Onlar O “azim ve karar”la “vatan dediler” / Tahsin Şimşek

Onlar O “azim ve karar”la “vatan dediler” / Tahsin Şimşek

29 Eylül 2018 - 2535 kez okundu.

Apaydın’ı 28 Eylül 2014’te yitirdik: anısına saygıyla.”

 

Her konu, yeni kapılar açar, yeni sorular sordurur bize; anımsamayla, çağrıştırımla, okumayla...

Savaş ve Kültür” konusunun bana açtığı ilk kapı, “Kurtuluş Savaşı”mızdır. Sordurduğu ilk soruysa “Kurtuluş Savaşı’mız kültürümüze, edebiyatımıza; romanımıza, şiirimize nasıl yansıdı?”

Bu sorunun eşliğinde “Kurtuluş Savaşı Romanları” adlı yazımı, bir kez daha gözden geçirdim. Bu yazım, 1 Kasım 2003’te Cumhuriyet’te yayımlanmıştı. Sonra “Mustafa Kemal Sınavı” adlı yapıtımda yer aldı. Yazımı, dileyen  “Telgrafhane Sanat” adlı bilgisunar (internet) sitesinde bulup okuyabilir (28 Mart 2017).

Saptayabildiğim ve bu yazımın sonuna eklediğim 87 Kurtuluş Savaşı romanından üçü, Talip Apaydın’ın: Toz Duman İçinde (1974), Vatan Dediler (1981), Köylüler (1991). Ben bu üç yapıtı, Samim Kocagöz’ünkülerle listenin başına almıştım. Listelemedeki ölçütüm, nesnellik, sanatsal yetkinlik, sürükleyicilik, savaşın özüne uygunluk ve bağlılıktı...  Kocagöz için Aydınlı, Apaydın için öğretmen ve köylü olmam, ne denli etkili oldu, onu pek kestirebilmiş değilim.

Savaş ve Kültür” bağlamında, Amasya’daki bir sempozyum için, bu romanları seçmemin bir başka nedeni daha var. Bu romanların, Amasya’da yazılmış olması. Her Amasyalı salt Yeşilırmak’ı değil, burada akan o debisi yüksek Apaydın mürekkebi de bilmelidir. Çünkü Talip Apaydın buradan geçen başka bir Ferhat’tır. Farkında olmak için, Harşena Dağı’na çıkmaya da gerek yok.

Dahası Kurtuluş Savaşı’mızın işaret fişeği Amasya’da atılmıştır. İzmir’in işgalinden otuz yedi gün sonra, 22 Haziran 1919’da. Amasya Genelgesi’nin, ilk üç maddesini gelin, birlikte okuyalım.

1. Madde: Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir.

2- Madde: İstanbul Hükümeti yüklendiği görevi yerine getirememektedir. Bu

durum milletimizi yok saymak anlamına gelmektedir.

3. Madde: Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.


Talip Apaydın Ankara Mithatpaşa Caddesi'nde (Foto: Ahmet Yıldız)

Çoğu romanımızda, Kurtuluş Savaşı kutsanırken “milletin azim ve kararı

görmezden gelinmiş, hele “köylü” tümden yok sayılmıştır. Talip Apaydın’ın romanlarını farklı kılan da köylüdeki o “azim ve karar”ın somutlanmasıdır.

Balkanlar’dan Çanakkale’ye, Sarıkamış’tan Kanal’a bütün cephelerde savaşan asıl güç köylüdür. O güç, hâlâ tükenmemiştir. Kurtuluş Savaşı’nı kazanan da bu güçtür. Oysa bu gücün bütün varlığı, kağnı, çarık , bulgur, ayrandır…  Onca ezilmişliklerine karşın büyük bir direnç de gösterirler. Üç romanın da başkişisi olan Molla Mahmut işte bu gücü simgeler.

Bakın Talip Apaydın bu konuda ne diyor:

Derler ki ‘Köylü Kurtuluş Savaşı’na katılmadı, hatta kaçtı.’” Evet, kaçanlar oldu, ama büyük bir kitle, çoğunluk Mustafa kemal Paşa’ya tam inandı ve vatanı kurtarmak uğruna gönüllü olarak askere yazıldılar. Ve bir insanın dayanabileceği her güçlüğe, her zorluğa katlandılar. Asıl yükü onlar çekti; öldüler, sakat kaldılar. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında, köylü askerlerin çok büyük katkıları oldu. Bunu belirtmek istedim ve dedim ki “Dünyanın hiçbir kurtuluş savaşı halksız yapılamaz. Halk olmadan kurtuluş savaşı olmaz. Türk halkı olduğu için Kurtuluş Savaşı’nı kazandık.{C}[1]

Ancak aydınlarımızın, tarihçilerimizin ve genelde şair ve yazarlarımızın Kurtuluş Savaşı’na bakış açısı bu değil. Doğan Avcıoğlu’ndan Sabahattin Selek’e bu savaş, milliyetçi subay ve aydınların savaşıdır. Bu savaş, tarihçilere ve aydınlara göre “halka rağmen” verilmiş bir milli mücadeledir.

