Prof. Kurtuluş Kayalı'dan liberal sola sert eleştiriler

Prof. Kurtuluş Kayalı'dan liberal sola sert eleştiriler

08 Ekim 2018 - 1167 kez okundu.


Ankara'da Kitapça Kafe'de salona sığmayan kalabalığa konuşan Prof. Kurtuluş Kayalı günümüz kültür ortamına sert eleştiriler getirdi.

Telakki Sosyal Bilimler Platformu'nca düzenlenen konuşmanın başlığı "Türkiye'de Sosyal Bilimler Yapmanın Farkında Olmak"tı.

İlgiyle izlenen ve tartışmalarla süren konuşmadan not aldığımız noktalar şöyle:



- 1960'larda "azgelişmişlik" üzerine tartışmalar vardı: "Bütün azgelişmiş ülkeler aynı mıdır? Türkiye farklı değil mi?" diye. Demokrasiye en açık ülkedir. Tarihsel bir geçmişi vardır vs.

- Türkiye'nin aynılığı üzerine yaklaşımlarla Türkiye'nin farklılığı üzerine yaklaşımlar…

- Bu toplum bir Doğu toplumu. Bir İmparatorluk devamı. Batı'dan farklı...

- Türkiye'de sosyal bilimler yapanlar Türkiye'yi tanımada sorunlar yaşıyordu.

- Türkiye'de siyaset maalesef düşünceyi belirliyor.

- Eskiden yurt dışına giden aydınların aklı yurt içinde olurdu, şimdi yurt içinde olanların aklı yurt dışında!

- O insanların bir derdi vardı: Türkiye'yi anlamak. Doğan Avcıoğlu ben Fransızlar hakkında her şeyi biliyorum ama Türkler hakkında hiçbir şey diyordu.

- O dönemde yaşayanlar bugünleri görseydi imkanı yok inanamazdı.

- Edebiyatta da böyleydi. Örneğin Kemal Tahir'de önemli olan toplumdu ama İhsan Oktay Anar'da ferttir. Anar'ın metinleri başka bir dünyada da okunabilir.

- Tanıl Bora sanırım cereyan çarpmış ki Cereyanlar kitabında Kemal Tahir'den tek sözcük etmemiş.

- Kemal Tahir, bu memleketin temel sorunu yerli olamama sorunudur dedi. CHP'yi , Türkçüleri, İslamcıları yerli değil diye eleştiriyordu.

- 60'lı yıllardaki entelektüeller 40'lı yıllardakilerden geri, 80'de ise bariz bir biçimde bitiyor.

Hikmet Kıvılcımlı Türklerin tarihinin özgünlüğünü anlatmaya çalıştı örneğin. 80'den sonra kendimizi tanımayı yabancılara ihale ettik; Faroz Ahmetler filan…

- Bugün iyi dil biliyorlar ama metin yazanlar neyi yazdıklarının kendileri bile farkında değil.

- 28 Şubat'ın YÖK'ü ile bugünün YÖK'ü arasında bir fark yok: İkisi de yabancı dilde eğitim ve makale yayınlamayı savunuyor.

Birikim 1975'te ilk sayısını yayınladı. Belge Batı'dan aktarma yapacaklarını ilan etti. Toplum ve Bilim 1978'de. Mete Tunçay beni geçmiş ilgilendirmez dedi. Kafaları ciddi olarak karışıktı.

- Eskiden insanların bu toplumla derdi vardı. Şimdi tüm dert İngilizce metin üretmek.

- Birkaç yayınevi her şeyi belirliyor. Türkiye'den soyutlanmış yerli yazarların metinleri yayınlanıyor hep. Türkiye somutuna değinen hiç bir yanları yok.

- Siyasete eleştirel bakmayan sosyal bilim bilim olmaz.

- Liberal sol eski solcuları milliyetçi, şimdiki İslamcılar eski İslamcıları milliyetçi buluyor.


