Mehmet Fuat Köprülü Anma Armağan Kitabı / Pınar Çelik

Mehmet Fuat Köprülü Anma Armağan Kitabı / Pınar Çelik

17 Mayıs 2013 - 12337 kez okundu.

M. Fuat Köprülü (1890-1966), yirminci yüzyılın ilk yarısına, Türk edebiyatı ve tarihi alanındaki çalışmalarıyla ışık tutmuş önemli bir isimdir. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Anma ve Armağan Kitaplar dizisi çerçevesinde, Fuat Köprülü’nün “her yönü”yle ele alındığı bir “anma armağan” kitabı hazırlamıştır. Kitabın editörü, 2006 yılında Fuat Köprülü’nün Tarih Araştırmaları I kitabını da yayına hazırlayan Yahya Kemal Taştan’dır.  2012 yılının son aylarında basılmış olan kitap kısa bir süre önce okuyucuya sunulmuştur. Kitapta Türkiye’den ve Türkiye dışından akademisyenlere ait yirmi beş makale yer almaktadır. Kitabın sonunda, İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Mehmet Fuat Köprülü Koleksiyonu’nda bulunan fotoğraflardan oluşan bir albüm bulunmaktadır.

 
Kitap, eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın Köprülü’nün eserlerinden, hizmetlerinden, başarılarından ve onu önemli kılan özelliklerinden kısaca bahsettiği  “Önsöz”ü ile başlamaktadır. Bu önsözü, editör Yahya Kemal Taştan’ın “Sunuş”u izlemektedir. Taştan, ilk olarak kitabın hazırlanış sürecine değinmekte, ardından Köprülü ile ilgili kısa bir değerlendirme yapmaktadır. Köprülü’nün çok yönlülüğünü vurgulayan bu bilgi-ler,  özellikle kitapta yer alacak makaleleri seçmede nasıl bir zorluk yaşandığını da dile getirmektedir. Taştan; makale yazarlarına, Fuat Köprülü’nün torunu İsmail Faiz Köprülü’ye, kaynak ve fotoğrafların hazırlanmasına katkı sağlayan Emin Nedret İşli’ye, İstanbul Şehir Üniversitesi yetkililerine ve Semih Tezcan ile Nuran Tezcan’a teşekkür ederek “Sunuş” yazısını bitirmektedir.
 
Kitaptaki ilk makale, Kemal H. Karpat’a aittir. “Mehmet Fuat Köprülü ve Osmanlı: Muhafazakâr Modern Bir Tarihçi” başlıklı yazısında Karpat kendi ifadesiyle, Köprülü’nün Türkiye’nin entelek- tüel hayatına yaptığı katkılarını özetlemektedir (21). Karpat bu yazıda Köprülü’yü “bir yandan modernistler sınıfına koymuş, diğer yandan onu Selçuklu, Osmanlı ve Anadolu İslamı miraslarının savunucusu ve bunları her şeyi yeniden başlatmak isteyen Cumhuriyetin fikir ve duygu hayatına aşılamaya gayret eden bir insan olarak” tanımlamıştır (21). Karpat bu yazısında ayrıca Köprülü’nün “Türk Edebiyatı Tarihinde Usûl (1913)” ve “Anadolu’da İslamiyet (1922/23)” adlı makalelerinin önemini de vurgulamaktadır.
 
Kitaptaki başka bir yazı Mete Tunçay’a aittir. Tunçay, “Etik Açıdan Fuat Köprülü” adlı yazısında Köprülü’nün hayatı ile ilgili bilgiler verdikten sonra onun “akademik ve siyasal alandaki tutarsızlıkları”na değinmiştir (28).
 
Robert Dankoff’la birlikte Köprülü’nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar başlıklı kitabını İngilizceye çeviren Gary Leiser, “Çağdaş Türkoloji Araştırmalarında Köprülü’nün Yeri” başlıklı makalesine şu cümleyle başlar: “Mehmed Fuad Köprülü, 1912 ve 1966 yılları arasında hemen tamamı Türkçe olmak üzere 1300’den fazla kitap, makale, kitap tanıtımı, editörlük ve diğer yazılarını kapsayan yayın faaliyetinde bulunmuştur ki bunlar en geniş anlamıyla Türkiye’deki modern Türk edebiyatı ve Türk tarihi çalışmalarının temellerini oluşturmaktadır” (29). Leiser, yazısının devamında Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar çerçevesinde Köprülü’nün edebiyat tarihindeki rolünü ve önemini inceler. Son olarak Köprülü’nün tarih alanındaki önemli çalışmalarını anar ve yazısını onun “Türkiye’ye Batı’nın çağdaş bilimsel yöntemlerini getirdiğini” ve “yeni nesil akademisyenler” yetiştirdiğini söyleyerek bitirir (37).
 
