Japon Şiiri / Doç. Dr. Ali Volkan Erdemir

Japon Şiiri / Doç. Dr. Ali Volkan Erdemir

23 Nisan 2014 - 21358 kez okundu.

 

Japonya’da bilinen en eski ve en geniş kapsamlı şiir antolojisi, Manyoshu’dur[i]. Bu derlemenin, 8. yüzyılın ikinci yarısında oluşturulduğu tahmin edilmektedir. 20 kitapta toplanan yaklaşık 4500 şiir[ii], halk ve askerden Japon İmparatoru’na kadar geniş bir kitle tarafından kaleme alınmıştır.[iii]  Derlemeye kimin başladığı bellisizse de, son halini veren kişinin Omono Yakamochi olduğu bilinmektedir.[iv] Bu şiirlerden 4200 tanesi waka[v] olup, geri kalanı nagauta[vi] formundadır. Japonya bu dönemde dünyanın en gelişmiş uygarlıklardan biri olan Çin’e (Tang Dönemi 618-906) elçi ve öğrenciler göndermiştir.[vii] Bu yüzden Çin şiirlerinden de türlü izler ve örnekler de taşımakta olan eser Japon kana yazısının gelişme devrine rastladığından Çin alfabesiyle yazılmıştır.[viii]

 

Japonya’da Heian Dönemi’nde (794-1185)  kendine özgü bir kültür ortamı oluşmaya başlamış, Çin alfabesinin yerine kana adı verilen alfabe oluşturulmuştur. Böylece, Çince karakterlerle anlatılamayan Japonsu duygu ve düşüncelerin rahatlıkla ifade edileceği bir ortam doğmuştur. Bu da waka’nın gelişmesini sağlamıştır.[ix] Bilinen en eski waka antolojisi Kokinshu[x], İmparator Uda tarafından saray şairlerine derletilmeye başlanmış, oğlu İmparator Daigo tarafından devam ettirilen çalışma 920 yıllarında tamamlanmıştır.[xi] Derleyenlerden Ki no Tsurayuki, bu kitabın önsözünde Japon şiirinden söz eder.[xii]

 

“Japon şiirinin kaynağı insanın yüreğidir. (…) Çiçekler arasında şakıyan bülbülü, göldeki kurbağanın bağırışını duyup da şiir yazmayan biri olabilir mi? Şiir, çaba harcamadan yeri ve göğü hareket ettirir; görülmeyen şeytan ve tanrıları merhamete getirir; kadın ile erkek arasında güzel bağlar kurar ve sert savaşçıların yüreklerini dinginleştirir.”

 

Bu cümlelerde şiirin gücünün olağan açıklamasının dışında, doğaüstü varlıkları etkileyen yetisinden söz edilmesi dikkat çeker. Batı’da, doğaüstü varlıkların söyleyeceklerini esin verdikleri medyum/şairler aracılığıyla dile getirdiklerine inanılır.  Japonya’da ise, şairler esin perisi ya da ilahi varlıklardan medet ummazlar. Çünkü Japonya’daki her şey gibi, şiir de tanrılarla birlikte doğmuştur. Sanatta harikulade güçler yer alır ve bunlar insanın yeteneğinin ötesinde değil, insanla birliktedir. Tsurayuki şiirle teselli olunan durumlardan bazılarına şu örnekleri verir: “İlkbahar sabahında açmış çiçekleri görünce, sonbaharda dökülen bir yaprağın yere ulaştığında çıkardığı sesi duyunca, çimen üzerindeki çiyi görüp yaşamlarının kısalığı ile ilgili düşüncelerle irkilince, çok sevildiğini düşünürken göz ardı edilince.” Bu haller Japon şiirinin temel konularıdır ve hiç biri esin perisine gereksinim duymaz.

