Hiçölüm, Merve Çanak ve Gazete Duvar üzerinden eleştirilere bir cevap

Hiçölüm, Merve Çanak ve Gazete Duvar üzerinden eleştirilere bir cevap

02 Kasım 2018 - 5503 kez okundu.

1 Ekim 2018 tarihinde Gazete Duvar’da Merve Çanak’ın kitabı Hiçölüm üzerine bir eleştiri metni yazdım. Metin yayınlandıktan hemen sonra gerek Merve Çanak gerek başka kişiler (isim vermeyeceğim) tarafından yazdığımın bir eleştiri metni olmadığı söylendi. Bu durum çok normal.

Yazılan metnin eleştiri olup olmadığı elbette tartışılabilir. Her zaman da tartışmaya açıktır. Ancak ilerleyen saatlerde  metnin cinsiyetçi bir metin olduğu, “şiiri en iyi ben bilirim” argümanını savunduğumu, güya metinde şair Merve Çanak’ın psikolojisinin bozuk olduğunu söylediğim cümlelerin olduğu, şiire sınır biçmeye kalkıştığım cümlelerin olduğu… gibi eleştiriler(!) geldi. Bir gün boyunca sustum, bir insan ya da bu kadar çok insan daha ne kadar alçalabilir diye sessiz sessiz bekledim. Bizler Memet Fuat’ın, Bedrettin Cömert’in Oktay Rifat’ın geleneğinden geliyoruz. Başkaları gibi sosyal medya üzerinden linç etmeyi etik bulmuyoruz. Bu yüzden bütün bu düşüncelere buradan cevap vermek istedim.

Öncelikle eleştiri nedir? Eleştiri objektif olabilir mi? Memet Fuat bu sorularla her zaman boğuştu ve her seferinde eleştirinin elbette objektif olamayacağını, eleştiri anlayışının eleştirmenden eleştirmene değiştiğini söyledi. Ancak bu objektif olamama durumu sakın yanlış anlaşılmasın, bu her eleştirmenin bir eleştiri anlayışının olduğunu, her eleştirmen kendi şiir-öykü-roman anlayışına göre metine baktığını söylemeye çalışan bir düşünce. Haliyle ben de yazdığım eleştiri yazısında kendi şiir anlayışımdan, çerçevemden baktım Merve Çanak’ın kitabına. Ve benim şiir anlayışıma göre yorumladım, yorumlamaya çalıştım.

ŞAİRİN PSİKLOJİK SORUNLARI MI VAR?

Ortaya sunduğum yazıda Merve Çanak’ın kitabı Hiçölüm’de şiirlerin olmadığını, vasat metinlerden ileriye gidemediğini, yabancı dilden çevrilen kötü çeviriler düzeyinde metinler olduğunu savundum ve böyle bir tez attım ortaya.

Peki, madem bu tez savunulmadı, madem karşı çıkıldı, o zaman neden bir antitez üretilmedi de karşıma sadece kadın-erkek şair kavramlarıyla, durmadan genç şairlere saldırdığım düşüncesiyle (ki hiçbir yazımda genç şairlere saldırmadım, çağdaşım olan birçok şairi takip edip, üzerine yazı yazmam gerekenlerin hepsine yazdım. Kimi olumlu eleştiriler oldu, kimi olumsuz –ki eleştirinin olumlusu olumsuzu olur mu onu da başka zaman tartışmak gerek– çağdaşım şairlerin her zaman şiirlerine odaklandım, hiçbir kişiyle, kurumla, yayıneviyle herhangi bir bağım olmadı), şiirde esamesi bile okunmayan bir şair olduğum suçlamasıyla üzerime gelindi? Odak noktası haline gelen bu karşı çıkışlar yazdığım metinin eleştirisi olabilir mi? Olmalı mı? Bu yaştan sonra biri ve birilerine tez ve antitez nedir bunları mı öğreteceğim. Bana yapılan bu linçin kahramanlarının birçoğu ya benim yaşımda ya da benden yaşça büyük.

