Özdemir İnce'nin Uluslararası Nazım Hikmet Günleri'nde yaptığı konuşmanın tam metni

11 Mayıs 2017 - 2953 kez okundu.

Özdemir İnce'nin Uluslararası Nazım Hikmet Günleri'nde yaptığı konuşmanın tam metni
Şimdi, burada, adına yapılan uluslararası şiir festivalinin açılış töreninde, “büyük” Nâzım Hikmet’e saygı sunmaya değer görülen bir şair sıfatıyla söz almış bulunmaktayım. Ve özel bilgi ve tanıklıklara dayalı bir konuşma yapacağım.

Yirmi yıla yakın Fas hapishanelerinde yatmış olan büyük şair Abdellatif Laâbi Nâzım Hikmet’in şiirlerinin Arapçaya çevrilmesinin, Arap ülkeleri şiirleri için bir değişim ve dönüşüm ateşleyicisi olduğunu söyler.

Oysa bizim 70 ve 80’lerin devrimci slogancı şairlerimiz, Nâzım’ı atlayarak Filistin’in direniş şairlerinin peşinden  gitmişti.

Genç sayılacak bir yaşta ölen sıra dışı Fransız şair André Laude da “Comme une blessure rapprochée du soleil”[i]  adlı seçme şiirlerine yazdığı kapsamlı önsözde şiirinin oluşturucuları arasında Nâzım Hikmet’i de anar ve “Onu komünizmle etiketlemişlerdi ama  onun bağlanması her türlü engeli aşmıştı” der.

Onun  bağlanması içinde ozanın yittiği bir hapishane değildi, içinde ozanın görünüp var olduğu saydam bir bağlanma idi.

Nâzım’ın adının anıldığı yerde akla hemen Pablo Neruda, Nicolas Guillen, Rafael Alberti, Yannis Ritsos, Miguel Hernandez ve şaşırtıcı bir şekilde Antonin Artaud da geliyor. Futbolca söyleyecek olursak,  yirminci yüzyıl şiirinin, Real Madrid’i ya da Barcelona’sı… Ya da bir takımyıldız.

Geçen hafta EUROPE dergisinin yöneticisi şair Jean-Baptisse Para ile Nâzım Hikmet hakkında konuşuyorduk.  Bana iki şey anlattı: Ağır mahkumların yattığı bir hapishanede şiir okuma terapisi programları varmış ve en çok okunan şairlerin başında Nâzım Hikmet geliyormuş. Bir gün sokakta bir kalp sıkışıklığı hissetmiş ve hemen Nâzım’ın Anjina Pektoris adlı şiirini hatırlamış, bir taksiye atlayıp en yakın  hastaneye gitmiş. Tahmini doğru çıkmış ve kendisini hemen ameliyata almışlar. “Ezbere bildiğim o şiir hayatımı kurtardı” dedi. Önemli bir Fransız şair Nâzım'ın şiirini ezbere biliyor. Çağımız şiirinin süper liginde yer alan şairlerinden önem verdikleri on şair adı vermelerini  isteyin, on şairden biri mutlaka Nâzım Hikmet’tir.

Neden?

Çünkü şiire 1920’lerde evrensel şiirin bulunduğu düzeyden, o noktadan başladı, diktiği telefon direğini ona bağladı ve ölünceye kadar her zaman önü açık bir şiir yazdı. Şu anda o direğe bağlanıp evrensel şiir akımını almak ve ona bağlanmak mümkün. Yahya Kemal için, Necip Fazıl için böyle bir şey mümkün değil, ama Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatiğil ve Melih Cevdet Anday için de mümkün. Dünyanın her hangi bir dilinde yazan şairler bu şairlere telefon ettikleri zaman cevap alabilirler. Evrensel şiir budur işte: Dini, imanı, ırkı ve etnisitesi yoktur; sadece dili vardır ve o dil başka dillere tercüme  edilebilir.

İkinci Yeni zamanında anlamsız şiir yazdığı ilan ve iddia edilen Ezra Pound Okumanın ABC’si [ii] adlı kuramsal kitabında  “Edebiyat, anlamla yüklü dil yetisidir. Büyük edebiyat en yalın anlamda, mümkün olan en yüksek (yoğun) düzeyde, anlamla yüklü dil yetisidir.” der. “Dilyetisi” yani “langage”. Şiir  kargaşa yaratmak için gelip kelimeye dayanmamıştır, anlamlı bir anlam yaratmak için kelimeye dayanmıştır yani yararlanmıştır.

