Kayseri İzlenimlerim / Ülkü Önal

Kayseri İzlenimlerim / Ülkü Önal

09 Haziran 2018 - 891 kez okundu.

 

 

Yıllardır Kayseri’ye gitmeyi planlardım ama gerçekleştiremezdim.  En sonunda 10-11 Mayıs-2018 de düzenlenen Pınarbaşı sempozyumuna katılarak merak ettiğim bu şehri görmek nasip oldu. Dr. Yaşar Kalafat hocam sempozyum şartnamesini atınca Çerkes yemekleriyle katılmak aklıma geldi.

Bu konu da hiç bilgim yoktu. Kaynak kişilerle yüz yüze görüşerek bire bir derleme yaptım. Hatta karşı çıkanlar bile oldu. Kafkaslar ve Ruslar'ın özvatanlarından kopardığı muhacirler hep ilgimi çekmiştir. Dünyada tek Ubıhça bilen Tevfik Esenç’in Manyas’ta vefat etmesiyle bu dilin yok olması beni çok etkilemiştir.

Rus zulmü nedeniyle 1914 de muhacir olmak zorunda kalan dedelerim ve ninelerimin anılarıyla büyüdüm. Ama derleyip kayıt altına almadığımız için tarih bizi affetmeyecek. Hata yaptığımı anladığımda çok geçti. 2. kuşaktan muhacirlik anılarını derleyerek yayımladım. Stalin’in Ahıska'dan sürdüğü kişilerle konuşup yayımlamak da bana nasip oldu. Kafkaslar son yüzyıllarda acılara sürgünlere sahne oldu ama bu konu hakkında fazla bilgi ve görselimiz yok.  Çerkeslerin  ata yurtları, benim ilçem Ardanuç’a 700 km. civarın da mesafede bir yer.   Artvin de hiç Çerkes olmamasına rağmen ortak yemeklerimizi buldum.

Güzün Sheraton  Otelde rahmetli Hasan Celal Güzel’in düzenlediği Türk Dili Konuşan Ülkeler Kurultayı'nda tanıştığım Sarıkamış Bozat Köyü Çerkeslerinden Mustafa Alpay’ın kongreye Kuzey Osetya’dan katılan Oset akademisyenle tanışma çabasına tanık olmam beni Çerkeslerle ilgili çalışmaya itti. Mustafa Bey’in yengesi Halise Ozan’ın evine giderek derlemeler yaptım. Genç kızların evlenmeden önce akerdeon çalmak zorunda olduklarını ve bizden çok farklı geleneklerini öğrendim. Fıççın ve Velibağ yemeklerini yaptı.

10 Mayıs’ta Otobüsle Kayseri’ye hareket ettim. Ekili yeşil tarlaları seyretmek güzeldi. Artvin gibi dağlık ağaçlık yeşil bir ortamda büyümüş birine düz ve ağaçsız arazi değişik geliyor. İlk defa karlı ve başı dumanlı Erciyes Dağı'nı bu kadar yakından gördüm. Terminalden gelip aldılar. Hilton Otelindeki odama yerleştim. Çok kaliteli bir çanta içinde, güzel bir çalışma olan Pınarbaşı kitabı ve sempozyum özeti vardı.  Yazarı olduğum Erciyes Dergisi Yazı İşleri Müdürü ve Sahabiye mahallesi muhtarı Alim Gerçel’i ziyaret etmeye gittim. Selçuklu eserlerini geçtim asırlar öncesinden günümüze kalan muhteşem medeniyetimizin eseri iki kümbet arasındaki muhtarlığı buldum. Tam Alim Bey gibi kültür adamına yakışır yer.

Daha sonra bir çok Selçuklu eseri gördüğüm bu kent bana nostalji yaşattı. Kümbetin hemen yanına çocuk parkı olması garibime gitti. Alim Bey dokuz tane kümbetin olduğunu söyledi ama hepsini göremedim. “Kayserililer bu kadar değerli tarihi eserle iç içe yaşamanın kıymetini biliyorlar mı?” diye sormadan edemedim.  Keşke Erciyes Dergisi sahibi ve Kayserinin kültür adamı Nevzat Türkten’in sağlığında gelebilseydim. O değerli insanı yakından tanırdım. 1989 da Ardanuç’tan gönderdiğim ilk yazımı yayımlayan derginin emektarı gönül dostu Alim Beyle sohbet etmek çok güzeldi.