Nuran Tezcan’ın “Fuat Köprülü’nün Türk Edebiyatı Tarihi Üzerine” başlıklı yazısı, Köprülü’nün Türk edebiyatı tarihçiliğindeki önemini vurgulaması açısından çok değerlidir. Tezcan yazısında ilk olarak Köprülü’nün “bilimsel anlamda Türk edebiyat tarihçiliğini başlatmış ve bu doğrultuda ilk örneği ortaya koymuş” (93) olmasını öne çıkarır. Onun “Edebiyat tarihini şuara tezkirelerinin basit bir tekrarı olmaktan kurtarmış” (93) olmasının önemini belirtir. Bilimsel bir edebiyat tarihinin ilkelerini tartışarak Türk edebiyatı özelinde ortaya koyduğu “Türk edebiyatında Usul” makalesine ilişkin değerlendirmelerini tarihsel yönü ve önemi açısından özetler. Köprülü’nün bu kitabı yayımladığı tarihin E. J. W Gibb’in de altı ciltlik Osmanlı Şiir Tarihi’nin henüz yayımlandığı yıllar olduğu söyleyen Tezcan, Köprülü’yü motive eden noktanın, Gibb’in Fars edebiyatı karşısında Türk edebiyatında “millî özgünlük” olup olmadığı noktasından bakması olduğunu belirtir (103). Yazısının devamında Gibb ve Köprülü’nün edebiyat tarihleri arasındaki paralellikler ve karşıtlıklar üzerinde durur. Tezcan, Köprülü’nün, Gibb’in Osmanlı tezkirelerine dayanan edebiyat tarihine karşılık yatay ve dikey eksende Türk edebiyatının tarihsel eskiliği ve coğrafi yaygınlığını ortaya koyma hedefinde yazdığı edebiyat tarihinde Anadolu’daki klasik Türk edebiyatını 13. yüzyıla dayandırdığına dikkat çeker. Köprülü’nün Anadolu’da Türk edebiyatının oluşum dönemini araştırması ve araştırmaya açması bakımından Türk edebiyat tarihine büyük bir açılım getirdiğini özellikle vurgulayan Tezcan, yakın zamanda yapılan araştırmaların ve yeni bulguların “Köprülü’nün 13. yüzyıla ait kabul ettiği kimi şairler hakkında yanıldığını gösterdiğini” (118) de belirtir. Köprülü’nün Türk edebiyat tarihine getirdiği katkılar ve bakış açılarının gözden geçirilmesiyle belki de Türk edebiyat tarihinin yeniden yazılması noktasına gelindiğinin altını çizer.
 
Semih Tezcan,  “Fuat Köprülü  ve Türkî-yi Basit” başlıklı yazısında “Fuat Köprülü’nün dilde millîleşmek olarak algılamak istediği ve öyle tanıttığı  Türkî-yi basît sorununu” (80) ele alır. Tezcan, Köprülü’nün Edirneli Nazmî’nin 286 şiirini yayınlaması ve bu şiirlere Dîvân-ı Türkî-yi Basît adının konulmasının bugüne kadar gelen yanılgılara sebep olduğunu söyler. Tezcan yazısını şu cümleyle bitirir: “Böyle bir gele-nekle yetişmiş olan divan şairlerinden bir tuhaflık yapmış olmak için 16. yy.da Türkî-yi basît ile şiir söylemiş birkaç kişiyi ‘Millî edebiyat cereyanının ilk mübeşşirleri’ olarak görmek ve sanki onlarda 20. yüzyıl ulusçuluğu çizgisinde bir Türkçe kaygısı, Türkçe özeni varmış gibi göstermek doğru olmamıştır” (88).
 