Birçok metninde kelime tekrarlarına rastlamak mümkün… Ancak Çanak bunu öyle bir abartmış ki, bazı metinler okunduğunda metin kişisinin psikolojik sorunları olduğu izlenimi oluşmuş. Bir travma halini hâkim kılmaya çalışmış ya da istemeden böyle bir durum çıkmış ortaya. “…ama gelmedin gelmedin burda yalnız kaldım yapayalnız herkes görüyor beni dikkatle izliyorlar her hareketimi ama en çok en çok ellerime bakıyorlar ellerimi ne yapacağımı bilemiyorum ellerim büyüyor büyüyor büyüyor büyüdü ellerim dayanılmaz boyutlara ulaştı ben şimdi ellerimden ibaretim…”sf.24

Yukarıda eleştiri metininden aldığım bu kısım için Merve Çanak’ın psikolojik sorunları olduğunu savunmuşum izlenimi verildiğini savunanlar, bunun üzerinden eleştirilerine yön verenler oldu. “Metin kişisi” size neyi çağrıştırıyor? Merve Çanak’ı mı yoksa Metindeki(şiirdeki) anlatıcıyı mı? Bir metni okumayı da size ben mi öğreteceğim. Metin kişisi-personası-anlatıcı gibi şeyler yazarı belirtmez, metindeki anlatıcıyı, kişiyi belirtir. Madem bu kadar derin okumalarınız var, madem bu kadar bilginiz var, o halde metin kişisinin ne demek olduğunu da bilmeniz gerekir diye düşünüyorum.

 

ELEŞTİRİDE "ERİL DİL"!

Bir diğer konu ise, hatta en önemli olanı şu: Metinde cinsiyetçi bir tavır, eril bir dil olup olmaması. Eleştiri yazısını okuyanlara sormak istiyorum: “Merve Çanak’ın Hiçölüm kitabı üzerine yazdığım eleştiri yazısından bana bir tane cümle, kelime gösterebilirler mi içerisinde cinsiyetçi bir yaklaşım, eril bir anlayış olsun?”

Elbette gösteremezler. Çünkü yazıyı nasıl eleştirsek, bu yazıya nasıl karşı çıksak, nasıl yerden yere vursak diye düşünürlerken akıllarına şu geldi: “Eleştiri yazısını yazanın cinsiyetine bakalım, aa erkekmiş. Eleştiri yazılan kitabın sahibine bakalım, aa kadınmış. O zaman ne duruyoruz, kadın haklarından, feminist duruştan başlatsak ya bu linçi!”

Evet durum bundan ibaret. Metinde herhangi bir cinsiyetçi tavır, eril dil olmamasına rağmen -ki her zaman bu tavrın ve dilin karşısında oldum- yapılan linçin en önemli kozlarından birisi buydu. Yayınevinin editörü konuyu şuraya kadar getirdi hatta: “Bu bir erkek şiddetidir, bir erkek bir kadına şiir böyle yazılamaz diyemez!” Demagojik feminizmden başka nedir  bu?

Eğer bu eleştiri metnini yazan bir kadın olsaydı, acaba o zaman nereden vuracaklardı, nereden linçe başlayacaklardı çok merak ediyorum.

 

FEMİNİZMİ BİLİYORLAR MI?

Feminizmi tam olarak anladıklarına eminler mi? “Erkek egemen toplumun yazın dünyasından” girip, benim parmak sallayarak bir kadına şiiri öğretmeme kadar gitti konu. Ve şaşırarak izlemeye devam ettim bütün bu olup bitenleri.

Erkek-kadın şair konusundan önce, özellikle kitabın sahibi Merve Çanak’a karşı bir kin, öfke haset beslediğim söz konusu oldu. Merve Çanak’ı tanımam etmem. Bir kez şiirine(metnine) Çevrimdışı dergisinde denk gelmiştim. Onun dışında da bir metnini okuduğumu hatırlamıyorum. Acaba bu kadar az tanıdığım bir insana nasıl olur da bahsedildiği kadar kin ve öfke duyabilirim anlamış değilim.




