Kâğıdın anısındaki esintidir Remzi İnanç / Tahsin Şimşek

Kâğıdın anısındaki esintidir Remzi İnanç / Tahsin Şimşek

17 Ağustos 2018 - 887 kez okundu.

Gün Gördüm Yüzler GördümKar Altında Güller VarOrtak Belleğimizdir Dostlar’dan sonra Yazmak Anımsamaktır’la{C}[1]{C} da buluştum. Dördü de anı-deneme buluşması. Onlarca portreyi esenleyen buluşma… Sayfaları çevirdikçe, aldığım notlara baktıkça “Evet Yazmak Direnmektir” başlıklı yazımı anımsadım bir kez daha. Kalem direniyor yaşama.

Bu yazımın özeğinde “Yazmak Anımsamaktır” olacak. Ancak koşutluk kurduğumda, çağrıştırım kapımı çaldığında önceki o üç kitaba da dönüp bakacağım. Böylesi daha iyi olacak; çünkü önümüze 60 yılın bir geniş açılı ve renkli görünümü (panorama) çıkacak, bir de “…hiçbir olayın birinci kişisi de değilim{C}[2] demiş olsa da yazarımızın portresi. 


Dördünde de bileşenler aynı. Neden mi? Hepsinde de “an”lar, zamanı kucaklıyor. Nasıl mı? Yaşama tanıklığa tutkulu bir ilgiyle. Dört dörtlük bir yalınlık da cabası. Salt içerikte değil anlatımda da… Ayrıntıdan arınmış, alçakgönüllü, bilgece bir anlatım. O alçakgönüllülükte hiçbir gizli yasak yok. Kendini gizlemiyor.


***

Bundan on beş yıl önceydi

Bizim de yollarımız kesişti bir kavşakta. Yarını Tanelemek, benim ikinci, ne var ki Toplum Yayınları’nın son kitabı. Salt bu nedenle o kitabım, benim hüzün azmağımdır. Oysa her günün okurunun, evet “toplum”un: Sanat Terimleri Sözlüğü (Adnan Turani), Sosyalizm Sözlüğü (Erdoğan Başar), Mektuplar (V. I. Lenin), Milli Kurtuluş Savaşımız (Ho Şi Minh), Kadın ve Sosyalizm (August Bebel), Az Gelişmenin Sosyolojisi (Cavit Orhan Tütengil), Siyasal İktidara Karşı Direnme ve Devrim (Çetin Yetkin), Doğuda Kıtlık Vardı (Halil Aytekin); Fontamara (Ingazio Silone), Spartaküs (Arthur Koestler), Kaputt (Curzio Malaparte), Kadınlar da Savaşı Yitirdi (Curzio Malaparte), Bağımsızlık Gülü (Ceyhun Atuf Kansu), Temmuz Bildirisi (Hasan Hüseyin) gibi daha nice başyapıta gereksinimi var.

Geçmişi Kınalı (Ürün Yayınları) adlı yapıtımın dosyasını, kaptığı gibi Metin Turan’a götüren de kendisidir. Kapaktaki S. Dali resmiyle, evindeki kitaplığında buluşuvermem, anılarımı zenginleştiren güzelliklerdendir.

Yayımcısı olduğum Afrodisyas Sanat’a katkısını hiç esirgemedi. Yazmak Yaşamaktır’da yer olan “Aziz Nesin’den Gençlere Kimi Öğütler{C}[3] ölümün 13. yılında Aziz Ustaya bir saygı sunumuydu. M.Sunullah Arsoy, Tarık Dursun K., Ali Yüce’yi onun kaleminden okumuştu Afrodisyas Sanat okurları. Kendisini anlattığı “Benden İçerü – Kitaplarla Bir Ömür”ü de… Umarım, yeni bir kitabında bunları da görme olanağı buluruz.

