Geçmişi değil geleceği konuşalım / Hüseyin Atabaş

Geçmişi değil geleceği konuşalım / Hüseyin Atabaş

03 Aralık 2012 - 3900 kez okundu.

Dünyaca ünlü müzisyenimiz Fazıl Say, 13 Kasım 2012 akşamı CNNTÜRK televizyonunda kendisiyle yapılan bir söyleşide, bir soruya karşılık olarak şöyle diyordu: “Bakın, geçmişi değil geleceği konuşalım. Atatürk’le 10 Kasımlarla değil... Kendi hayatımız ve geleceğimiz olmalı eksende... Gerçekçi olmalısınız. Önümüzde karanlıklar görüyorum, gelecekle ilgili birey olarak ne düşünüyorum, bu önemli... Atatürk’ü çok severim ama mesele bu değil, kendimizin ne olacağı meseledir... Bir oyunun içinde Türkiye...”
 
Atatürk ile Atatürkçülük işte bunun için önemlidir ülke olarak bizim yaşamımızda; kendimizin, geleceğimizin, ülkemizin, hatta dünyanın ne olacağını bilmemiz gerektiği için. Yoksa geçmişte ve gelecekte hiç kimse, bir zamanlar Arap çöllerinde puta tapar gibi tapmıyor Atatürk’e; “Nereden baksa güzel, nereden baksan güzel” olduğu için de değil. Sorun, “kendimizin ne olacağı mesele...”sidir. Bu ülkede bir Kurtuluş Savaşı’nın yapılmadığını söyleyen birtakım nankörler öyle anlayabilir, işlerine geldiği gibi, kişisel çıkarları için; biz öyle anlamıyoruz.
 
Atatürk’ü sevmeyenler sanırım; “Bu millet bağımsızlıktan yoksun yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.”, “Her halde alemde bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”, “Korku üzerine egemenlik kurulamaz.” dediği için O’ndan nefret ediyorlardır. Çünkü öyleleri köle ruhlu yaratıklardır. 
 
Mustafa Kemal’i bizim ve mazlum halklar için Mustafa Kemal yapan, büyük yapan; sözle ve sözde birtakım şeyler kotarmış olması değil, maddi ve manevi olarak ülkemiz ve insanlık için kalıcı değerler ortaya koymuş olmasıdır. Barışın sürekliliği, çağdaş uygarlık düşünün, düşüncesinin toplumun yaşayan ve yüzyıllar boyunca da yaşayacak olan, hatta bir ulusun değil de tüm insanlığa böyle bir geleceğin yakışacağını, dünyanın bu doğrultuda yürümekle huzur bulacağını düşündüğü için… Bu nedenlerle ve uygarlığın sürekli olmasının önem taşıdığını düşündüğü için de; “Benim bütün ümidim gençliktedir.” diyordu… O’nun düşünceleri ve yaptıkları üzerinden yürüyerek, Işık Kansu, tıpkı babası şair Ceyhun Atuf Kansu’nun söylemi ile Atatürk Devrimi’nin ruhunu şöyle özetliyor: 
 
“Bizim devrimimiz, ilktir ve örnektir.
 
Bezirgân sömürgeciliğe karşı yürütülen bağımsızlıkçı kurtuluşu; beyliği, ağalığı, sultanlığı yıkan çağdaş, toplumcu bir halk yönetimini simgeler.
 
Ezilen uluslara yol, yöntem gösterdiği için de yeryüzü ağalarının, beylerinin hiç hoşuna gitmez.
 
O yüzden; Henze’sinden tutun, Fuller’ine tüm casuslar; yobaz kukumavlardan tutun emperyalizme kul köle olmuş vaizlere değin tüm işbirlikçiler Türk devrimini sürekli kötülediler, yerden yere vurdular.
 
O yüzden, kimliği 1923 devrimi ile özdeşleşmiş Atatürk’ün adını ve anısını aşağılamak, yıpratmak, yok etmek için seksen takla attılar.
 
O yüzden, Türk devriminin yarattığı önderleri kalleş pusularda tek tek öldürüldüler.
 
Türk devriminden öylesine korkuyorlar ki, şimdi onu belleklerden silmek için üniversitelerde ders olmaktan bile çıkarıyorlar.
Güçleri yetmeyecek, beceremeyecekler.
 
İçimizdeki bağımsızlık ateşi kor olmuş, yanıyor. Söndüremezler...” (Cumhuriyet, 10 Kasım 2012)
 
*
 
Işık Kansu’nun bu söyledikleri eksiksiz olarak yerine geldi mi, yerine getirildi mi? Hayır, tam olarak gelmedi de gelmedi de. Ama bunlar en azından ilke olarak ruhlara işledi… Özet olarak söyleyelim ki, Mustafa Kemal Atatürk’ü Kurtuluş Savaşımıza önderlik ettiği; 1923 Devrimi ile onun kazanımlarını bize armağan ettiği için çok önemsiyoruz. İç ve dış kaynaklı, küçük ve büyük yıkıcı tüm saldırırlara karşın laik ve çağdaş Cumhuriyet’in dimdik ayakta kalması için halk olarak O’nun izinde hâlâ direniyoruz. Böylece geleceğimize güvenimiz daha da artıyor. Atatürk’ü bu anlamda anlamak ve sevmek önemlidir; ülkemizin ve dünyanın geleceğine yaptığı katkılar için. Yoksa onu “putlaştırmak” ne O’na bir şey kazandırır ne de bize. Bu böyle biline!..
 
Ayrıca bu bağlamda, “Emperyalizmin bölge politikalarının ve stratejisinin parçası olan her türlü girişime ve politikaya karşı çıkmak bütün ilericilerin, demokrat yazar ve şairlerin görevi olmalıdır.” Bu da böyle biline!
 
Öte yandan, “Bezirgân sömürgeciliğe karşı yürütülen bağımsızlıkçı kurtuluşu; beyliği, ağalığı, sultanlığı yıkan çağdaş, toplumcu bir halk yönetim” anlayışını dışlarsak ne olacağını düşünsenize?  
 
 
Hüseyin Atabaş
 
Gerçekedebiyat.com