 

Uzun süredir edebiyatımızdaki eleştiri eksikliğinden dem vuruluyor. Her yerde bangır bangır eleştirinin olmadığı, olsa bile ahbap-çavuş ilişkisi üzerinden gidildiğinden bahsediliyor.

Merve Çanak’ı tanımam etmem, buna rağmen kitabı üzerine bir yazı yazdım. Hiçölüm’den önce de birçok kitaba eleştiri yazıları yazmışlığım var, bilen bilir. Ama ne hikmetse eleştiri yazdığım şairlerden sadece birkaçı (özellikle kadın olanları) bu kadar olay yarattı.

Devrim Horlu, İhsan Baran, Ziya Boz, İsmail Biçer, Fatih Akça, Emir İlhan, Gültekin Tezcan, Oğulcan Kütük, Abuzer Gülpınar, Özge Sönmez, Gonca Özmen gibi isimler, eleştirilerimi, düşüncelerimi olgunlukla karşılayıp teşekkür ettiler.

Peki şimdi soruyorum neden bu isimler Merve Çanak ve çok daha önce kitabı üzerine eleştiri yazdığım Selenay Kübra Koçer kadar tepki vermediler. Bizler "eril dil"in tam karşısında olmamıza rağmen, bu bazı kendini bilmez şairler kendi kendilerine demagoji yaparak, eski Türk filmlerinin repliklerini de ödünçleyerek neredeyse ezilmiş, hor görülmüş kadın rolü oynuyorlar!

Yazdığım eleştiri metininin küçücük bir yerinde dahi eril dil, cinsiyetçi bir yaklaşım bulamazlar, bulamayacaklardır.

Sizler edebiyatımızda eleştiri anlayışını bitirmeye, değiştirmeye çalışsanız da, pohpohlama, tanıtım yazılarından geçilmeyen yazılarla doldursanız da bizler nitelikli eleştirinin her zaman yanında olacağız. Olumlu ya da olumsuz, yapıcı ya da kırıcı, eleştiri eleştiridir. Altyapısını, düşünceyi sağlamlaştıracak örnekler verildiği sürece eleştiri anlayışımızı sizin elinizden, çiçekli böcekli, güzellemeli yazılarınızdan kurtaracağız.

Gazete Duvar’da yayınlanan bu eleştiri yazısı, akşam 18.00 saatlerinde Anıl Mert Özsoy’un yazıyı kaldırmak istemesiyle -benim itirazıma karşın- siteden kaldırıldı. Kaldırma sebebi olarak eleştiri metinin "yıkıcı bir dil"i olduğu ve gelen tepkilerin Gazete Duvar’ın çizgisine yakışmaması olarak bana bildirildi.

Ve son sözü Memet Fuat’a bırakıyorum: “Benim beğeni alanımda Ümit Yaşar Oğuzcan ne büyük şair, ne iyi şair, ne de umutla bakılacak genç bir şair olarak yer alamıyor. İnceliğine varılmamış orta malı bir ustalık, acıklı duygululuğa düşen orta malı bir duyarlılıkla kurduğu şiirlerinin sanat eseri taşıdığını söyleyemem. Bana öyle geliyor ki, günümüzün bütün eleştirmenleri söz birliği edip Ümit Yaşar Oğuzcan’a övgüler düzseler, gene de onu önemsiz şair niteliğinden kurtaramazlar. Eleştiri doğruyu söylediği kadar güçlüdür çünkü.”

Saygıyla…

Bekir Dadır

 

EK: gazeteduvar'da sansürlenmiş söz konusu yazının tamamı:

Şiir Bunun Neresinde?

Eylül 2018’de Ve yayınlarından bir kitap çıktı. Kitap çıktıktan hemen sonra üzerine yazılar yazıldı, şairiyle röportajlar yapıldı.