***

Evet, zordur bazı portreleri çizmek

Remzi İnanç onlardan biri. Neden mi? Çünkü kalemin ucunu iyice inceltmek, sözcükleri, kâğıttaki esintisiyle buluşturmak gerekir. Kâğıdın ağaç olduğu o günlerine özlemle…

O’nu herkesin anlamasını bekleyemem. Çünkü dağın ardını “öbür dünya” olarak görenlerin, umudun yanına bir de “cehennem”i yakıştıranların bolca olduğu bir dünyada yaşamaktayız. Ne benim işim var öyleleriyle ne de Remzi İnanç’ın. Dikkatli okur hemen ayrımına varacaktır; O’nda anılar da yarına yelken açar. Geçmiş mi, “bir tatlı huzur”dur, almasını bilene. Bu nedenle O, “tövbe”nin hiçbir türüne yüz vermez  ve özgüvenle “Sürçü.lisan ettikse affolmaya!” der yapıtlarının sunumlarında.

Bu anılarda Ankara’nın 60 yılı var. 1955’te Çocuk Esirgeme’de Ahmet Muhip Dıranas’la başlayan zengin bir portreler galerisi. Farklı zamanlarda, farklı işlerde hem Orhan Asena hem Sadun Aren ile birlikte çalışma şansını yakalamış. Üstelik Mahmut Temizyürek gibi tertemiz bir şair de yardımcısı olmuş.

En çok dikkatimi çeken, dostlarına ve hemşerilerine vefası. Cahit Sıtkı Tarancı, Tuncer Necmioğlu, İhsan Fikret Biçici bu kitaptaki hemşerileri. Mehmet Emin Bozarslan, Adnan Binyazar, Cavit Orhan Tütengil, Nedim Dağdeviren, Korkut Boratav, Yılmaz Karakoyunlu önceki yapıtlarındaki hemşerileri ya da okul arkadaşları. Bir başka hemşerisi Suzan Samancı ile kitabevinde tanışmıştım, Halil Değertekin’le ise Afrodisyas Sanat’taki “Bir Ev… Bir Sokak… Bir Şehir…” başlıklı yazısıyla. Bu başlık, Değertekin’in yapıtının da adıdır.

Öğretmenlerini hiç unutmamış. Sedat Günay Arif Kaptan, Turan Erol, Faik Canselen Enver Behnan Şapolyo, Ali Fuat Cesur’u…

Çetin Yetkin, Doğan Öz, Server Tanilli, Bedrettin Cömert, Hasan Hüseyin, Kemal Burkay, Tahsin Saraç, Süreyya Berfe, Metin Altıok… kadim dostlarıdır. Aziz Nesin, Enver Gökçe, Cahit Külebi, Can Yücel saygı anıtları… Elbette Cemal Madanoğlu, İsmail Beşikçi, Sezai Karakoç gibi çok farklı dünyaların insanları da…  İsmet Özel’i de unutmamak gerekir. Azeri şair Sabir’in bir dizesiyle takılır ona: “Harde bir müsülmen görirem, korgırem{C}[4]

Evet, dostlarıyla ilgili ilginç, eğretilemeli (metafor yüklü) saptamalarıyla karşılaşıyoruz zaman zaman. İşte onlardan ikisi daha:  Tahsin Saraç için “… sağlık sabıka(!) kaydı kabarık ve inadına yaşama suçu(!) işlemeyi sürdüren…” notunu düşerken Can Yücel için “Dünyanın ‘aklı başında’ en muzip çocuğu…”[5] der.

Kitapçı ve yayıncı dostlarını kıskanmaz. Yaşamında Muzaffer ve İlhan Erdost kardeşlerin çok özel bir yeri vardır ve anılarında. Yıl 1968. Beş yayıncının yargılaması aynı gün yapılmaktadır. Remzi İnanç, Erdoğan Başar (Berktay), Mihri Belli, Muzaffer Erdost, Vahap Erdoğdu. Hepsinin avukatı Halit Çelenk’tir.  Hepsi de cezaevini tanır; bu ülkede başka türlü yayıncı olunmaz! Bu hukuk cebelleşmelerinde sıkça gördüğümüz öteki kişi kuşkusuz Veli Devecioğlu’dur.