Suavi Aydın, Osmanlı’nın yüzyıllarca ihmal ettiği Türk dili araştırmalarının Batı’da Orientalistik, Osmanistik araştırmalarından Türkoloji araştırmalarına evrilmesinin tarihçesini özetleyerek bu araştırmaların Türkiye’ye yansımasını, bu yansımada Fuat Köprülü’nün etkin yerini ve Türkiye’de Türkoloji’nin gelişmesindeki tartışmasız katkısını gösterir. Aydın, bunu, György Hazai’nin  Köprülü’yü “Türk akademyasının Atatürk’ü” (149) nitelemesini alıntılayarak pekiştirir. 
 
Mehmet Fuat Köprülü kitabına iki yazı ile katılan Markus Dressler, ilk yazısında Köprülü’nün tarihçiliğine milliyetçiliğin etkisini (207-216), diğer yazısında ise Alevileri heterodoks/senkretik olarak nitelemesinin metodolojik açıdan nasıl bir sorun yarattığını tartışır (345-356).Yahya Kemal Taştan ise 19. yüzyıldan başlayarak Osmanlı-Türk aydınlanmacılığında İslam dininin yerini ve dine bakışların toplumsal ve siyasal değişimler sürecindeki serüvenini yetkin bir değerlendirme ile özetleyerek bu serüvenin 1928 zincirinde yer alan Köprülü’nün din alanında modernleşme/uluslaşmadaki önemini somutlaştırır (399-418).
 
Serdar Sakin bilim insanı olmanın yanı sıra dışişleri bakanı daha sonra başbakan yardımcısı  statüleriyle politik hayata da atılmış olan Köprülü’nün 6-7 Eylül olaylarındaki konumunu kaleme alır (419-429).
 
Ahmet Yaşar Ocak, Köprülü’nün Türk bilim ve kültür hayatındaki yerini bir “kült” olarak değerlendirerek bu anlayışın oluşumunda yetiştirdiği öğrencilerin de değerlendirmesini yapar. Ocak, özellikle D. DeWeese, A. Karamustafa ve M. Dressler’in Köprülü’ye yönelttiği eleştirileri nesnel bir şekilde irdeleyerek onlara katılmadığını bildirir fakat aynı zamanda daha Köprülü’nün kendi zamanında kişiliğine ilişkin söylenmiş olan kimi eleştirileri de göz ardı etmeden yazar (329-342).
 
Köprülü’nün bilim insanı ve aydın kişiliğini “... aktif siyaset yaptığı, güncel meselelere dair yoğun yazdığı dönemlerde bile ‘milliyetperver’liğini hiçbir zaman ırkçılığa açmamış, toptan Hristiyan-Batı  düşmanlığına dönüştürmemiş, modern bilim zihniyetinin temel ilkelerinden uzaklaşmamış, seküler değerler dünyasının demokratik milletler ‘ülkü’sünü her zaman kendisine hedef olarak almıştır” (268) sözleriyle tanımlayan Oktay Özel, Köprülü sonrası ve günümüz tarihçiliğinin çok rafine bir değerlendirmesini yaparak Türk tarihçiliğinin tartışmalı yönlerini açıklar (267-275).
 
Levent Kayapınar,  Köprülü’nün en tartışmalı tezlerinden “Bizans Müesseselerinin Osmanlı  Müesseselerine etkisi”ni yeni sentezlerin ışığında ele alır (219-235). Bu yazıdaki seçmeler, Mehmet Fuat Köprülü kitabının çok yönlülüğüne ışık tutmak için bir kesittir.
 
Kitaptaki yazıların hepsi değerlendirildiğinde Mehmet Fuat Köprülü’nün  çok yönlü kişiliği ortaya çıkmaktadır. Mehmet Fuat Köprülü kitabı Türk tarih, edebiyat, kültür ve siyaset alanlarında bir “kült” kişiliği her yönden ele alan, onun eserlerini ve kişiliğini açık sözlü bir şekilde eleştirip değerlendiren son derece içerikli, özgün, bilimsel yazılardan oluşmaktadır. Böyle bir değerlendirme kuşkusuz Köprülü’nün büyüklüğünden kaynaklanmakta ve onun bilimselliğine katkıda bulunmak amacındadır. Bu “anma armağan” kitabı Köprülü’nün hayatını, eserlerini, çalışmalarını ve fikirlerini keşfetmek isteyenler için birincil bir kaynak olacaktır.
 
 
Pınar Çelik
(KANAT, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi Haber Bülteni)
 
Gerçekedebiyat.com