Çerkes yemekleri yapan Veli Bağ Kafe’yi daha önceden dernekler vasıtasıyla aramıştım. Araba gönderip Dr. Yaşar Kalafat’la beni aldırdı. Bir masa etrafında sohbet eden bayanlar vardı. Yaşar Bey müsaade isteyip hanımlardan derleme yaptı. Hanımlar çok medeni ve samimiydiler. Ben de çok merak ettiğim kıymanın içerisine yumurta kırılarak yapılan mantı Gedige Halama yemeğini sipariş verdim. Bizim mantının yumruk kadar olanı ve ağzı değişik şekillerde kapanmış tadı biraz farklıydı. Fotoğraf çekmek istedim ama yemeklerin hepsi yoktu. Yemekleri derlerken Çerkes peynirini (kaşarını) merak etmiştim tadına baktım güzel ve kupkuruydu. Almak istedim yuvarlak şekilde bütünü verelim dediler ben de kabul ettim. Oturduk sohbet ettik ayıp olur diye peynire açıp bakmadım ve bizim eski kaşardan pahalıydı; yine de aldım. “Dolaba koymasan da bir şey olmaz.” dedi. Ankara'ya geldiğimde açtım ki bana tattırdığı peynirle hiç alakası yok. Yap yaş peyniri satmış. Telefon açıp sorunca “birkaç gün dışarıda kalsın kurur” dedi. Oysaki onun özel sepeti varmış 3 aya kururmuş. Ocağa asarak kuruttukları için isli peynir de derlermiş.  Bana sattığı yaş peynirin fiyatı orada çok ucuzmuş. Ben büyük bir samimiyetle hiç karşılık beklemeden bir kültürü tanımaya çalışırken yediğim mini kazıkla incindim. Keşke şu peyniri almasaydım da Kafkasyalıları Şeyh Şamil gibi mert yiğit sanmaya devam etseydim dedim.

Akşam otelimizde açılış ve yemek vardı. Klasik protokol konuşmaları yapıldı ve sadece Kayseriye ait Nevzine tatlısını yedik; güzeldi. Diğer yiyecekler benim gibi yerel kültüre meraklı biri için pek cazip değildi. Avşar pilavını tatmak isterdim. Pınarbaşı Halk Oyunlarını, Avşar ağıtlarını, türkülerini dinlemek isterdim. Birkaç el sanatlarının örneklerinin getirilip sergilenmesi belediyeye yük olmazdı sanırım. Daha sonra öğrendim ki sempozyumu düzenleyen belediye başkanı bir hafta önce milletvekili olmak için istifa etmiş.

Dayımın kızı Kayseri'de Avşarlarla evliydi. Avşar kültürünü tanımak istediğimi söyledim. Avşar ağıtlarıyla ilgilenen üniversitede çalışan bir bey yanıma geldi. Babası derlemiş şimdi kendi derliyormuş projeler falan yapacağını söyledi.  Ben de "Ağıt söyleyen kadınlar yok olana kadar arşiv yapın video kayıtlarını tutun. Bir Avşar ağıtı dinlemek istiyorum ve Avşar yemeklerini merak ettim.” dedim. Cep telefonundan bir iki parça ağıt dinletti. O çok merak edip derleme yapmak arzusuyla geldiğim kentten başka Avşar göremeden geri döndüm.