 

Tsurayuki tarafından belirtilen Japon şiirinin ikinci özelliği ise, şiirin arabuluculuk yapmasıdır. 1000 yıllarında yazılmış Genji Öyküsü’nü[xiii] okuyasıya değin Japonya’da şiirin kur yapmak için kullanılabileceğini aklımıza getirmemiş olabiliriz. Sarayda aristokrat kadınların, seçilmiş müstakbel eşleri dışındaki erkeklerle görüşme olasılıkları çok düşüktü. Âşıklar arasındaki konuşmalar, ancak kadının bir perde arkasında yer almasıyla mümkün olabilirdi. Sarayda yüz yüze konuşma imkânından yoksun âşıklar, mevsimine göre erik ağacı çiçeği kokusunun serpildiği ya da akça ağacın kızarmış yapraklarına tutturulmuş notları birbirlerine gönderirlerdi. Bu notlar içinde şiirler de yer alıyordu; ancak içeriklerinden ziyade, kaligrafisi ile değerlendiriliyordu. Genç bir adamın ilgi duyduğu genç kadınla aşk ilişkisinin bir şiir ile başlaması normal olandı. Cevabı sabırsızlıkla beklerdi. Aşağıdaki not buna bir örnektir:

 

“(Genç kadın) güzel kokulu Çin kâğıdına şu şiiri yazdı: ‘Bataklık çiçeğinin sapında kusur bulunabilir. Aksi halde deniz kenarındaki çamurlu çayır ortasında dikkat çekmeden kalamazdı.’ Genji, silik mürekkeple yazılmış notu dikkatle incelediğinde, yazan elin ilişki isteğini vurgulamadaki kararsızlığını fark etti. Ancak (notta) beklediğinden daha çok terbiye ve asalet olduğunu görünce gönlü ferahladı."[xiv]

 

Bazı notlarda ise ateşli aşığın tutkusu sönüverirdi:

 

(Not) hazırcevaplılıkla yazılmıştı; işe yaramazdı. El yazısı da Prens Sochi’nin ümitli gözlerine muğlâk ve manasız göründü. Notu gördükten sonra büyük bir hata yaptığından emin oldu.”[xv]

 

Notlara son bir örnek verelim. Bir kadının kalbini fethetmek için doğru seçilmiş kâğıdın üzerine özenle şiir yazmaktan daha iyi bir yol yoktur.

 

Notun zarafetiyle hem gururu okşanmış hem de (yazılanlardan) memnun kalmıştı; çünkü sadece özen gösteren bir el tarafından yazılmamış, aynı zamanda çok beğendiği bir tarzda katlanmıştı.”[xvi]

 

Japonya’da eski zamanlarda şiir yazımının genç âşıklarla sınırlı kalmadığı, sıradaki örnekten anlaşılacaktır. Gizli Aşk başlıklı kitapta “Eski Bir Bakan” imzasıyla yazılmış aşağıdaki şiirin benzerleri yer alır:

 

            Kim ortaya çıkarabilir?

            Dökülmüş yapraklarla örtülü,

            Vadideki  nehirden

            Kayalar arasına sızıp

            Soluğumu kesen aşkı.

 

Tsurayuki şiirin, sert savaşçıların yüreğini dinginleştirdiğini de belirtmişti.  Gerçekten de, Japon romanlarında ölüm kalım savaşı arasında, kiraz çiçeğinin dökülmesi üzerine veda şiiri yazmaya zaman ayıran kahramanların sakinlikleri, ya da sıradan askerlerin bir kış gecesi toplanıp şiir yazmaları, çok etkileyicidir. Görüldüğü üzere Japonya’da şiir toplumda ayrıcalıklı bir sınıfa ait değildir. Hatta günümüzde neredeyse her Japon -edebi bir değer taşıma ihtimali olmasa da- şiir yazmaktadır. Tsurayuki, “Çiçekler arasında şakıyan bülbülü duyup da şiir yazmayan biri olabilir mi?” diye sormuştu. Benzer bir soruyu 800 yıl sonra haiku şairi Onitsura (1661-1738) dile getirir:

 

                        Şu aya bakıp da,

                        Kaleme dokunmayan

                        Biri var mıdır?

           

Yinelersek, Japonya’da şiirin sadece şairlerin işi ya da eğitimli kişilere ait olduğu düşüncesi yer almaz. Bunun sebebi kısmen Japon vezninin basitliği, kısmen de şiir çeşitliliğinin sınırlı olmasıdır.