Türk şiirinin başına gelen en büyük felaket, hiza ve istikametine Nâzım Hikmet’ten bakamamak olmuştur.

Nâzım Hikmet’in  30’ların sonundan 1951’e kadar hapiste olması, daha sonra da taa 70’lere kadar büyük ölçüde sakıncalı kalması onun şiirini devre dışında bıraktı. Garip Şiiri, Divan ve Yahya Kemâl şiiri ile Hececi şairlere karşı bir harekettir. İkinci Yeni de Garip Şiiri’ne karşıdır. 1940 ve 50’lerin "Devrimci" denen şairleri de Nâzım Hikmet’teki ballı çiçeği bulamamıştır.  Daha önce adını andığım 70 ve 80’li yılların şairleri de Filistin şairleri üzerinden Nâzım’a ulaşamamıştır. Şu anda, büyük ölçüde evrensel şiirin dışında, İkinci Yeni’den yararlanan amorf bir şiir yazılmaktadır Türkiye’de: Telefonu kesik, kısa devre yapmış ve ortaya yığdığı yapı malzemesinden ŞİİR üretemeyen bir şiir.

Oysa önünde, Nâzım Hikmet’in ucu, biçim ve öz olarak açık şiiri duruyor. Nâzım Hikmet’in  başta Jokond ile Sİ-YA-U, Memleketimden İnsan Manzaraları, Şeyh Bedreddin Destanı, Taranta Babu’ya Mektuplar, Benerci Kendini Niçin Öldürdü ve o muhteşem “Samansarısı” olmak üzere bütün  şiirleri biçim ve öz olarak bütün dünyaya mesaj gönderen şiirlerdir. Şu anda Ezra Pound’un KANTOLAR’ından çok daha zengin ve evrensel bir şiirdir.

İkinci Yeni evrensel ve özgün bir şiir olmadığı gibi Türk şiirinin bir çıkmaz sokağıdır. Bu iddiamı doğru ve gerçekçi bulmayanlar İkinci Yeni’yi evrensel şiirin borsasına çıkartabilirler.

Nâzım, şair olarak yardım sever bir şairdi, çok alçakgönüllüydü: Andrei Voznezenski, Viktor Sosnora, Yevgeni Yevtuşenko ve Gennadi Aygi, Nâzım’ın kendilerine her türlü maddi ve manevi yardımda bulunduğunu bana söylemişlerdir. Ataol Behraoğlu’nun Sorbonne’daki doktora hocası, ortak dostumuz, büyük şiir çevirmeni ve çeviri kuramcısı Léon Robel, Gennadi Aygi hakkında yazdığı kitapta  söyler: “Büyük Türk şairi Nazım Hikmet, Polonya’da verdiği bir şiir resitalinde, Sovyet şiirinde yenilik bulunmadığı iddisına karşı Gennadi Aygi’nin adını vermiş ve ondan şiir okumuştur.” [iii] Nazım bunu yaptığı sırada Gennadi Aygi yasaklı idi ve şiirleri yayınlanamıyordu.

Yannis Ritsos da Prag radyosunda yayınlanan bir röportaj[iv] sırasında, Nâzım’ın “Önce Ritsos’tan başlayın, o hem benden genç, hem benden büyük bir şairdir” dediğini anlatmıştı bana. Ve  “Üstelik o sıralar bu kadar ünlü değildim” diye de eklemişti.



Ve bitirirken şu önemli hususu belirtmek zorundayım: Nâzım, tadını çıkara çıkara Cumhuriyet’i yaşayamamasına karşın tam anlamıyla bir cumhuriyetçi idi. Cumhuriyet devrimcisi idi ve elbette her zaman saf bir Komünist idi. Bunu unutmayalım. Unutulmasını istemediğim için Cumhuriyet’in Şairi Nâzım Hikmet, Cumhuriyetsiz Şair Necip Fazıl'ı [v]  yazdım.

Dinlediğiniz için teşekkür eder, hepinizi  saygı ile selamlarım!



[i] Editions La Pensée Sauvage, 1979
[ii] ABC of Reading, Faber and Faber
[iii] Léon Robel, Aïgui,  Ed.Seghers “Poètes d’Aujourdhui”, 1993. S.33
[iv] Bu röportaj Ataol Behramoğlu’nun çevirisiyle SÖZCÜKLER dergisinin mayıs-haziran 2017 sayısında yayınlandı.
[v] Eksik Parça Yayınları 2017.


ÖZDEMİR İNCE
5 Mayıs 2017