Kardelen / Erkan Öztürk

Kardelen / Erkan Öztürk

18 Kasım 2017 - 868 kez okundu.


Kırmızı kamyonet her zaman pineklediğimiz iki katlı ahşap evin önünde durdu. İçinden yaşlı bir kadın, kara kuru bir adam ve incecik, melek yüzlü bir kız indi. Kara kuru adam ağzındaki sigarayı dudağının kenarıyla fırlattı. Kafasıyla “dağılın” işareti yaptı. Ben şaşkın şaşkın kızın yosun yeşili gözlerine bakıyordum.

Arkadaşlar kolumdan çekiştirerek zar zor uzaklaştırdılar. Kamyonetin kasasından atlayan iri kıyım iki adam eşyaları taşımaya başladı. Kız yaşlı kadının kolunda eve girdi. Mecburen dağıldık.
Masallara, efsanelere konu olacak kadar güzeldi.

Göründüğü o birkaç saniyede herkesin diline düşmeyi başarmıştı. Bu güzellik çok geçmeden merak konusu oldu. Herkes onun hakkında konuşuyordu. Meraklı teyzeler kapı eşiklerinde, dedikoducu amcalar kahvehanede başka bir şeyden bahis açmıyorlardı.

Mahallenin leğen götlü teyzelerine, ağaç kabuğu yüzlü amcalarına iş çıktı.

Bütün dikkatler üzerindeydi. Kimseyle konuşmaz, perdeleri sıkıca çekilmiş evlerinden dışarı çıkmazlardı.

Bakkal, manav, kasap çarşının bütün esnafı dükkân önlerinde bu sır dolu aileyi bekliyordu. Şer suratlı abinin yüzünden kimse niyetini belli edemiyor; ama herkes bu gizli oyundan gayet memnun görünüyordu. Hâlbuki kızı en yakından ve ilk gören ben olmuştum. Bu nedenle kız hakkında ileri geri konuşanları uyarıyor, kaşını gözünü başka türlü anlatanlara gerçek halini tasvir ediyordum. Mahallenin dedikodu kazanının başındaki Fatma kadın beni her seferinde yanına çağırarak kızın güzelliğini anlattırıyordu.

İşimi ciddiye aldım, görev adamı bilinciyle davranmaya başladım. Sorumluluğumun farkındaydım. Tanık olduğum o birkaç saniyeyi ağırbaşlı adamlara özgü kasıntı tavırlar ve büyük bir ciddiyetle anlatıyordum, gene de söylentilerin arkası kesilmedi.

Mahalledeki dedikoduları duydukça beynim patlayacak gibi oluyordu. Annesinin nur yüzlü bir kadıncağız, abisinin de bir kader mahkûmu, kızın ise yeryüzüne gönderilmiş bir melek olduğunu anlatıp duruyordum.

Kız ve ailesi artık bir kara bela gibi peşimdeydi. Geceleri rüyamda onlarla uğraşıyordum. Gittikçe takıntı haline geldi bu durum bende.  Her sabah ahşap evin önünden bahaneyle geçiyor, gözümü camlara dikiyordum. Sanırım adını bile bilmediğim kıza da bu arada âşık olmuştum. Onun hayali ile yanıp tutuşuyordum. Sadece bir kere görebildiğim o bir çift göz aklımdan çıkmıyordu. Aynı zamanda abisinden de çekiniyordum, gene de evlerinin önünden günde yüzlerce kez geçmekten vazgeçmiyordum.
 
Mahallenin kadınları bir gün yeni taşınan komşularımıza bir hoş geldin demek için toplandılar. Başlarında Fatma kadın vardı. Hemen aralarına karışıp Fatma kadını kenara çektim. Kızın adını öğrenmesini, isteyeni, sevdiği var mı yok mu diye ağzını aramasını tembih ettim. Hınzırca gülümsedi. Bu tür işlere bayılırdı.

Heyecandan akşamı zor ettim. Fatma kadın sokağın başında göründü nihayet. Yanına soluksuz koştum. ‘’Ne oldu, ne konuştunuz, adı neymiş, var mıymış bir sevdiği?’’ diyerek heyecanla sormaya başladım.