 

Japon şiiri hakkında bu yazıda son olarak kısaca şiir tarzını belirtelim. Japon şiiri, hece sayımına dayanır ve şiir tarzları içerdiği hece sayıları ile ayırt edilir. Tanka, 5/7/5/7/7 hece ölçülü 31 heceden oluşur. Haiku ise, 5/7/5 hece ölçülü 3 dizeli 17 heceden meydana gelir.  İşte bu iki form ve bunların çeşitlemelerine dayanan şiir tarzı neredeyse tüm Japon şiirinin temel özelliğidir.

 

 

Türkiye’de Japon Şiiri[xvii]

 

Türkiye’de Japon şiiri denilince akla ilk gelen kuşkusuz haikudur. Haikuya duyulan ilginin yoğunluk derecesi, 17-22 Aralık 2010 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen 1. Boğaziçi Kitap Fuarı çerçevesindeki Haiku Yarışması’na bin beş yüzün üzerinde şiir gönderilmesinden anlaşılacaktır. Haikunun Türkiye’deki nitelik ve başarısının göstergelerinden biri ise Yelda Karataş’ın Uluslararası 10. Mainichi (Gazetesi) Haiku Yarışması’nda (Tokyo, 2007) Büyük Ödül’ü kazanmış olmasıdır.

 

Oruç Aruoba, haikuyu “Japon yazınında geliştirilmiş bir deyiş/yazış biçimidir – dünya yazınının da bilinen en kısa metin biçimi…” olarak nitelendirir.[xviii] Cevat Çapan, haikuyu genel hatları ile “üç dizeli zincirleme koşuk” olarak tanımlar.[xix] Aruoba, haikunun Kigo (mevsim adı) ve kireji (kesme sözcüğü) kurallarını detaylıca anlatır.[xx]

 

Murathan Mungan ise haiku üzerine şunları söylemiştir: “haikunun ‘ehil olmayan’ gözlere kolay görünen sadeliği yanıltıcıdır; çünkü süzülmüş, damıtılmış yüksek bir sadeliktir o. Ardında uzun yollar, köklü bir yaşama deneyimi, güçlü bir kültürel geçmiş barındıran bir sadelik… İmrenmekle, özenmekle, denemekle olmaz.”[xxi] Kanımca bu tanıma en uygun örnekleri Ahmet Necdet’in “Örümcek üşür, en güzel haikusu’nda, düşe dönüşür”[xxii] ve Yusuf Eradam’ın, “Alnımda yazar, boşa kostaklanma ölüm! haiku kalacak.”[xxiii] haikularında görebiliriz.

 

Her iki haiku da yazım kurallarına teknik açıdan uyduğu gibi, Necdet’in haikusunda örümcek, düş gibi doğa içinde yer alan varlıklardan insana dair bir öz çıkarmakta, örümcek üşüyen bir insan gibi rüya görmekte, başkasının kâbusu olabilecek örümcek, kendi yazdığı haikuda yine kendisi, kendi iradesi ile kâbus olmaktan çıkıp bir düşe dönüşmektedir. Eradam ise haikuyu alın yazısı (yazgı) gibi görüp onu ölümden daha güçlü kılmakta, ölüme meydan okurken, üç dize, on yedi hece diye küçümsenen haikunun ölümsüz olacağını –cak hecesi ile kesin zamana bağlarken şiir ve çevirisi ile uğraşanlara, İngiliz şiirini bilenlere de 17. Yüzyılın metafizik şairi John Donne’ın (Death, be not proud) diye başlayan sonesini (Divine sonnet X) ve Can Yücel’in çevirisini de bilinçli olarak anımsatır ve bir haiku içinde hem haikunun kurallarını öğretmiş, hem de vefalı öğrenici olduğunu “az ve öz” dile getirmiştir. Mungan’ın tanımı da, Necdet ve Eradam’ın haikuları da, haikunun sanatın birinci kuralına en güzel örnek olduğunu kanıtlarlar: “Az aslında çoktur” (Less is more). [xxiv]



 

 

Dipnot

[i] Japoncada man sözcüğü/imi, Türkçede on bin; aynı şekilde yo, yaprak; shu, koleksiyon, antoloji anlamını karşılamaktadır. Man, on bin anlamının yanı sıra çokluğu ifade eder.

[ii] Donald Richie. Japanese Literature Reviewed. New York: ICG Muse, Inc., 2003. s. 18-22.