Kaldığımız otelde 3 salonda sempozyum oturumları başladı, takip etmeye çalıştım. Balkanlardan Pınarbaşına muhacir olan Zeki Gürel hoca "Genelde bildiriler Çerkes ağırlıklıklı. Pınarbaşı'nda Avşarlar, Kürtler, Balkan Muhacirleri ile doğudan gelen (Ardahan-Kars ) 93 muhaciri Türklerde var. Pınarbaşı’nın bütün yüzleri buraya yansımalıydı. Sempozyum kurulu yönlendirmeliydi.” dedi.   Oturumları  takip eden çok sayıda Çerkesle  tanıştım. “Kayseri de Çerkeslerin kültürünü , etnoğrafik eserlerinin sergilendiği bir yer arşiv var mı?” diye sordum ama hayır cevabını aldım. Rus zulmümden ülkelerinden kaçıp Osmanlı topraklarında canlarını kurtaran Çerkeslerin torunlarının  Osmanlıya minnet duyacaklarını bekliyordum. Mutsuz olduklarını, geldikleri toprakların yeşillik, ağaçlık olduğunu. Yerleştirildikleri Uzunyayla'da ağacın olmadığını, abartılı rakamla şehit verdiklerini vb. şeyler söyleyince çok şaşırdım. Anlaşmayla gelmemişler sığınmacı oldukları ülkenin kurallarına uymak zorundalar. Yeğenimin Amerika'dan gelen arkadaşının “dedem Alman ama ben Amerikalıyım”demesini hatırlattım. Pınarbaşılı Avşarlar da bizim yaylağımızı devlet Çerkeslere vermiş diye yakınıyorlar. Arada kavgalar olmuş. Dadaloğlu bu konu da şiirler söylemiş: "Kalktı göç eyledi Avşar elleri, Ferman padişahınsa dağlar bizimdir.” diye. Prof. Mustafa Keskin söz alarak “Osmanlı Devletinin çok zor durumda olmasına rağmen yardım ettiğini. Onların kölelerini bile paşa ettiği” gibi şeyler söyledi.

Atlarla ve Avşar dokumalarıyla ilgili bildiri çok güzeldi. İlk defa Pınarbaşına ait Görsel görmüş olduk.

Pınarbaşı'nın ilk kadın milletvekili Sevgi Esen, Çerkesler'de alt tabakadan olup bizde paşa ve milletvekili olan İsmail Berkok, gibi bildirileri dinledim. Terekemeler'in meşhur kahramanı Mihrali Bey’in torunu Selçuk Duman’la tanıştık.

Normalde heyecanlanmadan konuşan bir insan olmama rağmen kürsüye çıktığımda konuşmaktan çekinmekteyim. Oturum başkanım Ardahan Üniversitesinden tanıdığım Prof. Dr. Erdoğan Altınkaynak olunca daha rahatladım. Sunum sırası bana gelince benim hakkımda güzel bir konuşma yaptı. “Ülkü hanımının hiçbir akademik kariyeri olmamsına rağmen çalışıp kitaplar yazmakta. Eserlerinden yararlanmaktayız. Prof. Tuncer Gülensoy'la Dede Korkut’un yayımlanmış Baybörek hikayelerini çalışırken ilk defa ismiyle karşılaşmıştım. 2008 de Türk Halk Kültürü Ödülünü birlikte almıştık. Artvin Muhacirlik Hatıraları ve Ahıska Sürgün Hatıraları kitapları da var.” gibi cümleler kurması beni yüreklendirdi ve Çerkes yemekleriyle Ardanuç yemeklerinin ortak yönlerini daha rahat bir şekilde görsellerle anlattım.

İlahiyat Fakültesi eski dekanı Prof. Kemal Atik hoca “Develi'de  Artvin muhaciri hemşehrilerin var kitap yazıyor çağırayım tanış.” dedi. Emekli öğretmen İlhami Şekercioğlu geldi tanıştık. 1915 de Artvin’in merkez Köyü olan Hod (Madenler) köyü muhaciriymiş.  Develiler Derneğine götürdü,  kitap çalışmasını gösterdi. Artvin’e hiç gitmemiş. Devlet a alınmış birkaç belge vardı. Hatinoğulları’nın davarlarının zarar verdiğine dair. Hodlular 1915'de çıkmışlar birçok yer gezdikten sonra Ali İhsan Paşa Konya ve Kayseri’ye gidin demiş. O tarihteki Develi kaymakamı Arhavili, Atıf Tüzün bunları Develi’ye yerleştiriyor. Daha sonra Çoruh mebusu oluyor. Atıf Tüzün’ü Arhavililer değil de Develiler'in tanıtmasına üzüldüm.  Bu göç 1930 yılına kadar devam etmiş. Çukuryurt Köyüne 30 hane, Develi merkeze 13 hane, 25 hane Taşçı Köyüne. Çoğunluğu Artvin şivesini kaybetmiş. Kuymak gibi birkaç yemek ancak biliyormuşlar. Geniş bir zamanda giderim de derlemeler yaparım inşallah.