***

Hadi küçük notlarla “Yazmak Anımsamaktır”da yol almayı sürdürelim

Önce yazı başlıkları dikkatinizi çekecektir. Örneğin “Gurbeti de sılası da olmayan şairimiz Özcan Yalım” Başlık, yazının taç kapısıdır. Okumaya istekle başlamanın merhabası. İçeriğe özgün vurgu…

İlerledikçe bir şeyin daha ayrımına varıyorsunuz. Salt edebiyat, edebiyatçı anıları değil bunlar. Çok yönlü okumalar, farklı alan ve kesimlerden sanat, düşün, eylem dostlarıyla buluşmalar. İşte kitabın kültürel derinliğini ve çeşitliliğini örnekleyen yazılardan birkaçının başlığı: “Sahaf ve ‘Sahafiye’ Üzerine”, “Yıllar Önce Ortalığı Karıştıran Rapor ((milli eğitimle ilgili)”, “İslam Dünyasının Beyin Verimsizliği”, “Şehit Olmak ya da Olmamak”…”  

Özleştirmecilere büyük saygısı var. Nurullah Ataç’a, özellikle de her biri özleştirme neferi köy enstitülü yazarlara… Kalemi bu duyarlığına bağlıdır. İşte arka kapak yazısından seçiverdiğim sözcükler: “anı, anımsama, bellek, çağrışım, deneme, duyarlık, halkbilim, sorun, yanıt

Okurken altını çizdiğim tümcelere dönüp bakıyorum. Bilgece sözler ve saptamalar. İşte “Yazmak Anımsamaktır”ın yirmi iki sayfasından birkaç örnek:

Mektup (düzyazı), “şiire nefes aldırma”dır. / “… pek çok Müslüman, kurtuluşu tez zamanda şehit olmakta arıyor. Bu bir anlamda ölüme aşkla tapınmaktır.” / “Hamidiye Alaylarından Köy Kouculuğuna…” / “Sait Faik yazdıklarıyla baştan ayağa kendisidir.” / Çünkü onlar varlıklı olmayı değil, öncelikle var olmayı seçmiştir.”{C}[6]

***

Hadi, bir de kişilere dönüp bakalım

Aziz Nesin, kitaplarına en çok giren dostu. Her kitabında ona yer var. Örneğin Gün Gördüm Yüzler Gördüm’de tam 24 sayfa. Bunda Aziz Nesin’in dışadönüklüğü kadar kendisinin ironiye tutkusu da etkili sanıyorum. Aziz Nesin’in “Merhaba”sı içtenliğinde sıcacık ve güzel bir metinle her zaman karşılaşmak her zaman olası mı? Değil. O “Merhaba”, Remzi İnanç’ın da hepimize merhabası kuşkusuz.  Hadi öyleyse bir kez daha “Selam” diyelim o “Merhaba”ya:

“(…) Kokup bulaşmayan tavşan tersi, etliye sütlüye karışmayan biçimsel demokrasi teresi, suya sabuna dokunmayan elin pisi, uyuntular, mıymıntılar, sünepeler, süprüntüler, iyiler, kötüler, hem iyi hem kötüler,  kısaca bizler, harman olduğumuz kişiler, merhaba! (...)”[7]

Nahit Hanım (Gelenbevi), Münire Dıranas, Şükran Arsoy ile ilgili anıları gerçekten ilginç. Nahit Hanım, kimliği, vefası ve kültürel olgunluğuyla nice şaire “Yalnız Seni Arıyorum” dedirten o alımlı güzellik, kopmayan inceliktir. Münire Hanım, o yaşam dolu soylu olgunluktur; “Fahriye Abla”yı hiç kıskanmaz. İroniyi sever; onun “abla” olduğunu, kendisinin ona tercih edildiğini bilir. Tam bir sanatçı eşidir. Şükran Hanım, o iyimser öğretmenlerdendir; kendini çoğaltan alçakgönüllü zenginlik.