Apaydın’a göre bir “halk savaşı”.

Adnan Binyazar da Apaydın gibi köy enstitülüdür. Onun değerlendirmesi de genel aydın bakışından pek farklı değil. Binyazar: “Talip Apaydın’ın Toz Duman İçinde ve Vatan Dediler adlı romanlarını okuyunca İdris Küçükömer’in “Türkiye Tarihi yeniden yazılacaktır.” yargısına “Kurtuluş Savaşımızın romanı yenden yazılmaya başlanmıştır.” yargısını katmak gereksinimini duydum.” dese de sözünü şöyle sürdürür: “Çünkü Kurtuluş Savaşı’yla ilgili belgeler ve yorumlar Apaydın’ı doğrular yönde değildir.[2]

Özetle bakışlar farklı, değerlendirmeler değişik. Ancak şu da bir gerçek, Talip Apaydın’a göre köylü, ne “Yaban”dır ne de “Sahnenin Dışındakiler”den. Hele “Sırtlan Payı”na suskun o “Yorgun Savaşçı”lardan hiç değil.

Talip Apaydın, yaklaşık on yıl Amasya’da öğretmenlik yapmıştır. Önce Amasya Kız İlköğretmen Okulu’nda (1961-1966), sonra Amasya Lisesi’nde (1966-1970). 15-18 Aralık 1969’daki büyük öğretmen boykotunda Amasya’dadır. O günlerde Amasyalılar, onu TÖS’lü, o solcu bir öğretmen olarak bilirler. Apaydın, Amasya’da evi taşlanan öğretmendir. Çalıştığı okullarda yazarlığını saklayan öğretmendir. Yazar olduğu da bilinseydi, sanırım salt evi taşlanmakla kalmazdı.

Bu romanları besleyen kaynaklardan biri, Amasya Kız İlköğretmen Okulu’nun Uşaklı öğretmeni Günay Özkaya ile onun annesi Ayşe Hala’dır. Ayrıca Talip Apaydın Polatlılıdır, Eskişehir-Çifteler Köy Enstitüsü’nde okumuştur. Coğrafyayı çok iyi tanıması nedeniyle, İnönü Savaşlarıyla Sakarya Meydan Savaşı’nı anlatıldığı bölümlerde olay-mekân bütünleşmesini, coğrafya-köylü asker buluşmasını olağanüstü düzeyde sağlanmıştır.

Her roman kurgudur. Gerçeklerden, anılardan beslenmesi kurguya katkıdır. Ayşe Hala’yı biz romanların karamanı olarak da görüyoruz. Roman kahramanı Molla Mahmut’un anası olarak. Molla Mahmut da Talip Apaydın’ın babasının anlattıklarıyla beslenmiştir kuşkusuz. Talip Apaydın, üvey anasından çektiklerini, Molla Mahmut’un üvey oğlu Selim’de somutlamaktadır; elbette tüm ayrıntısıyla değil.

Şu iki alıntıyı birlikte okursak, bir romanın yaşamdan, yazarın kendisinden nasıl beslendiğini daha iyi görebiliriz.

Birinci alıntı, yazarın yaşamöyküsünden, ikinci Vatan Dediler’den:

“Yemen’de askerken bir gece İngilizlerin baskınına uğramışlar. Gündüz gibi ay ışığında şangur şungur süngü savaşına tutuşmuşlar. Öleni yıkılanı birbirine karışmış. Bu arada iri yarı bir “gavur” babamın ucu süngülü tüfeğini yakalamış, kendi taraflarına doğru çekmeye başlamış. Babam asılmış, o asılmış… Güçlü bir adammış gavur. Babamsa zayıf, ama çekirge gibi canlı. Epeyce uğraşmışlar. O sırada “İbrahim eğil, İbrahim eğil!” diye bir ses duymuş. Bizim Mülazımevvel Talip Bey’in sesi olduğunu anladım diyor. Birden eğilmiş, tak tak bir tabanca sesi. Koca gavur babamın önüne yığılıvermiş. Böylece kurtulmuş ölümden. Süngü savaşı bittikten sonra yaralıları toplamışlar. Babam, tabii önce Mülazımevvel Talip Bey’i aramış. Karnından yaralıymış. Bağırsakları dökülmüş önüne. Toplayıp kucağına almış. Ikılıyarak kesik kesik konuşmuşTalip Bey: “İbrahim, ben kurtulmam, ölürüm. Yaram ağır. Sağ salim dönersen… Bir oğlun olursa, adını Talip koy.” Anlatırken ağlardı. Ben onun “yadigârı” imişim.”[3]

***

“Molla Mahmut bir düşman askeriyle uzun süre boğuştu. Kendisi gibi çevik bir adamdı. Bir türlü alt edemedi. Elinden süngüsünü düşürmüştü ama kendi tüfeğine yapışmıştı. O çekiyor, bu çekiyor, bir türlü kurtaramıyordu. İkisi de soluk soluğa kalmışlardı. Bir ses duydu.

- Mahmut, eğil!

Tanıdık bir sesti, birden eğildi.

- Tak tak!

Bir tabanca sesi. Yunan askeri alnından vuruldu. Yığılıverdi kucağına. Mahmut tüfeği çekip aldı, fırladı geriye.

Teğmen Galip yerdeydi. Elinde tabanca. karnını tutuyordu. Hafifçe gülümsedi. başını salladı. Bir anda olup bitti bunlar. Sonra Mahmut tekrar süngü sallamağa başladı.

(…)

Mahmut diz çökmüş, yüzüne eğilmişti.

- Teğmenim, nasılsın teğmenim?

(…)

Çok zor konuşuyordu

- Mahmut köyüne dönünce…

Evet teğmenim?

Bir oğlun olursa… adını Galip koy Mahmut.” {C}[4]

Evet, bir romanın konusu ne olursa olsun, her yazar, önce kendini, özellikle kendi çocukluğunu anlatır.

Bu arada anımsatmakta yarar var. Vatan Dediler (1981) toplatıldı. Vatan Dediler için TCK’nin o meşhur 142. Madde’sinden dava açıldı. Bir başka deyişle, İnönü’den 9 Eylül’e Kurtuluş Savaşı’nın bütün aşamaları, 142’lik oldu.

Biz, ne yazık ki, önce karalayıp sonra aklamayı seven bir toplumuz.

Şükran Kurdakul’un Talip Apaydın’la ilgili değerlendirmesi şöyledir:  “1957’den sonra kırsal kesim insanlarının doğayla ve toplum güçleriyle ilişkilerini konu alan romanlar yazdı. Öykülerindeyse gözlem gücüne bağlı olarak yalın kuruluşlar içinde büyük etkiler sağlayan başarılı düzeye ulaştı. Çehov öykücülüğünün olanakları içinde insancıl ve derinlemesine olmayı başardı.[5]

Memet Fuat, 1971’de :“Talip Apaydın inceliklerine inerek yansıttığı köy yaşamını veren duyarlıklı öykülerine yenilerini kattı.”; 199’da: “Şiire kırsal gerçeklikleri yaşayarak getiren köy enstitülü şairler arasında ilgileri üzerine çeken parlak bir başlangıç yapmıştı. Açık, aydınlık, içtendi. Ama anlatmadan edemeyeceği gerçeklerin baskısıyla düzyazıyı, özellikle romanı seçmek zorunda kaldı.”[6] saptamalarını yapar. Yapar da Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı romanları üzerine hiçbir şey demez. İşte Türkiye’nin aydın sorununa bir örnek. Kurtuluş Savaşı, zenginin derdi olmadığı gibi aydının da derdi değildir. Parayı sevmek ile yurtseverlik, hiçbir zaman yan yana gelmedi bu ülkede. Talip Apaydın da bu nedenle gözden ıraktır.

