Şair dediğin paratonerden başka nedir ki? / Ahmet Yıldız

Şair dediğin paratonerden başka nedir ki? / Ahmet Yıldız

17 Şubat 2018 - 1701 kez okundu.



 

 Ferruh Tunç'un önceki kitabı Tunç Ayna (Sözcükler y., 2012) hakkında yazdığım yazıda kitabı, “Doksanlarda egemenlik kuran ve iki binlerin ortalarına dek süren ¦bizce¦ çökmüş bir şiir anlayışına bir reddiye” diye değerlendirmiştim. 

Bir Cümle Olmaya Geldim (Everest y., Ekim 2017) adlı son şiir kitabı ise, ¦alçakgönüllü davranmayıp¦ “iyi” şiir okumanın en çok Türkçe'yi yaratmış ve Türkçe konuşan bu müthiş halkın hakkı olduğunu dayatıyor.  “İyi”  dediğimiz, gerçek (özgün) şiirin sevileceğini kanıtlıyor. Kitap “şiir kitabı satılmıyor” inancını yerle bir ederek bir ay içinde ikinci baskısını yaptı çünkü.

Ferruh Tunç (d. 1958) daha çok şiirlerini dergilerde yayınlamayı seven bir şair. 1990’dan sonra Adam Sanat, Broy, Yeni Biçem, Edebiyat ve Eleştiri, Varoş, Papirüs, Varlık gibi dergilerde yayınladı. İlk kitabı Şehrin Eski Yolcusu 1995’te yayınlandı. (37 yaş Türkiye’de bir şair için oldukça geç.)

İkinci kitabı Melez Zamanlar ise (Sözcükler y. 2010) tam on beş yıl sonra, üçüncü kitabı Tunç Ayna (Sözcükler y. 2012) iki yıl sonra ve son kitabı Bir Cümle Olmaya Geldim,  2017’de yayınlandı.

2010 yılında yayımlanan Melez Zamanlar adlı kitabıyla 2011 Necatigil Şiir Ödülü ve Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü'nü kazandı. 2012 yılında yayımlanan Tunç Ayna adlı kitabıyla da 2012 Behçet Aysan Şiir Ödülü'ne değer görüldü.

Görüldüğü gibi 90’lı yıllar ve iki binli yıllardaki 10 yıllık süre şair için “sıkıntılı” yıllar olarak geçmiş. Fala bakmak değil bu; her şair (yazar) kitap yayınlamak ister ama öyle “zamanlar” vardır ki yalnızca “melez” değil iyi olan her şeyin buharlaştığı, ölçüm cihazlarının kaldırıldığı, dolaysıyla şairin, “biricik” değeri olan şiirlerinin araya kaynamasından, kirlenmesinden korktuğu olur.

Neoliberal kuşatmayla birlikte edebiyat ortamımızın hızla yeniden şekillendirildiği şair olamayacakların şair yazar olamayacakların yazar yapıldığı bir karanlık tünele girdiğimiz yıllar olan 1985 – 2010 arası, aynı zamanda gerçek şair ve yazarların sindirildiği yıllar oldu.

Sindirildi derken sanat ve edebiyat için pek hoş olmayan bir sözcük; şiiri şairi kimse zapt edemez. Etik olarak bu böyle, üstelik şairler çağlar boyu kanıyla canıyla bedel ödeyerek ne kadar çetin ceviz olduklarını defalarca kanıtladı.

Ne var ki emperyalist çağ bir başka çağ. Hükümranlığını sağlayan araçların yarısı bombaları, uçak gemileri, füzeleri, son model silahlarıysa yarısı da insanların beynine hükmeden basın yayın ortamı ve elbette insan tekini kutsal kitaplardaki sözcükler kadar etkileyen sanat edebiyat “araç”ları ne yazık ki.

SSCB, Polonya, “Doğu Bloku” ülkelerinin çöküşü, tek kurşun atılmadan nasıl başarıldı sanırsınız? Çekoslovakya’yı Çek ve Slovak olarak kabak gibi ikiye ayıran kişi Cumhurbaşkanlığına getirilen ünlü yazar Vaclav Havel’di. 2011’de ölümü yaklaşınca ancak anlamaya başlamıştı nasıl kullanıldığını. Milan Kundera’nın bu çöküşü hızlandıran en önemli motor güç olduğunu söylüyor eleştirmenler.