Bildirimi dinleyen Kadir Özdamarlar'la tanıştık. Erciyes Dergisinde yayımlanan yazılarımı biliyormuş. 1970'li yıllarda Ardanuç’ta öğretmenlik yapmış Yusuf Akbudak’la beni konuşturdu. Orta 2. Sınıfta Fen Bilgisi dersime girmişti. Arkadaşı kupon biriktirmiş gazetedeki çekilişte Artvin’i temsilen İstanbul Boğaz köprüsünün açılışına gitmişti. Talas da ki gezimize gelmesini istedim. Sağ olsun geldiler görüştük, eskilerden yad ettik. “Sizin oralardan çok memnun ayrıldım.” dedi. Birkaç sene sonra ayrılsaydınız terör olayları başlardı memnun ayrılamazdınız dedim.

KAPALI ÇARŞI

Tarihi Kapalı Çarşıyı gezdim. Bu ile özgü ne varsa onu almak istiyorum dediğimde Kayseri hatırası yazan havlu var deyince şaşırdım. Kayseri’yi ticaret şehri olarak biliyordum. Şehirde Asurca yazılmış dünyanın ilk ticari anlaşmasının replikası duruyordu oysaki.  Türkiye’nin her yerinde göreceğim eşyaların satıldığı dükkânları görmek ilgimi çekmediği için fazla dolaşmadan çıktım. Hayatımda bu kadar çok sucuğun pastırmanın satıldığı dükkân görmemiştim. Faceden yayınladığım mini röportajlar yaptım. Artvin’in bazı köylerinde pastırma yapılırmış ama biz yapmadığımız için damak tadıma uygun gelmediği için almadım. Otelde kahvaltıda koymuşlardı. Paketlerde mini mini kesilmiş hamur taneleri vardı. Ne olduğunu sorduğumda “Un Çorbası” dediler. Hanımlar imece usulu yaparmışlar küçük küçük tırnaklarıyla kesermişler mercimekli, salçalı tereyağlı naneli çorbası yapılırmış. Uzun süren yemekleri yapmadan sıkılan Karadenizli bayan olarak Kayserili hanımlara imrendim. Hediyelik Kayseri Çemeni aldım. Baharatlı olduğu için fazla yiyemedim ama güzeldi. Kayserilerin ticarette çok uyanık olduklarını duyduğumuz için hiç pazarlık yapmadım. Paramı tamamlamak için çantadan bozuk para ararken “tamam” arama demelerine şaşırdım.

Otelin karşısında Mimar Sinan’ın tek eseri Kurşunlu Camii vardı. Sabah erken gittim kapalıydı. Ön ve arka bahçesinde kurumuş ağaçlar duruyordu. Bizde kuru ağacı saklamak çok ayıptır. Kayseri’nin meşhur mantısını yiyemedik aldım getirdim yaptım güzeldi. Hakikatten çok küçük küçük yapmışlardı.