Bir yazar hakkında elbette farklı değerlendirmeler olacaktır. O değerlendirmeler kadar yazarın ne dediği de önemlidir. Bakın Talip Apaydın bu üç romanı için ne diyor:

Toz Duman İçinde, Vatan Dediler, Köylüler” Kurtuluş Savaşı’nı anlatan romanlarım. Bu romanlarımda, savaş öncesinden başlayarak, Kurtuluş Savaşı sırasında ve Kurtuluş Savaşı sonrasında Türk köylüsünün, Türk halkının nasıl çalıştığını, nasıl katkılarda bulunduğunu, ne büyük zorluklar içinde, ne büyük fedakârlıklara katlanarak Kurtuluş Savaşı’mızı kazandığımızı anlattım. Dünyanın hiçbir kurtuluş savaşı halksız yapılamaz. Halk olmadan kurtuluş savaşı olmaz. Türk halkı olduğu için Kurutuluş Savaşı’nı kazandık. Bu nedenle Uşak köylerine gittim, birçok köylüyle konuştum.”{C}[7]{C} 

Bu üç romanı bitirdiğimde benim de değerlendirmelerim oldu. İşte birkaç not:

Bu üç yapıtta da “Yaban”ın bakış açısına, “Yorgun Savaşçı”ya bir reddiye söz konusudur. Çünkü Talip Apaydın: “Sanat insanın yanındadır.” diyen bir yazarlardandır.

Kurtuluş Savaşı, her şeyden önce bir emek kavgasıdır, gelecek düşüdür, umuttur.

Kurtuluş Savaşı, aynı zamanda gerçekle yüzleşme, yaşamı sorgulama, insanı yakından tanıma ve bilinçlenme alanıdır. Teğmen Galip, genç subaylar, Bekir Usta bu bilinçlenmenin öncüleridir.

Umut, Kemal Paşa’dır. “Kemal Paşa’yı yalnız bırakmayın.” bu umudun somutlamasıdır; ancak bir kaygıyı da içerir. Düş kırıklığına uğrama kaygısını. Çünkü ağa, eşraf, seçkin her zaman sınıfının adamıdır Eleştirel gerçekçi bir değerlendirmedir bu.

Kuvayı Milliye adına köylüyü kullanan Kocakaşın İbrahim Bey, aslında kendi çıkarını ve ailesini koruma derdindedir.  Hacı Nuri’nin derdi de odur. O, Yunan’la işbirliği yapanlardandır. İkisi de eşraf çıkarcılığına tipik birer örnektir. Çıkarı korumanın nice yolu vardır. Düşmanla işbirliği, tefecilik, din ticareti; hatta Kuvayi Milliye’den yararlanma…

Çerkes Etem, aynı zikzakı cephede sergiler.

Bu üç yapıtla esenlenen, savaş değil, barıştır. “Yurtta barış dünyada barış”, bütün Köy Enstitülü Apaydın’larıın ve benim kuşağımın ülküsüdür.

Talip Apaydın; Nâzım, Yaşar Kemal, Orhan Kemal çizgisinin yazarıdır. 

Apaydın, savsözleri değil, düşünsel eleştiriyi önemser, Talip Apaydın, bunu yaparken ne kendi doğallığından ne de edebiyatın, sözün aradığı doğallıktan ödün verir.

Doğallık, bu üç romanın da en başarılı yanıdır. Kürek ve yaba tutma ile silah ve süngü tutma arasında bir fark göremezsiniz. Abartısız ve yalın anlatım, bu doğallığı en üst düzeye çıkarır.

Abartısız, üç roman da, Kurtuluş Savaşı’mızı anlatan en güzel romanlardandır.

 Kitapları edinmek için...


[1] Özberk Feyziye, Ortakçının Oğlu Talip Apaydın, Kaynak Yayınları 2. Basım 2012 (sayfa 152)

[2] Binyazar Adnan, Türk Romanında Kurtuluş Savaşı Özel Sayısı (Türk Dili, Sayı 298 Temmuz 1976)  Türk Dil Kurumu Yayınları 1976, (sayfa 101)

[3]Apaydın Talip, Hem Öğretmen Hem Yazar – Dahası O Mülazımevvel Talip. Afrodisyas Sanat, Sayı 43, Ocak-Şubat 2014 (Sayfa 22)

[4] Apaydın Talip. Vatan Dediler, Yalçın Yayınları 1981 (Sayfa 305-307)

[5]Kurdakul Şükran, Şair ve Yazarlar Sözlüğü, Gözlem Yayınları

[6]Memet Fuat, Aydınlar Sözlüğü, Adam Yayınları 2001 (sayfa: 62, 63)

[7] Apaydın Talip, Hem Öğretmen Hem Yazar – Dahası O Mülazımevvel Talip, Afrodisyas Sanat, Sayı 43, Ocak-Şubat 2014 (Sayfa 27)

 TAHSİN ŞİMŞEK

GERCEKEDEBİYAT.COM