Çağdaşım olan şairleri ve onların şiirlerini takip etmeye özen gösteriyorum. Merve Çanak’ın ismine neredeyse hiç denk gelmedim desem yeridir. Kitabı okur önüne çıkmadan önce sayılı birkaç dergide metinleri yayımlanmış. Buna rağmen kitap çıkar çıkmaz birçok yerde kitabının tanıtımına denk geldim. Bu kadar reklam yapılması dikkatimi çekti ve kitabı edindim ancak büyük bir hayal kırıklığına uğradım.

Merve Çanak’ın Hiçölüm isimli kitabı, bildiğimiz şiir anlayışının aksine bizi çok farklı bir şiir(!) anlayışıyla karşı karşıya bıraktı.

Farklı derken bunu olumlu bir anlamda söylemiyorum, içinde şiir olmayan metinlerin olduğu bir kitaptan bahsediyorum. Bu kitap binlerce yıllık şiir geleneğimizi bir çöp torbasına koyup atıyor. Sözlü kültür ürünlerini, yazılı kültür ürünlerini, halk şiirini, divan şiirini, cumhuriyet öncesi ve sonrası şiirini hatta çağımızın şiir anlayışını, yani şimdiye değin bildiğimiz, okuduğumuz şiirin tam zıt kutbunda olan metinlerin toplanmış hâliyle karşımıza çıktı bu kitap.

Şimdi şöyle bir soru sorma gereği duyuyorum: Merve Çanak’ın Hiçölüm isimli kitabında şiir nerede?

“Baudelaire, mensur şiirleriyle, şiirin nazımla ilgili bir şey olmadığını ispat edeli çok oldu”[1] demişti Oktay Rifat düzyazı şiir için. Bu düşünce ışığında bakmaya gayret gösterdim Çanak’ın kitabına. Ancak bu bakış açısı bile kitapta şiiri bulabilmeme yardımcı olmadı.

Çanak, aslında kitabında farklı bir biçimi denememiş, yüzyıllardır süregelen düzyazı şiir türünü denemiş, ancak başaramamış.

Düzyazı şiirin en büyük handikaplarından biri de hiç kuşku yok ki şiirsellikten uzaklaşıp öykü diline yaklaşmasıdır. Daha önce Narin Yükler’in Aynadaki Çürüme isimli kitabında yer alan bir şiiri için söylediklerimi buraya aynen aktarıyorum: Aynadaki Çürüme için en büyük eleştirim “Yol” adını verdiği şiire olacaktır. Yükler’in bu metni şiir dışında her türe uygun aslında. Düzyazı biçiminde şiirlere zaman zaman denk geliyoruz. Ve çoğu zamanda zevkle okuyoruz. Özellikle son dönemde bunu hakkıyla yapan isimlerden birisi de Şükrü Erbaş’tır. Düzyazı şiiri başarıyla kullanan diğer isimlere de baktığımızda düzyazının ve özellikle öykünün anlatımcı olanağından yararlanıp şiir dilini de bu kurgunun içerisine koyup iyi şiirler ortaya çıkarıyorlar. Yükler ise bu iyi şiirlerin yanından geçememiş “yol” şiiriyle. Eğer bir şiir kitabının içerisine anı türünde bir metin koymak istediyse anlayışla karşılanabilir; ancak böyle bir şey yapmak istediğini zannetmiyorum. Şiirin biçimi her zaman için kırılabilir ki zaman zaman kırılmalıdır da. Ancak kırılan bu biçim eğer biçem olarak bize bir şiiri vermiyorsa o zaman bu metin için şiir demek biraz zordur.[2]  Aydınlık Kitap’ta yer alan bu yazımda bahsini ettiğim eleştiriler Merve Çanak’ın Hiçölüm’ü için de geçerli. “burada gizlenmek ve bir sevgiliyi öpmek yeterince günah değil” metnine baktığımızda ilk dört satırın şiire yakınlığı aşikâr. Ancak sonrasında gelen ve “akşamüstü uğradığım sahafta, ahşap bir dolabın üstünde paul cêzanne’ı anlatan fransızca bir kitapçık buldum.”sf.16 diye devam eden cümlenin şiirsellikle, şiir diliyle yakından uzatan bir alakası, benzerliği olduğunu düşünmüyorum.