Fatma kadın, ‘’Çatladın mı oğlum?’’ dedi. ‘’Ayol bu kör kütük âşık olmuş, ateş bacayı sarmış da haberimiz yokmuş.’’ diye devam etti. Bir yandan da omuzlarını sallayarak gülüyordu. Öfkeden boğulacak gibi oldum. Kadını tutup sarsmaya başladım. Ellerimi öfkeyle itip ‘’Düş yakamdan be’’ dedi. ‘’Adı neymiş, adı neymiş’’ diye sara nöbeti geçiriyordum. ‘’Kardelen’’ dedi. ‘’Oldu mu gönlün, duydun mu, Kardelen. Of, çekil artık sünepe.’’ diyerek gitti kadın.

Bütün hücrelerimin donduğunu hissettim o anda. Kardelen’di adı. Kalbim iki değirmen taşı arasında ezildi sanki. Ah Kardelen, ah diye sayıklamaya başladım. Günlerce sıtmaya tutuldum. Yemeden içmeden kesildim. Evini mabet belledim.

O günden sonra geceleri de peşine düştüm. Sabahları evlerinin karşısındaki kahvede, geceleri de kaldırımda oturuyor, sokağında volta atıyordum. Esnafla başım belaya giriyordu. Karakola şikâyet edildim. Kardelen’i bir kez olsun ne camda, ne de balkonda gördüm. Adım meczuba çıktı gene de pes etmedim. Varım yoğum işim gücüm o oldu. Evden bile atıldım, Kardelen’den vazgeçmedim.

Bir akıl hastası gibi dolaştığım sıralarda dikkatimi çeken bazı şeyler de oluyordu. Sabahladığım günlerde evlerinin önüne tanımadığım arabalar gelmeye başladı. Gece yarıları gelen kişiler sabaha karşı gidiyorlardı. Önceleri önemsemedim. Zamanla gelen giden arttı. Gelenler hep erkekti. Önceleri abisinin arkadaşlarıdır diye geçiştirdim. Şüphelerim arttıkça huzursuz oldum. Kimdi bu gelenler, her gece koca koca adamların ne işi vardı bu evde! Kendi kendimi çürütmeye başladım. Halime üzülen arkadaşlar konuşmaya geldiler.

Hepsiyle yumruk yumruğa kavga ettim. Dükkânlarının önünde beklememe izin vermeyen esnafın vitrinini kırdım.

Giderek yalnızlaştım. Fatma Kadın bile halime üzülüyor, bir kap yemek getiriyordu. ‘’Değmez, o sana yaramaz, bilmediğin şeyler var’’ diyen mahalleliyi öldüresim geliyordu. Öfkeden delirip gelen arabaların lastiklerini patlatmaya başladım. Tekerlerin havasını indirdim. Sileceklerini büktüm. Dikiz aynalarını parçaladım. Bir başka gün evin camlarını indirdim, zillerine basıp kaçtım. Onlara rahat vermemek için her yolu denedim. Gene de gelenlerin ayağı kesilmiyordu.

İyiden iyiye delirdiğim bir günün gece yarısı yüzlerini seçemediğim birkaç kişi önümü kesti. Koluma girip çıkmaz sokağın kör bir noktasına sürüklediler. Karanlıkta parlayan çelik bıçağın yansımasını seçebildim sadece. Alnımdan başlayarak yanaklarımda daha sonra boğazımda gezinen bıçağın soğukluğuyla ürperdim. ‘’Buralarda durup ayağımıza dolaşma’’ dedi sigara yorgunu ses. ‘’Oyunlarını biliyoruz, ağzına sıçarız’’ diye devam etti. ‘’Çok istiyorsan parasını verirsin, ne diye mahalleyi ayağa kaldırıyorsun it’’ dedi patlak gözlü olanı.

Bir şey diyemedim. Biraz hırpalayıp bıraktılar. Eve gidene kadar ağladım.

O günden sonra bir süre evden çıkmadım. Kimseye onunla ilgili bir tek kelime etmedim. Adını bile andırmadım.

Yenilgiler insanı ehlileştirir, ben de uysallaştım. Kendime gelip de kahveye çıktığım bir gün evlerinin önündeki hareketlilik dikkatimi çekti. Aynı adamlar bu kez kamyona eşya yüklüyorlardı.

Taşınıyorlardı.

Kardelen’i bir kere de o gün gördüm.
 

ERKAN ÖZTÜRK
GERCEKEDEBİYAT.COM