Nazım Hikmet'in Ahmet Say'a öğüdü... / Halit Payza

Nazım Hikmet'in Ahmet Say'a öğüdü... / Halit Payza

23 Kasım 2016 - 4830 kez okundu.

“Senin mücadele yerin yurdundur! Gitmelisin! Cephenin ön saflarına gitmelisin!”

Nâzım Hikmet Doğu Berlin’de Ahmet Say’a söylüyor bunları. Say, Cezayir Ulusal Bağımsızlık Savaşı için Cezayir’e gitmek istediğini söylüyor Nâzım Hikmet’e. Nâzım ‘olmaz! Yanlış’ diye itiraz ediyor.

Nâzım’ın gerekçesi şudur: “Görmüyor musun yurdun halini? Emperyalizmi kapıdan kovduk, herifler bacadan girdi.”

Nâzım haklıdır, Türkiye 1. Dünya Savaşı’na, elinde yeterli silah ve cephane olmadan girmek zorunda kalmış, Çanakkale’de Düveli Muazzama’nın savaş gemilerine geçit vermemiş, kara savaşlarında ölümüne direnmiş, Kutü’l Ammare’de İngiliz Ordusunu dört koldan kuşatıp esir almasına karşın, Filistin’de Edbund Allenby komutasındaki İngilizlere Batı Şeria’da Nablus yenilgisine uğramış. Ardı ardına Şam, Hama, Humus, Halep, Suriye yenilgisini yaşamış. 30 Ekim’de Mondros Müterakesi’ni imzalamak zorunda kalmış. 6 Kasım 1918’de boğazlar silahlardan arındırılmış ve geçilemeyen Çanakkale 7 Kasım’da geçilmiş, İstanbul ardından 15 Mayıs’ta İzmir işgal edilmiş, İngiliz destekli Yunan Ordusu Anadolu’yu adım adım işgale koyulmuş. Mustafa Kemal önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanılmış, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edilmiş, ancak Emperyalizm ulusu parçalamak, vatanı sömürgeleştirme amacından vazgeçmemiştir.

Nâzım’ın Say’a söylediği gibi Emperyalizm kapıdan kovulmasına karşın, Truman Doktrini, Marshall yardımı, NATO gibi farklı yöntemlerle bacadan girmeye, erteledikleri işgal planlarını uygulamaya koymaya başlamışlardır.

Devrimci Türk aydınının ilk görevi, emperyalist işgalin karşısında, kendi yurdunda ve cephenin ön saflarında yer almaktır. Ahmet Say bu öğüdü yerine getirecektir.

UTKUNUN ARDINDAKİ BEDEL

Ahmet Say, 1935’te İstanbul’da doğdu, küçük yaşlarda piyanoya başladı. İstanbul Belediye Konservatuarına gitti, 1950’de basın yayın öğrenimi için Almanya’ya gitti.

Dönüşü Nâzım’ın uyarısı üzerinedir. Ahmet Say’ın yolunu belirleyen en önemli ikinci isim Müzikolog Kurt Köhner oldu, müzikbilim’e yöneldi ve buna ilişkin yapıtlar üretti. Türküler, ağıtlar, masallar ve destanlar derledi, birçok çocuk ve gençlik koralarının kurulmasına öncülük etti.

Bir süre Bingöl’de öğretmenlik yaptı, İstanbul’a döndüğünde Orhan Kemal’in yönlendirmesiyle Bingöl izlenimlerinden yola çıkarak Güneşin Savrulduğu Yerden adıyla Bingöl Hikâyeleri’ni yazdı.

1968’de Türk Solu Dergisinin yazı işleri müdürlüğünü üstlendi. 12 Mart’ta on yedi ay hapis yattı. Bir romanla çıktı: Kocakurt. 1977’de Cemal Süreya, Vecihi Timuroğlu, Ragıp Gelencik, Demir Özlü, Ali Püsküllüoğlu ile birlikte aylık Türkiye Yazıları Dergisi’ni çıkardı.

1980’den sonra kendini bütünüyle müzik uğraşına ve oğlu Fazıl Say’ın müzik eğitimine adadı. Enis Batur, Kurşunkalem Portreler kitabında bu süreci şöyle anlatır: “O zamanlar çocuktu Fazıl Say. Önce, Ahmet'in onun bir tek babası olmadığını, ayrıca anneliğini de üstlendiğini anladım. (...) eşinden ayrıldığında, savaşarak velâyetini almıştı oğlunun, bu bile hayranlık duyguları uyandırmıştı bende. Dahası vardı: Mithat Fenmen, ‘on dakika bile yitirmeyin’ sözleriyle tanımlayınca, Ahmet Say kendini ikinci plana itmişti. / Bunca baba gördüm tanıdım, böylesi bir adanmışlığa hiç tanık olmadım. Fazıl’a inandı Ahmet Say, onun şüpheli serüvenini kendi net serüvenine yeğledi. (...) Alıp oğlunu Avrupa’daki müzik otoritelerine götürdüydü, ‘gecikmişsiniz’ diyenler çıktı, aldırmadı onlara, inatla savaşını sürdürdü, Fazıl'ın yetişme sürecinde Mozart sonatları çalacak ölçüde işin içine daldı: utkunun arkasındaki bedeli anlatmadı kimseye, sustu.”