Kalede onarım varmış giremedim ama surların dibinden yürümek bile insana başka zamanlara götürüyor.  Kale içinde yaşayanlar yerli tabir edilirmiş. Köylü yerli ayrımı varmış eskiden. Turgut Özal’la, Abdullah Gül’ün mevzun olduğu Kayseri Lisesine doğru yürüdüm güzel tarihi bir binaydı şimdi müze olmuş. Bu eski binanın yanında dışarıdan kocaman bir asansör yapılmış çok çirkin duruyordu. Mesai saatlerine denk gelemediğim için kapalıydı. Kayseri Belediyesine ait yayımlardan alamadım. Lisenin karşısında tarihi bir bina vardı ama tabelasını göremedim. Otele yakın bir yerde ki tarihi binanın üzerinde bir çıkıntı vardı yağmur damlaları akıyordu. Yaşar Beyle nedir diye baktığımızda kurt başı olduğunu fark etti ve fotoğraflarını çektim.

Gevher Nesibe’nin yaptırdığı şimdiki Selçuklu Müzesini gezdim çok güzeldi. Renkli çini parçaları çerçeve içinde sergilendiğini görünce aklıma baraj altında kalan Karadenizde tek Selçuklu eseri Artvin Zeytinlik köyündeki kümbetleri son kere vidoya alıp fotoğraflarını çekmek için gittiğimde yerlerde renkli bu çinilerden görmüştüm. Hatıra olarak birkaç tanesini almıştım. Korkumdan fazla alamdım çünkü kütüphanede çalıştığım 21 yılda devletin tek kitabı üzerimde kalmadığı halde. Bakanlığın hediye olarak dağıttığı Minyatürlerden odacı bana da vermişti. 28 Şubat sekreterleri aldı diye çıkarmışlardı. Devlet parasını yiyenlerin açığını ortaya çıkardığımda başka bir açığımı bulamayıp kitap aldı diye iftira atıyorlar. Kitapları hurdaya satan kütüphane müdürlerine işlem yapılmazken.  Diğer taşların resmi kurumlarca toplanmasını çok istedim ama başarılı olamadım.  Selçuklu eserlerini görmek beni çok mutlu etti. Su sesiyle psikolojik hastaların tedavi olduğu yer ilginçti Gevher Nesibe’de.

Sempozyumun kapanış konuşmasından sonra bizi Talas’ta tarihi bir konağın bahçesinde öğle yemeği yedik. Bizim oralara ait olan çağ döner ikram ettiler şaşırdım ama lezzetliydi. Kayseri’ye özgü fırında etle yapılmış pilavlı bir yemek  vardı.

Ardanuç’ta öğretmenlik yapan komşumuz Hakki Doymuş ve eşi Fatma Hanımla telefonla görüşürdük ara sıra. Tavas'taki evlerine götürdüler. Ardanuç da değişik bir yemek yapmıştı. Yemeklere merak salıp Kuzeydoğu Anadolu bölgesinin yemeklerini derleyince bu yemeği de sordum kimse bilememişti. Kocasının tarafı Kafkaslardan Sivas Kangal Kızıldikme Köyü'ne göç eden Karapaphların meşhur yemeğiymiş.  Adı Haldum. Fatma Hanım Kayseri’nin meşhur şebit (yağlamasını) yapmıştı.

Haki Hocamın kızı İlknur ve damadı geldi birlikte, Talas’ın eski tarihi binalarını gezdik. Bazıları harabe olsa da değişik ve güzeldi. Gayrimüslimler zengin olduğu için evleri de görkemli. Eski evlerin onarıldığı sokağa Osmanlı Sokağı demişler. 1912-1982 yılları arasında yaşayan kerametleriyle tanınan Cemil Baba’nın bir odadan oluşan evini gördük.

Sonradan Müslüman olan Yaman Dede’nin evi belediye tarafından içi eski eşyalarla döşenmiş konak güzeldi. Bir nebzede olsa Kayseri’nin Halk Kültürünü tanımış oldum. Belki de Türklerin yiyecek bulmak için çırpındıklarına gayrimüslimlerin bu kadar çok fonksiyonlu evlerinin olması başka ülkelerde de olur mu diye düşündüm.

Tepede kimsenin görmediği ama onların Kayseri'yi kuşbakışı gördüğü bir yerde Amerikan Koleji vardı, 1871-1968 yılları arası çalışmış. Lozan da diğer misyoner okullar kapanmasına rağmen bu okul açık kalmış. Birkaç katlı görkemli bir taş binaydı. Alt katını gezdik, etrafında ufak yapılar vardı. Şimdi belediye öğrencileri eğitmek için kullanıyormuş.