Toplumun her kesiminden dostları vardır. Sezai Karakoç, Aclan Sayılgan onlardan ikisi. Karakoç’la hemşeridir ayrıca. Önyargılı değildir. Toplumları ve kişileri kendi çağı ve koşulları içinde değerlendirmek gerekir.

Yargıçlığa soyunmaz asla. Yansız saptamalar yapar. Süleyman Demirel’in Edit Tasnadi’nin sorununu çözmedeki pratikliğini de vurgular, Köy enstitüleri konusunda CHP’nin zikzağını ve aymazlığını da. Sahi köy enstitülerinin programı ne zaman değişti 1947’de. Ülkücünün de saygılısına saygılıdır. Örneğin Namık Kemal Zeybek’e. Ama Ayvaz Gökdemir’lere değil elbette. 

Romanya ve Bosna-Hersek gezilerimde Süleyman Demirel’e onun devlet adamlığına ilişkin pek çok olumlu söz duydum. Siyasete içerden baktığımız kadar bir de dışardan bakmak gerekiyor demek ki.

Dostlar galerisinden çıkarken şunu da belirtmem gerekir. Orada ortak dostlarımızı da gördüm. Bu kitapta Dinçer Sezgin, Edit Tasnadi’yle bir kez daha buluştum. Vecihi Timuroğlu, Mahmut Makal’la daha öncekilerde… Dördü de Afrodisyas Sanat’a katkı sundular. Tarık Dursun K., Ergun Evren, Mehmet Taner, Tahir Hatipoğlu, Güngör Türkeli’yi O’nun sayesinde tanıdım.

1970’lerde beni Zafer Çarşısı’ndaki Toplum Kitabevi’nde gördüğünü söyleyen Vecihi Timuroğlu’ydu. Hoyrat gençlik, bazı anılarımı silip götürmüş işte!

***

Sözünü sakınanlardan değildir

Ünlülerin gölgesi de büyük olur deyip kendini gölgelerde korumaya almaz. Örneğin, Ünsal Öztürk’ün bir sorusuna Yaşar Kemal’in verdiği o kaba yanıtı aktarır. Sonra da şu soruyu yöneltir, elbette sorusu önce Yaşar Kemal’edir: “O güzel insanlar o güzel atlara binip” hepten gittiler mi yoksa?{C}[8]

Aynı yapıtta hepimizi irkiltip yaralayacak başka anıları da var; Bir Yazarlar Sendikası Kurultayı’nda Necati Cumalı’nın bir konuşmacıyı, bağırarak susturma kabalığı, Balaban’ın Hasan Hüseyin’e vefasızlığı. Ahmet Arif’in soğukluğu…

Enis Batur’la ilgili o tatsız anısını daha önce bir dergide okumuştum. Bir kez daha karşıma çıkınca, Enis Batur’la ilgili okuduklarımı anımsadım ister istemez. Kitap ve kitapçı söz konusu olunca ilk anımsadığım da Enis Batur’un o “Kitap Evi” adlı romanı oldu kuşkusuz; içerikteki kaos, tümcelerdeki karmaşa… Demek ki tümcelerimiz yaşamımızdan soyutlanamıyor. Meydan, salt Enis Batur’lara bırakılmamalı elbet!

Parmaksız Hamdi’yi anımsayan kaldı mı bilmem? Bu ülke, “burjuva, proleter” sözcüklerinden bihaber, onları telaffuz bile edemeyen Parmaksız Hamdi’lerin de ülkesi. O Hamdi’ler bir de parmaklı olsalardı, kör edilmedik okur-yazar kalmazdı kuşkusuz. Yayıncılık salt çileli değil belalı bir iştir bu ülkede.