Ülkemizdeki durumu tartışmak çok daha uzun bir çalışmayı gerektirecek ayrı konu. Ferruh Tunç gibi bir şaire sahip ülke eğer Ferruh Tunç’a 15 yıl kitap yayınlatmayı sağlayamıyorsa, orada bir sorun var demektir.  Kim bilir nice Ferruh Tunç’lar daha başlarını çıkaramadan "liberal edebiyat faşizmi" tarafından bezdirildi, ezildi. Ancak Ferruh Tunç ne bir nihilizme, ne postmodern değerbilmezliğin baskısına yenildi; kendine inancı ve bunun yanında şiire inancı eksilmedi. Bir söyleşisinde “Gurur duyduğumuz bir Türk şiir geleneğimiz var” derken bu güveni ve sorumluluğu vurgulamak istiyordu. Melez Zamanlar'ı yazarken de bu dönemi tanımlayan ¦belki de¦ bir pasif direnişti.

SON İKİ KİTAP

İlgisiz gibi görünen bu uzun girişi yazmamın nedeni Ferruh Tunç’un özellikle son iki kitabıyla bu karanlığı delip geçtiği, bize şiirin tertemiz gökyüzüne açılan penceresini açtığına inandığım içindir. İşte devrimci şiir budur; devrimci işlevi bir kan gibi yayılacaktır ölü hücrelere kısa zamanda. Şiirin düzeyini yukarı çekmiştir. Bu düzeyin altında kalanlar, kendi bilir!

Tunç Ayna'da, tarihsel uzamıyla, Anadolu içindeki son durağına dek (acaba gerçekten burası son durak mı?) “Türkler”in, içinde bulunduğu konum hakkında günahlarıyla sevaplarıyla ilgili, çok önemli şiirler bulunuyordu.
 

Bir Cümle Olmaya Geldim daha çok kültürümüzün etkilendiği etkileşimde bulunduğu coğrafyalara yapılmış gezilerden çıkmış şiirler. Tunç Ayna şairin deyişiyle “geriye doğru yolculukların” ağırlıkta olduğu şiirleri barındırıyordu. Bir Cümle Olmaya Geldim ileriye doğru yolculuklarla geridekinin geçişliliğini deneyimleyen şiirlerden oluşuyor. Şunu asla unutmayalım: Tarih bilgisi şairler için olmazsa olmazdır. Tarih bilgisi “analiz” yapma yeteneğimizi geliştirir. Şairler iyi analizci olmak zorundadırlar.

Ferruh Tunç, şiir anlayışını açıklarken bu bilinçle, “Geçmişin ya da oraya ait olan kültürel mirasın, geleceğimizde görmek istediğimiz; daha adil, daha özgür ve gönençli bir dünya ve insanlık mücadelesi önünde (bunu ağırlıklı olarak soğuk savaş döneminde gördük) kalıcı bir engel olarak araçsallaştırılmış olmasına karşı çıktım.” demektedir.

Melez Zamanlar’daki şiirler, egemen  “postmodern estetik” dayatmanın insanda yarattığı zihin parçalanmasına, bu parçalanmanın eksenlerinden “geçmiş” ve “gelecek” arasında yaratılan suni yarılmayı tamire yönelikti daha çok.

Tunç, söz ettiğimiz ölü zamanlara itirazını, “Dün-bugün duyarlığının hangi ucunda olursak olalım, bugün ve dün arasında daha etkileşimli, daha geniş, böylece kendi zamanını daha iyi kavramış bir ‘biz’ oluşturma gereğine ¦ve olanağına¦ inancımı tazelemeye çalıştım.” diyerek açıklamaktadır.

“Bana göre geçmiş üzerinden kavga edilecek değil, birleşilecek ortak varlığımızdır. Geçmişteki kavgalarımız için de doğrudur bu. Geçmişi salt tarihe ve/veya siyasaya bıraktığımızda onu hakkıyla bugünle ilişkilendirme olanaklarımızın daraldığını gözlemliyoruz.

