Gelincikler / Harun Özmen

Gelincikler / Harun Özmen

06 Mayıs 2017 - 3022 kez okundu.

Ordular kaldırıp ellerini, yakardılar tanrılara. Her Akhalı, her Troyalı şöyle dedi: “Zeus baba, İda Dağı’ndan hükmeden ulu tanrı, kim doladıysa başımıza bu işleri, Hades’in evine gitsin, bırak ant içelim dost olalım biz de.

Homeros  (İlyada)                                                                                                                                                         

Yıllar önce Sivas İmranlı’da,  ilçenin Divriği’ye komşu güney dağ köylerine aşılama çalışmaları için gittiğimizde başıboş atların çiğnediği kırlardaki gelincik tarlalarını fotoğraflamıştım. Çıkardım bugün o fotoğraflara tekrar baktım uzun uzun. Gelinciklerin yabani güzelliğinden güç almak istedim günlerdir yazmak istediğim bu yazı için. Baharla beraber yeşile kırmızıyla fırça darbeleri vuran gelincik çiçeğini insanlık binlerce yıldan bu yana tanımakta. Tarihte en eski gelincik resimleri üç bin yıl önce Mısır lahitlerinde bulunmuş.

Sahrap Soysal bir yazısında uzun uzadıya bahseder: “Eski Yunan / Roma mitolojisinde de gelincik birçok tanrı ile ilişkilendirilir. Örneğin Morpheus (uyku tanrısı Hypnos’un üç bin çocuğundan biridir ve insanlara uykuda çeşitli biçimlerde görünen düşleri simgeler) uyutmak istediklerine gelincikten yaptığı taçlardan verirdi.”

Morpheus için yapılan tapınaklar gelinciklerle süslenmiş. Romalılar kara sevdaya düşenlere gelincikten yapılan içecekler verir, aşk acısını dindireceğine inanırmış.

Gelinciğin çiçeğinin taçyaprakları, yeşil yaprakları ve tohumları değişik amaçla kullanılmış.  Çiçeklerinden mürekkep yapımında hatta sakinleştirici olarak faydalanılmış. Kültürümüzde gelincik şurubu, şerbeti önemlidir. Özellikle İstanbul hanımefendilerinin gelincik lezzetlerini çok iyi bildiği söylenir.

Homeros’un İlyada’sında da gelincik çiçekleri geçer; biliriz o Truva hikâyesini! Ölen savaşçılar gelinciklere benzetilir. Geçenlerde ciddi bir televizyon kanalında izlediğim belgeselde Çanakkale savaşlarında Türk ve Anzak askerlerinin ibretlik öyküleri anlatılıyordu. Milletimizin engin ve şefkatli bağrında yatan Anzak askerlerini anmak için yapılan Anzak Koyu'ndaki mezarlıkta her mezar taşının başında bir gelincik açarmış. Çiçeğin yeşil narin gövdesi askerleri, kırmızı taç yapraklar da savaşın kanlı, adanma gerçeğini sembolize edermiş.

Tarihte örneği pek çoktur bu efsanenin; Cengiz Han’ın bir savaşta düşmanı mağlup edip savaş meydanını kan gölüne çevirdikten sonra etrafı gelinciklerin doldurduğuna şahit olduğu anlatılır.

Yine Kafkasya’ da 1918 de Azerbaycan halkını Ermeni zulmünden kurtarmak için Osmanlı Ordusu Gence’ye girerken, binlerce askerin başlarındaki fes ve fesin ucundaki laleye benzetilen püsküllerle ortaya çıkan manzara gelincik (Azeri dilinde lale) tarlasına benzetilmiştir. Azeri sanatçı Telman Haciyev bu görünümü şiirleştirmiştir.Türk askerlerinin başındaki fesin püsküllerinin gelinciklere benzetilerek yazıldığı o  “Laleler” türküsünün sözlerini hatırlar mısınız?

“Yazin evvelinde Gence colunde / Cixiblar yene de dize laleler / Yagisdan islanan yarpaqlar / Seribler dereye duze laleler”

Tıp öğrencisi olduğum 1980’li yıllarda Fransız oyuncular Alain Delon ve Véronique Jannot’un başrolünü paylaştığı” Le Toubib” adlı filmi biraz da doktor adayı olmam sebebi ile büyük bir merakla izlemiştim. Savaşın içinde güzel bir aşk filmidir. Alain Delon askeri doktordur. Final sahnesinde bir gelincik tarlası yakınında duran askeri cipten güzel Harmonie iner, tarlaya gelinciklerin içine girer. Çok duygusal, özel bir sahnedir filmde; tarlanın öbür yanında kurulu acımasız savaş düzeneği devreye girer, patlar ve güzel Harmonie kanlar içinde gelincik tarlasına yığılır. Usta aktör Alain Delon finali de güzel oynar, aktörün vasat filmlerinden biri olarak görülse de sadece o final sahnesi ile bile özel ve güzel bir filmdir ” Le Toubib”  . Sosyal medyada filmin final sahnesine ulaşabiliyorsunuz. Mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum. Fransız yönetmen Homeros’dan esinlenmiş olacak!

Bahar aylarının savaş ayı olması ve gelinciklerin baharla birlikte doğayı düğün yerine çevirmesi tesadüf mü, her boyutu ile irdelenmeli. Savaşlar da gelincikler de baharı bekliyor, bu gerçek! Memleketimi, Anadolu’yu düşündüm. Baharla beraber taşından toprağından şehadete her an hazır milyonlarca vatan sevdalısını temsil edercesine gelincikler açıverir. Sizi bilmem ama gelincik bende savaşın ötesinde aşkın naif çiçeğidir. Sanki hoyratça dokunursanız, sevgi gibi küskün, ürkek, arkasına bakmadan dönüp gidecek gibidir.

Gelin bu bahar gelinciklerle savaşı değil aşkı hatırlayın.

Harun Özmen

Gercekedebiyat.com