Necip Fazıl’ın lüplüpçülüğünü bilmeyen yoktur. Okumak tanıklıktır. Evet,  Necip Fazıl, Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur’u görünce, bütün dostlarını(!), Sezai Karakoç’u da yüzüstü bırakmay yeğleyecek kadar lüplüpçüdür.

***

Şunlar da yaşama ilişkin gözlemlerinden:

 “Şiirde İntihal Deyince” başlıklı yazısı çok ilgi çekici başka bir konuya değiniyor. İyi bir okur neyin çalıntı (intihal), neyin esinlenme olduğunu bilir. İhsan Biçici’nin “kimi sevdimse sen diye sevdim” dizesini bilenler için, Attila İlhan’ın  “Kimi sevsem sensin / senden ibaret” dizesiyle karşılaşmaları şaşırtıcı değil midir? Evet, biz, niye hep bir adım önde olanı (popüler) görüyor, kutsuyoruz?

Sahaflardan söz eden yazısındaki saptamasına katılmamak olası değil. Sahaflarda gün, “Benim imzam, senin imzanı yener!” günüdür. Sahafların sevincine diyeceğim yok; ancak imzalı kitaplarımın işportaya düştüğünü internette (Nadir Kitap, Gitti Gidiyor…) gördükçe canım yanar hep. Keşke kitabıma sahip çıkacak olana imzalasaydım!

Her şeyi ideoloji, siyaset kalıbına dökenlere, Alman Büyükelçisi’nin bir soru üzerine verdiği şu yanıt önemlidir.  “Brecht komünist mi değil mi bu onun sorunudur. Brecht, Almanca yazmıştır ve bizim sanatçımızdır.”[9]

***
Remzi İnanç bizim yazarımız ve aydınımızdır.

O’nu insan sarrafı yapan, okuyucu ve yazar dostlardır kuşkusuz. Televizyon başında altı, internette üç saat geçirmesine karşın, kitaba yalnızca “bir dakika” ayırabilen bir toplumda, kitaplarla geçen bir ömre imrenmemek olası değil. Ben de imrendim. Dostluğunu hep aradım, buldum. Evet, gerçek şans!

İnsan sarraflığı gerektiren o ince ayara, “Yazmak Yaşamaktır” derseniz, sizin de tanık olacağınıza kuşkum yok.

Eli kalem tutan dostlar, onun için “hayrülhalef”tir. Umarım bu yazı, hayrülhalefliğe gölge düşürmemiştir.

Remzi İnanç, bizim belleğimizdir. Evet, Ortak Belleğimizdir Dostlar


{C}[1]{C} Gün Gördüm Yüzler Gördüm Papirüs Yayınları 1998, Kar Altında Güller Var Papirüs Yayınları 2002, Ortak Belleğimizdir Dostlar Ürün Yayınları 2015, Yazmak Anımsamaktır’la Ürün Yayınları 2018

 

 

{C}[2]{C} Gün Gördüm Yüzler Gördüm, Sayfa 9

{C}[3]{C} Afrodisyas Sanat, Sayı 10, Temmuz-Ağustos 208 (Sayfa 21-23)

{C}[4]{C} Gün Gördüm Yüzler Gördüm, sayfa 110

{C}[5]{C} Gün Gördüm Yüzler Gördüm, sayfa 59 / 123

{C}[6]{C} Yazmak Anımsamaktır, (sırasıyla) Sayfa 132, 136, 138, 148 ,153

{C}[7]{C} Yazmak Anımsamaktır, Sayfa 55

{C}[8]{C} Gün Gördüm Yüzler Gördüm, sayfa 32

{C}[9]{C} Yazmak Anımsamaktır, Sayfa 154

TAHSİN ŞİMŞEK
GERCEKEDEBİYAT.COM