Sanat ya da estetik bakış bu sakıncayı ortadan kaldırabilir; tıpkı bu günü ele alışımız gibi, geçmişteki hayatımızı da reklamın, propagandanın ve vaazın işlevselleştirmesinden, uydulaştırmasından, parçalanmasından kurtarabilir.”

Görüldüğü gibi her üç kitabında da zamanının getirdiği kötülüklere karşı bir şair olarak sorumluluğunu yerine getirmekte, “şair” sorumluluğunu bilmektedir.  

 

“BİR CÜMLE OLMAYA GELDİM”

Kitap epi topu 104 sayfa ancak giriş niyetine şairin şairliğini anlattığı “Hipotez” adlı şiiri de sayarsak tam 73 şiir var. Hemen hemen her sayfaya bir şiir düşmüş. Hepsi “bir cümle”lik şiir değil ama “Uzun Hava” ve “Uzun Yol” bölümlerini saymazsak iki dizelik (cümlelik!) şiirler çok.

Şair, kitabı “Flamenko”, “Fado”, “Uzun Hava”, “Ya-Leyl!”, “Uzun Gölge”, “Gezinti”, “Kayıtlar”, “Mecaz Değil” bölümleri altında toplamış. Bölüm başlıkları önemli çünkü Ferruh Tunç’un her şiiri başlığıyla birlikte okunmalı. Şiir adının önemi, bu kural aslında her edebiyat yapıtı için geçerli. Ne var ki şiir adları uzun süredir umursanmıyor. Son zamanlarda şiirin adıyla şiirin bu denli bütünleştiği, birbirini tamamladığı şiirleri ilk kez okuyorum. Hatta geleneksel alışkanlıkla başlığı şöyle bir okuyup hatta okumayıp şiire daldığımda mecbur başlığa geri dönüyorum; o eksiklik hissediliyor.

Şair Fado memleketini geziyor ama aklı fikri kendi kültüründe. İkisi arasında kendisini arıyor şair. Daha ilk sayfalarda,

“Onar(ıl)dıkça aslını yitirdik./Tarifsiz bir dün taklidi ve/Taslak bir şimdiyiz şimdi!” (Restorasyon s.17)

“Resimle tarihten, resimli tarihe geçtiler/Sonra, resmi tarihte karar kıldılar.” (Gelişme s.18)

“Eski bir minare mi yeni bir çan kulesi mi şu karşımdaki?/Eski bir çan kulesi mi yeni bir minare mi şu karşımdaki?” (Mekik s.19) gibi şiirlerle bu hesaplaşma, şairin şimdiki derdi anlaşılıyor. Hep bir dert, anlama, anladığını aktarma, anlayamadığını sorma şiiri Ferruh Tunç’un şiiri. Çağımızda-çevremizde insana ait ne kadar öne çıkarılmayı, anlaşılmayı, aktarılmayı bekleyen sorun, özellik, farklılık varsa Ferruh Tunç bir paratoner gibi kendisine çekiyor. Zaten bir şair dediğin paratonerden başka nedir ki? Yıldırımların, şimşeklerin ruhunda dans ettiği adamdır şair.

Yunus Emre’nin sazla sözle söylediğini, Melih Cevdet Anday’ın şiirlerle söylediğini devam ettiriyor Ferruh Tunç. Dönüp dolaşıp yine kendi öz yurduna geliyor. Fado’dan Fedo’dan sonra döndüğü yer “Uzun Hava”.

"Artık, defnenin balığa yakıştığı yerlerde dolaşıyorum
O yüksek yaylalardan sürerek gelmiş olsam da atımı."
(Düzde s. 69)

Ferruh Tunç’un Bir Cümle Olmaya Geldim adlı kitabındaki şiirler bir yontucunun yeni bitirdiği şaheseri gibi, bir felsefecinin çook uzun düşünüp son biçimini verdiği yeni düşünceleri gibi elmas kıymetinde şiirler.

Ferruh Tunç en verimli dönemini geçiriyor. Belki de yazmak/yaşamak sarmalında emeklilik bir işe yarıyor.

Ahmet Yıldız

GERCEKEDEBİYAT.COM

KİTABI EDİNMEK İÇİN.

..