malzemelerle sağlamlaştırılmıştı. Oyunlar sırasında her türlü ses ve görüntü efektlerinin gerçekçi ve canlı olabilmesi, izleyiciyi etkileyebilmesi için ne gerekiyorsa yapılırdı. Oyunlarını sürekli olarak kapalı gişe oynayan Globe tiyatrosunun izleyici kapasitesi üç bin kişilikti. Yapının dış cephesine Shakespeare’a ait olan şu sözler, Latince yazılmıştı;
 
*TOTUS MUNDUS AGIT HISTORIONEM*
 
Yani, Tüm Dünya Bir Sahnedir. Bu deyiş onun ‘As You Like It’ (Nasıl İsterseniz Öyle) adlı oyunundandır. Şöyle der:
 
All the world is a stage,
And all the men and the women merely players;
They have their exits and entrances:
And one man in his time plays many parts
 
(Tüm dünya bir sahnedir,
Tüm insanlar da oyuncu;
 Bu sahneye girerler, çıkarlar,
 Ve her biri yaşadıkça birçok rollerde oynarlar.)
 
 
Globe Tiyatrosu'nda oynanan oyunlarından elde ettiği servet giderek katlanınca, Shakespeare artık aktif aktörlükten ayrılmaya karar verdi. Londra’da ve memleketi Avon’da büyük ve lüks malikâneler almış, vaktini buralarda geçiriyordu. Belki de yeni eserler tasarlıyor ve yazıyor, bu arada onların basımı işleriyle de uğraşıyordu.
 
 
Kendisinin oyuncu kadrosunda bulunmadığı, ‘8. Henry’ adlı oyununun Globe Tiyatrosu’nda ilk kez sahnelenişi sırasında, hiç akıllarına gelmeyecek bir olay oldu. Tarih 29 Haziran 1613 idi. Oyunun daha etkileyici olması için aktörlerden birisinin önerisine, sesleme olarak küçük bir topun patlatılması fikrine hepsi olumlu bakmıştı. İşte bu topun oyun sırasında patlatılmasıyla aniden alev alan çatı, kısa bir sürede tüm ahşap yapıyı tutuşturmuştu.
 
 
Globe Tiyatrosu çok kısa bir sürede yanarak kül oldu. Olay esnasında büyük bir panik çıkmıştı. İnsanlar kendilerini bir an önce dışarı atmak için korku ve telaş içinde koşuyordu. Böyle bir tehlike akıllara gelmemiş olduğundan hiçbir önlem alınmamıştı. Ölen ve yaralananlara ait bugün herhangi bir bilgi mevcut değildir.  Fakat olayın bir sabotaj olabileceği olasılığı da o zamanlar düşünülmüştü. İşte böylece yılların emeği, birikimi, tecrübesi, hatırası, hepsi birden yok olmuştu. Bu korkunç olay William Shakespeare için büyük bir yıkımdı.
 
 
Bir süre sonra 1614’de, aynı yerde yine yapıldı Globe Tiyatrosu. Büyük gayret ve zahmetlerle kısa sayılacak bir sürede oyunlara tekrar başlandı. Ama artık William Shakespeare’in keyfi kaçmıştı. Pek bir şey yazmıyordu. Aslında bütün büyük eserlerini o zamana kadar vermişti. Bu kadarı da, ancak bir dâhinin yapabileceği bir şeydi.
 
 
1616 yılında William Shakespeare, 52 yaşında hayata veda etti. Vaftiz edildiği kilisede yapılan törenden sonra toprağa verilmiştir. Ardında bıraktığı maddi servet ailesine kalırken, insanlık tarihine bıraktığı muazzam servet ise ölümsüzlüğe ulaştı.
 
 
Yeni Globe Tiyatrosu 1642 yılına kadar faaliyetine devam etti. Bu tarihte İngiltere’de önemli siyasi değişimler yaşanıyordu. Parlamentoda gerici fanatiklerin ağırlığı her geçen gün biraz daha artıyordu. Bunlar Krala karşılardı ama kendileri kraldan daha gerici, dinci gruplardı. Her toplantılarına ilahilerle başlıyorlardı. Tiyatro ve sanata da tümden karşıydılar.
 
 
Bir süre sonra liderleri Oliver Cromwell kralı devirerek iktidara geldi. Artık dincilik her yere hâkim olmuştu. Tüm tiyatrolar ve gösteriler yasaklandı. Globe Tiyatrosu da tabii hemen kapatıldı, faaliyetleri iptal edildi. Fanatikler yeni kıyafet yasaları çıkardılar, fantezi, renkli, açık ve ince giysiler yasaklandı. Ülke karanlıklara gömülmüştü. Bu hareketin etkileri çok uzun yıllar devam ettiği için Globe Tiyatrosu bir daha açılamadı. İki yıl sonra da 1644’de tamamen yıkıldı. Yapı malzemelerine de dinciler el koydu. Amaçları bundan bir apartman yaparak satmaktı. Bir süre sonra gericiler yeni bir kral adayı ile anlaştılar ve yasaklar biraz gevşedi. Ancak Globe Tiyatrosunu tekrar canlandırabilecek kimse kalmamıştı.
 
 
Tiyatro gericiler tarafından yıkılmasaydı, faaliyetini 1666 yılına kadar devam ettirebilecek, ama o yıl çıkan büyük Londra yangını onu kül edecekti. 1666 yılındaki feci yangından sonra çatılara bitkisel kaplama malzemesi konulması yasaklandı. Bu yasak 1994 yılına kadar devam etmiştir.
 
 
1994 yılında Yeni bir Globe Tiyatrosu kurmak için girişimler başlatıldı. 1666 yılında konan bitkisel tavan malzemesi yasağı da o yıl kalktığına göre, yeni bir yapı yapmamak için bir neden yoktu! Üç yıl içinde inşaat bitirilerek tiyatro açıldı. Açılışı kraliçe Elizabeth yaptı. Tiyatro’nun yeri, eskisinin 200 metre uzağında kalmıştır. 1989 yılına kadar konumu tam olarak bilinemeyen eski Globe Tiyatrosunun kesin konumu için tahminler yürütülürken, o yıl başka bir amaçla yapılan bir temel kazısında eski yapının temel kalıntıları bulundu. Bu kalıntı, Globe Tiyatrosunun temelinin ufak bir parçasıydı. Ama tam buraya yeni bir tiyatro yapılamadığı için, yenisi eskisinin 200 metre kadar uzağında kalmıştı.
 
 
Globe Tiyatrosunun temelleri yapılan kazılarda bulunup çıkarılmış olsa da, büyük Shakespeare’in mezarına hiçbir zaman dokunulamaz. Üstat bunu ölmeden önce yazmış olduğu, şimdi de mezar taşında yazılı bulunan dörtlük sayesinde garantiye almış görünüyor;
 
Tanrı aşkına sayın arkadaşım;
Buraya gömülü tozları eşeleme sakın,
Allah razı olsun, bu kemiklere dokunmayandan,
Onları yerinden oynatana lanetler olsun!
 
 
 
Levent Özübek
(Telgrafhane.org)