(Çağrı metnindeki özet: Konuşmacı: Kurtuluş Kayalı.
Batı ve Doğu düşünce hayatını kapsamlı bir şekilde ve önyargısız öğrenme, özümleme ve aşma çabalarının hiç birine gerek yoktur şeklinde bir anlayış vardır. Farklılık üzerinde durulmadığı gibi Batı ve Doğu düşüncesine yönelik bir direnç de söz konusu değildir. Bu tarz zihniyette bölünme düşünsel olarak farklı odaklar arasında değildir. Değişik düşünsel odaklarda Batı ve Doğu düşüncesinin bir koluna direnç gösterenler de vardır, teslim olanlar da. Bu nedenle Türk düşünce hayatında özellikle siyasal, düşünsel tercihleri aşan bir farklılaşma vardır. Hakikaten sözü edilen yönelimin bir tarafında olanların Türkiye’nin özgünlüğü, yapısının, kültürünün özgünlüğü gibi bir düşünceleri yoktur. Nitekim bu tarz bir düşüncenin Türkiye’nin bugünkü ortamında şiddetli bir şekilde eleştirildiği görülmektedir. Söz konusu eleştirinin ana noktaları özcülük, milliyetçilik ve oryantalizm olarak tezahür etmektedir. Dolayısıyla Türk düşünce birikimi başından itibaren, hadi bu son yüzyıla indirgenerek değerlendirilirse bütünüyle milliyetçi ve oryantalist olarak nitelenmektedir. Bunların yanında bir de muhafazakarlık nitelemesi yapılmaktadır. Özgünlük meselesi toplumsal yapı bağlamında 1960’lı yılların ortalarında yeterince geniş sayılabilecek bir şekilde tartışılmıştı. Ancak her konuda olduğu gibi bu tartışmanın da bir tarafında yoğunlaşılmıştır. Hadi meselenin maddi yanları konusunda benzerlik tercihini kaldırmak bir ölçüde su kaldırsa da kültür alanında özgünlük savunusunun eleştirisi anlaşılabilir bir durum değildir. Bu durum kültürün anlaşılmasının farklılaşmasını beraberinde getirmektedir. 1940’lı, 1950’li yıllardaki kültür tanımlaması ile günümüzün kültür tanımlaması farklıdır. Kültür konusunda muhafazakarlık/modernlik anlayışları bazı durumları niteleme konusunda bariz olarak farklılaşmıştır. Meselenin belki de en anlaşılabilir noktasını sanat alanında yakalamak mümkündür. Özellikle edebiyat metinlerinde ve sinema filmlerinde. Bunlarda benzerliği savunma konusunda iki husus bariz bir biçimde ön plana geçti. Bunlardan biri metinlerarasılık ikincisi de bariz bir biçimde Batı için yazmak ve festivaller için film yapmak. Bundan önce Batılı metinlerden esinlenmek bile intihal olarak nitelenirken bugün çok benzer metin üretmek dahi olağan sayılıyor. Daha ötesinde batı dillerinde ağırlıklı olarak da İngilizce metinler yayınlanıyor. Zaten Nobel ödülü metinlerinin çevirisi okunarak veriliyor. Bunun yanında Türkiye’de tarihinin hiçbir döneminde olmadığı ölçüde ağırlıklı olarak İngilizce bir literatür oluştu. Belki de Batılılaşmanın en uç noktasında bulunuyoruz. Belki de Türk aydınının en büyük talihsizliği uzun yaşamak. Uzun yaşamak ve dönemin kültürel iktidarının tercihlerine uyum sağlamak aydının düşünsel iktidarını hepten yaralıyor. Farklılık, özgünlük savunulmasını eleştirmekten öte aşağılamak bir yaygın eğilim olarak beliriyor. Sözü edilen özgünlük savunusunun zamanın siyasi tercihine uyum sağlamak için vurgulandığı düşüncesi yaratılmak isteniyor. Sanki Kemal Tahir bir yarım yüzyıl önce bile isteye bugünün iktidarına, onun siyasal tercihlerine uygun bir yorum yapmış gibi düşünülüyor.)

GERCEKEDEBİYAT.COM