Ahmet Say “İnsanoğlu İnsanlar” kitabında yaşamına girmiş, kendinin ve oğlunun yaşam çizgisini belirlemiş insan gibi insanları ‘İnsanoğlu İnsanlar’ı anlatırken aynı anda kendi yaşamından önemlice kesitler anlatıyor. “İnsanoğlu İnsanlar” yalnızca yazar, müzisyen biyografileri değil, tür olarak her ne kadar biyografi denilmişse de aslında biyografik anılardan oluşuyor. Kitaptan Ahmet Say’ın yazarlığı ve müzisyenliği üzerine Turgay Gönenç’in Say’la yaptığı konuşma da okunabilir. Say, yazar, şair ve müzisyenlerle ilgili biyografik bilgiler vermiyor, biyografilerini yazdıklarıyla yaşanmışlıklarını anlatıyor. 

BÜTÜN MESELE İNSAN OLMAK 

Say, Mithat Fenmen’i anlatırken, Fazıl’ı dört yaşında hocaya götürdüğünü söylüyor. Karanfil Sokak’taki apartmanın beşince katındaki karşılaşma usta-çırak, öğreten-öğrenen ilişkisinden farklı gelişir. Bayer metoduyla başlayan piyano eğitimi, Fazıl Say’ı bugünkü çizgisine taşıyacaktır. Fenmen için önemli olan ‘yetenekli çocukları yetiştirmekten aldığı ‘haz’dır. Bu hazzın parasal bir karşılığı yoktur. Ludwig van Beethoven’in de söylediği gibi ‘Sevgi ve karakterin olmadığı yerde, ne büyük insan ne büyük sanatçı ne de büyük mücadele insanı vardır’. Ahmet Say, “İnsanoğlu İnsanlar”da adlarını bugun anımsamakta üçlük çektiğimiz nice değeri gündeme getiriyor. Bunlardan biri de Müzikolog ve etnomüzikolojiye getirdiği katkılarla bilinen, üzeri gazete kâğıtlarıyla örtülen, uçmasın diye taşlarla tutturulan bir kaldırım üzerinde cansız yatan Etem Ruhi Üngör. Caz dinlerken zilin sesini bile duymayan, bir müzisyen Üngör. Say, ölümü üzerine “Ve şimdi” der, “Türkiye’de müzükoloji eskisi gibi kokmuyor…” Bir diğeri Ankara Devlet Konservatuvarı kıdemli piyano hocalarından Prof. Kâmur’an Gündemir. Fazıl Say, hocası Fenmen’i yitirince yaşamı boyunca üşümediği kadar çok üşür. Fazıl’ı yeniden ısıtan adamdır Gündemir. Darwin’den yaptığı çevirilere adını bile koyamayacak kadar mahçup bir çevirmen Öner Ünalan. Yine önemli Marksist çevirilere imza atan çevirmenlerden biridir Tonguç Ok. Ağırlaştırılmış müebbetle yatarken sevdiğinin evlilik isteğiyle evlenen adamdır da. Say, bunun üzerine “Bu dünya şuna buna kalmaz” der, ekler, “Bu dünya, ansana aşkla bağlanana kalır…”

Sivas katliamında yiten şair dostlarını da anlatır Ahmet Say; Metin Altıok’u, Behçet Aysan’ı, Uğur Kaynar’ı… Daha ne çok İnsanoğlu İnsan var kitapta. Kuşadası’na geldiğinde “İnsanoğlu İnsanlar’ı yazdım, Hayvanoğlu Hayvanları da yazayım mı?” deyişini anımsarım. Hasan Yalçın’ın ‘Dönekler’ini anımsatınca, “Yazarım ama yazdıklarımın hepsi bana dava açar” dedi. Gülümsedim, hayvanoğlu hayvan olmak kolaydı, zor ve asıl önemli olan İnsanoğlu İnsan olmaktı. İşte bütün mesele bu!

KİTABI EDİNMEK İÇİN


(Ahmet Say,
İnsanoğlu İnsanlar,
Evrensel Basım Yayın, 239 sayfa)