Zeki Gürel hocayla sohbet ederken bir anısını anlatınca çok duygulandım. Pınarbaşında bayram namazından sonra hoca dua okuduktan sonra hep birlikte mezarlar ziyaret edilirmiş. Babasıyla birlikte camiden çıkmışlar dualarını okumuşlar milletle birlikte mezarlığa geçerken babası geri çekmiş ve ağlayarak demiş ki "Dur gitme o mezarlıkta yatan bizim kimsemiz yok.” Hoca bunu anlatınca ağlamaya başladı çok hüzünlendim. Köklerinden kopup başka ülkeye muhacir olmak zor. Babamı köy mezarlığına defnettikten sonra mezarlıkla daha yakın bir bağım oldu. Hiç göremesem, gidemesem ne hissederdim acaba.

Kafkas muhacirleri ovayı istemedikleri için sahil güzel yerler Balkan muhacirlerinin oldu derler batıda. Artvin gibi toprağı kıt yerde eskiden arazi çok değerliymiş. Babam, annesinin hissedarlarının paylarını almak için köyde çalışırken 6 yıl maaşını almamış ağabeyi almış babama harçlık göndermiş. Annem çok zorluk çektiğini, aldığı yerlerden hiçbir hayır görmediğini bir ömür babama hatırlattı. Aldığı yerleri yiyenlerde babamın hiç kıymetini bilmediler. Babamın köyde ev yapacak bir yeri bile yoktur. Devlet bedelsiz yer verip beğenmeyen sonra devlete laf diyen muhacirlere çok kızıyorum ayrımcılık yapmalarına.

Adı Pınarbaşı olan sempozyumda bildirilerimizi sunup Pınarbaşı'nı görmeden geri geldik. Bizim oralarda söylenen bir söz aklıma geldi. "Kız evi dambur dumbur, oğlan evi bi haber.” Yani kız evinde düğün hazırlıkları yapılırken oğlan evinin hiçbir şeyden haberi yok. Türkiye’nin birçok yerinden Pınarbaşı için bildiriler hazırlayıp 1,5 gün sunuldu ama belediyenin görevli memurlarından başka kimsenin haberi olmadı.

 

DERLEDİKLERİM

Ali Dağının tepesine Hıristiyan aziz kilise yaptırmış. İmparatorluğa karşı kullanmış. Develi civarında da varmış. Azizin mezarının da dağın tepesinde olduğu söylenmekte. Selçuklular dönemine ait 2 yatır mezarı da mevcut harap olmasına rağmen. Şimdi radar olduğu için oraya gitmek yasak. Yer altı şehri ve sarnıç var. Belediye ışıklandırıp turizme açıtı. Teyyare fabrikası varmış sonra dış güçler engellemiş kapanmış Hava İkmal Bakım merkezi olmuş adı.

Kadir Özdamarlar

Pınarbaşın da eski Ahsıka (Osmanlı yönetimin de) Kars-Ardahan-Erzurum bölgesinden gelen 93 muhacirleri mevcutmuş. Bugüne kadar yazılmadığı için kimsenin haberi yok. Bana Alim Gerçel verdi. Telefonlarını alıp Artmak köyü muhtarı Nurte Doğan'la ve Kızılhan Köyü muhtarı Muhittin Aslan'la görüştüm. Keşke maddi imkânım iyi olsa da bu köyleri dolaşıp derlemeler yapabilsem. Ne derneklerin ne resmi kurumların umurunda.

 

PINARBAŞI'NA  KARS-ARDAHAN'DAN GİDEN MUHACİR KÖYLERİ

Cinahmet

Artmak

Elmalı

Kızılhan

Büyükköm armut

Gülabi/ Pazarören

 

TOMAZRA'DA Kİ MUHACİR KÖYLERİMİZ

Akmezar

Çataltepe

Süven

Nurvana

 

Ülkü Önal

Gercekedebiyat.com