[iii] Matsui Yoshikazu. Nihongo Gakushusha no tame no Nihon Bunkashi. Osaka International University.  Ağustos 2008. s.10.

[iv] Komachiya Teruhiko ve Yoshida Hiroo. Nihon Bungakushi. Tokyo: Tokyo Shoseki, 1998, ikinci basım. s. 18.

[v] Heian Dönemi’nde (794-1185) Japon şiiri (Yamato uta)’yı Çin şiiri kanshi’den ayırmak için waka sözcüğü kullanılmıştır.

[vi] Uzun şarkı, uzun şiir.

[vii] Matsui Yoshikazu.  Age., s.7.

[viii] L. Sami Akalın. Japon Şiiri, Tarih ve Antoloji. İstanbul: Varlık Yayınevi. 1962. s.51.

[ix]  Komachiya ve Yoshid, Age.,  s. 32.

[x] Eski ve Yeni Japon Şiirleri Antolojisi anlamındadır. Aslı Kokin Wakashu’dur ancak literatürde kısaltılmış ismi  kullanılır.

[xi] Komachiya ve Yoshida Age.,s. 32.

[xii] Yazının bundan sonra Türkiye’de Japon Şiiri bölümüne kadarki kısmı, Donald Keene’in Japanese Literature, An Introduction for Western Readers (New York: Tuttle Publishing, 1977) kitabının “Japanese Poetry” (s.22-47) kısmından tarafımca Türkçeye çevrilip özetlenmiştir. Donald Keene, Japon edebiyatı üzerine yazdığı ve Japoncadan çevirdiği ellinin üzerinde kitap ile Batılı Japon Edebiyat uzmanlarının başında gelir. Aldığı ödüller arasında Japon yazın eleştirindeki başarısı için kazandığı Yomiuri Edebiyat Ödülü (1985), ilk kez bir Batılıya verilmiş olma özelliğini taşır.

[xiii] Murasaki Shikibu tarafından yazılmıştır. Yazar ve Heian Dönemi Edebiyatı hakkında detaylı bilgi için bakınız: Murasaki Shikibu’nun Günlüğü. Japonca aslından çeviren Esin ESEN. Hasan Âli YÜCEL Klasikler Dizisi. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mart 2009.

[xiv] The Tale of Genji, (Çevirmen: Waley), tek ciltlik basım, London, 1935. s. 457.

[xv] Ae, s. 497.

[xvi] Ae., s. 94.

[xvii] Türkiye’de Japon şiir tarihi üzerine ilk kapsamlı kitap L. Sami Akalın tarafından yazılmıştır. Bu kitapta Japon şiirinden çeviriler de yer almaktadır. Japon Şiiri, Tarih ve Antoloji. İstanbul:  Varlık Yayınları. Şubat 1962. 

[xviii] Oruç Aruoba (derleyen, çeviren). BAŞO kelebek düşleri İKİYÜZYETMİŞBEŞ HAİKU. İstanbul: Metis Yayınları. Ekim 2008. s. 19. Bu kitap, L. Sami Akalın’ın yazdığı Japon Şiiri, Tarih ve Antolojisi ile birlikte, Japon şiiri ve özellikle de haiku üzerine referans kitap niteliğindedir.

[xix] Haikular. Türkçesi: Cevat Çapan ve Kenan Sarıalioğlu. İstanbul: Sözcükler, Mart 2011. s. 7.

[xx] Aruoba. Age,. s.30-37.

[xxi] Murathan Mungan. 227 SAYFA. İstanbul: Metis Yayınları, Nisan 2010. s. 181.

[xxii] Ahmet Necdet. haiku kuşu. İstanbul: Alkım Yayınevi. Ocak 2004.  s. 51.

[xxiii] Yusuf Eradam. Musalla Taşı Sakinleri. İstanbul: Kırmızı Korsan Yayınları.Haziran 2007. s. 15.

[xxiv] Son paragraftaki çözümleme, Prof. Dr. Yusuf Eradam’ın “Şiire Giriş” dersinde dinlediklerimden aklımda kalan kısmın aktarımıdır.

 

Doç. Dr. Ali Volkan Erdemir

(Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, Sayı. 39, Mayıs 2011,ss.43-47)