Birçok metninde (özellikle şiir demekten kaçınıyorum) fiillere ve yüklemlere sık sık yer vermiş Çanak ve bu durum hiç bitmeyen cümlelere ve anlatımlara yol açarken aynı zamanda da yazımın başında sorduğum sorunun örneklerine fırsat vermiş Çanak; şiir bunun neresinde: “bazen bazı şeyleri kelimelere dönüştüremiyorum. Gün oluyor, yel bulanıyor, suyum donuyor, suyum durmuyor, kanıyor, katılıyor, katılaşıyor, suyum akmıyor kalıyor, kaldıkça kirleniyor, kaldıkça acıyor, kaldıkça derinleşiyor…”sf.15

Hiçölüm’deki metinler iç dökme metinlerden uzaklaşamamış, şiirsel anlatım gücüne ulaşamamış, vasat düzyazı metinlerden ileriye gidememiş.

Çanak’ın metinleri yabancı dilden kötü ve özensiz bir şekilde çevrilmiş bir metin görüntüsü veriyor bizlere. Sanki Çanak önce İngilizce yazmış sonra yazdığı bu metinleri kendi eliyle Türkçeye çevirmiş gibi: “bir keresinde yatakta uzanmış yorganın altında yaşamaz gibi dururken kelimelerin ayaklarımdan çekip beni yerde sürüklediğinden bahsetmiştim.”sf.20

Birçok metninde kelime tekrarlarına rastlamak mümkün… Ancak Çanak bunu öyle bir abartmış ki, bazı metinler okunduğunda metin kişisinin psikolojik sorunları olduğu izlenimi oluşmuş. Bir travma halini hâkim kılmaya çalışmış ya da istemeden böyle bir durum çıkmış ortaya. “…ama gelmedin gelmedin burda yalnız kaldım yapayalnız herkes görüyor beni dikkatle izliyorlar her hareketimi ama en çok en çok ellerime bakıyorlar ellerimi ne yapacağımı bilemiyorum ellerim büyüyor büyüyor büyüyor büyüdü ellerim dayanılmaz boyutlara ulaştı ben şimdi ellerimden ibaretim…”sf.24

Çanak’ın kitabında yer alan metinlerin şiir olmadığına vurgu yapmaya çalışıyorum. Anlatımın düzlüğü, şiirsellikten uzaklaşması, öykü ve düzyazı diline yakınlığı sebep oluyor bu düşüncelerime. Bu düşüncemi Oktay Rifat’ın “Şiir Bir Özdür, Düzyazıyla da Verilebilir” yazısından örnek vereceğim: “Nurullah Ataç bir gün bana şöyle demişti: ‘Otobüs bekledik durakta sözü şiir değildir. Ama Otobüsler bekledik duraklarda deyince birdenbire şiir oluverir’ ‘İnsanın insana kulluğu yok edilmelidir, bu çağrı bizdendir’ sözü şiir değildir. Buna karşılık, ‘Yok edin insanın insana kulluğunu/ Bu davet bizim’ sözü şiirdir. Neden? Çünkü ‘Otobüs bekledik durakta’ sözüyle ‘İnsanın insana kulluğu yok edilmelidir, bu çağrı bizdendir’ sözleri her türlü duygusal yükten yoksundur, kurudur, öbürleriyse heyecan yüklüdür. [3]

Yazının başlığında sorduğum soruyu şimdi tekrar ediyorum: Şiir bunun neresinde? Merve Çanak neye dayanarak bu metinleri şiir diye bizim karşımıza çıkarması için Ve yayınevinin kapısını çaldı?



[1] Oktay Rifat Şiir Konuşması, Adam Yayınları 1992 İstanbul, sf.14

[2] Çürümenin Çürük Olan ve Olmayan Yanları Narin Yükler Aynadaki Çürüme, Bekir Dadır, Aydınlık Kitap

[3] Oktay Rifat Şiir Konuşması, Adam Yayınları 1992 İstanbul, sf.310


GERCEKEDEBİYAT.COM