Mustafa Kemal'in sofrası...

Mustafa Kemal'in sofrası...

12 Aralık 2017 - 4727 kez okundu.

 


“Bir şey yiyip içmeden önce, ne yiyip içeceğiniz değil, kiminle yiyip içeceğinizi düşünün; çünkü yanında arkadaşı olmaksızın yemek yemek ancak bir aslana ya da kurda mahsustur.”

Yukarıdaki sözler Hellenistlik döneminin ilk büyük felsefe okulu Epikürosçu Okul’un kurucusu Epikuros’a aittir. Evinin bahçesinde derslerini veren, dostları ile kurduğu sofrada kimi zaman sohbet kimi zamanda felsefe yaparak; adeta sofrasını okula çeviren bir filozoftur.

Cumhuriyet ile birlikte Mustafa Kemal’in de akşamları kuruduğu sofra birçok kez tartışma konusu olmuştur. Aslında Mustafa Kemal’in sofrası da Epikuros’un sofrasına benzemektedir.


YEMEK MASASI BİR OKULDUR

Genç Cumhuriyet’in elinde eğitimli ve alanında ihtisas yapmış insan sayısı azdır. Yalnız yapılacak çok ve zor işler vardır. Savaş bitmişti ama Cumhuriyet ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda atılım bekliyordu. Mustafa Kemal elindeki dar kadroda, kim hangi görevi daha iyi yerine getirebilir, biliyor muydu acaba?

İşte sofra, Anadolu’da atılacak her adım için doğru adamı seçmek için bir platformdu.

Hem Çankaya’da hem de Florya’da yemek odalarına elektrikle çevrilen yazı tahtaları konur, neden mi?

Kimi zaman sofraya gelen misafirlere sınav yapılır, yapılacak işe elindeki kadrodan en doğru insan seçilmelidir. Bir başka ifadeyle sofra, zaman gelir okul olur.

Sofraya herkes gelemezdi, kimi zaman çağrılacak şahıs bir ön elemeye tabi tutulur.

"Bir gün Mustafa Kemal, Burhan Asaf’a rastlar ve onunla Almanya’nın politik, ekonomik ve sosyal durumu üzerine uzun bir konuşma yapar. Aslında bu, konuşmadan çok, Burhan Asaf’ın ‘imtihana çekilmes'iydi. Bu karşılamadan hemen sonra Burhan Asaf’ın Yakup Kadrilerle birlikte köşke çağrılmış olması, imtihanı başarıyla geçmiş olduğunun kanıtıdır.” (1)

 

YEMEK MASASI BİR AKADEMİDİR

Mustafa Kemal için devrimin her adımı bilimsel bir temele dayanmalıdır. Devrim açısından alınacak önemli bir karar için farklı tezlerin çarpıştığı bir platformdur, sofra. Demek ki aynı zamanda sofra bir akademidir.

Falih Rıfkı Atay sofranın bir akademi olduğunu şu sözlerle doğrulamıştır:

“Türk dili ve Türk tarihi meseleleri, onun sofrasında tam bir fakültelik zaman tutmuş olduğunu tahmin ediyorum” (2)

 

BİR ÖĞRENCİ GİBİ

Bu sofraya o gün hangi konu tartışılacaksa o konunun uzmanı davetli olurdu. Mustafa Kemal, bir dâhiydi ama dâhiler her şeyi de bilemezler ya! Bazen de Mustafa Kemal konuyu, uzmanlarından adeta bir öğrenci gibi dinler ve öğrenirdi. İşte bu yüzden sofrada: “ …her iki servis tabağı arasında, birer bloknot, kalem ve Büyük Larousse, Küçük Larousse ve Lügati Naci gibi bazı lüzumlu kitaplar olurdu…”(3) Afet İnan da bu sofraya devamlı kâğıt kalemle oturur ve notlar alırdı.

 

ASLA İÇKİ SOFRASI DEĞİLDİ

Mustafa Kemal’in sofrası asla bir içki meclisi değildi; zaten önemli bir devlet işi üzerine konuşulacaksa ya da ülkenin ya da toplumun hayatını ilgilendiren önemli bir reform arifesinde ise içki içilmezdi, içkinin içildiği gecelerde ise asla sarhoş olunacak kadar içilmezdi. Ayrıca Mustafa Kemal’in sofrasına sarhoş da oturulamazdı.

Dönemin Ankara’sında sofraya çağrılmak önemli bir statü işaretiydi. Sofranın önemli isimlerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu yazdığı Panorama adlı romanda, bu statüyü arkadaşları ile birlikte Anadolu Kulübü’nde otururken telefona çağrılan bir milletvekilini anlatırken şu cümlelerle ifade ediyor:

“Bir dakika sonra gözlerinde boş yere gizlemeye çalıştığı bir sevinç parıltısıyla arkadaşlarının yanına döner… onlara doğru eğilip yavaşçacık ‘Beni köşkten çağırıyorlar! Müsaadenizle!’ der. Bunun üzerine öbürleri melül melül birbirlerinin yüzüne bakakalırlar. Bunlar için artık bütün akşam, içilen rakı bir zehir, oynanan oyun bir işkence olacaktır.”

Mustafa Kemal’in sofrası Devrim’in ve Anadolu’da ki ekonomik, kültürel ve sosyal hayatı daha ileri taşınması için vardı, o yüzden bu sofra devrimin sofrasıydı

NOTLAR

İlhan Tekeli- Selim İlkin, Kadrocular ve Kadro’yu Anlamak, İstanbul, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Haziran 2003, s.102

Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul, Bateş, 1980, s.50

Nazım Canca, Yayına Hazırlayan: Damla Asena Daloğlu, Hayatım ve Hatıralarımda Atatürk, Opus Kitap, Mart 2016, s.123

KEMAL TEK

GERCEKEDEBİYAT.COM