Filmler yalan söylerken bile canevinden yalan söyler / Adnan Azar

Filmler yalan söylerken bile canevinden yalan söyler / Adnan Azar

19 Ocak 2017 - 5223 kez okundu.

(10 Ocak 2014'de kaybettiğimiz şair dostumuz, sitemizin yazarı Adnan Azar'ı 2012 yılında sitemizde yazdığı bir yazısıyla saygı  ve özlemle anıyoruz.)

Sinema kitaplığı  içinde kendisine seçkin bir yer edineceğine şimdiden inandığım  Filmlerle Sosyoloji  ortak bir kitap.  Bülent Diken ve Carsten Bagge Laustsen  birlikte kotardıkları bu çalışma için  üç katmanlı,  üç okuma biçimi öneriyorlar okura:

“Birincisi, toplumsal teori yaparken filmleri analiz etme yolunda bir çaba olarak… İkincisi, toplumsal teori kapsamındaki bir dizi önemli alan ve kavramla bir yüzleşme olarak… Üçüncüsü de filmlerin analiz araçları olarak kullanıldığı bir sosyal teşhis girişimi olarak.”  

Kitabın ‘sunuş’unu kaleme alan Slavoj Zizek “Filmler yalan söylerken bile toplumsal yapımızın can evindeki  yalanı söylerler. Bu nedenle, elinizdeki kitabı yalnızca filmlerin toplumsal  gerçeği nasıl yansıttığı ya da meşrulaştırdığıyla ilgilenenler değil, toplumlarımızın nasıl olup da kendilerini ancak filmler aracılığıyla yeniden ürettiği konusunda fikir sahibi olmak isteyenler de okumalı.” diyor.

*
On dokuzuncu yüzyılın sonuna doğru gün ışığına çıkan iki ‘makine’;  Lumiere Kardeşler’in sinematografı ile uçak(lar), -elbette farklı teknolojiler kullanarak-, değişik mekanlar arasında ‘hareket’i mümkün kılıyorlardı.

Ama çok geçmeden roller değişti: Uçak  yolculuk, ticaret ve savaş aracı olurken, gündelik hayatın dışında kalmayı sağlayan sinema  bir ‘hayal fabrikası’na dönüştü.

Sosyoloji bilimi ise, genel olarak sinemanın ‘temsil’i  ile  temsil  ve gerçeklik arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı meselesine baktı. Sinema bugün toplumsal farklılıklara ilişkin bilgilerin yayılması açısından en önemli alanlarından biri. İçinde bulunduğumuz toplum da göstergeler, imgeler ve gösterge sistemleriyle daha çok ilgilenen, giderek ‘sinemalaştırılan’ bir toplum oldu. Şimdi gerçeklik daha çok sahneleniyor, toplumsal üretim ve gündelik deneyimler de sahnelenen emsallerine göre değerlendiriliyor.

Edgar Morin’in söylediği gibi insan bir “homo sinematografikus” oluyor. Toplumsallaşmanın yolu büyük imgeler oluşturmak ve onları tüketmekten geçiyor. Aşikârlık da sinemanın en öncelikli gizemi. Yine Morin’e göre “şaşırtıcı olan sinemanın bizi şaşırtmaması. Aşikâr olan ‘gözümüzün içine bakıyor’, kelimenin tam anlamıyla  bizi kör ediyor.”  Sinema bizi kör ederek toplumun sinemalaştığı gerçeğini görmemizi engelliyor.

Filmlerle Sosyoloji, sosyoloji ile sinema arasındaki yüzeyde iz sürerek, bu ilişki içindeki  titreşimleri görmeye çalışıyor, sosyolojik kavramlarla imgeler arasında gidip geliyor. Bu çalışmada,  genellikle yapılanın tersine, sosyolojik bilgiler sinemaya uygulanmıyor, sinema  sosyolojik amaçlar için kullanılarak sosyoloji yapılıyor. Sinemayı sinemasal olarak araştırmakla da ilgileniyor ve sosyolojinin sinemayla yüzleşerek nasıl değişebileceği  sorusu üzerinde  duruyor. Sosyolojinin genel olarak toplumsal hayatı katmanlaştırma ve şeyleştirme eğiliminde olduğunu, düzenliliklere, tekrarlanan pratiklere, sistemlere, yapılara ve tiplere odaklandığını biliyoruz.

Oysa ‘sinemasal göz’ edimsel toplumsallığın sanal ve ‘açık’ olanla ilişkilendirilmesi bakımından özgürleştirici  bir görüş sağlayabiliyor.

Sanat/sinema ile toplumsal arasındaki alışveriş bir indirgenemezlik ilişkisi. Sinemasal ile toplumsal, birlikteliklerinde ayrılan ve ayrılıklarında birleşen ikizler gibidir. Sosyal teori ile sinema {sanatsal ve kurmaca} arasındaki ilişkiye yönelik hiyerarşik yaklaşımlara da bu nedenle karşı çıkmak gerektiğini söyleyen  kitabın yazarları  Bülent Diken ve Carsten Bagge Laustsen, ayrıca estetik ve politik/etik bir  ‘ikili okuma’yı önererek bir toplumsal tanı koymayı hedefliyorlar. Barbarlık söylemleri {Hamam}, partizan savaşı ve işkence {Brazil}, kin duygusu ve linç {Sineklerin Tanrısı }, direniş ağları ve linç {Dövüş Kulübü}, suç ve kamplar {Tanrı Kent} ve yas tutma {Hayat Güzeldir} gibi tamamı ‘yakından’ bilinen sinema filmlerinin, bağlamları içinde,  alegori olarak yorumlanmış olması da Filmlerle Sosyoloji’nin etki alanını derinleştiriyor.

‘Şark’, genel olarak toplumsal ve dilsel farklılıkların öncesine ait bir fantezi evreni olarak  bir işlev yüklendiğinden,  bu bağlamda belirgin bir şekilsizlik sergiliyor: Şark sadece öteki değil, aynı zamanda da hiperbolik.  Bu çerçeve içinde Hamam  filminde sapkınlık, bedensel zevk, cinsiyet {eşcinsellik ve heteroseksüellik} ve despotizm  fantezilerinin farklı arzu ekonomileri aracılığıyla sürdürüldüğünü  gösteriyor bize bu çalışma. Kimlik ve toplumsal cinsiyetle ilgili önemli soruların tartışıldığı  bu  bölümde, okuru postyapısalcı toplumsal  teori alanıyla tanıştırmayı amaçlıyor. İzleyen bölümde Harry Hook’un, Golding’in İkinci Dünya Savaşı’na ders/ters-ütopyacı bir yorum niteliğindeki romanından uyarladığı Sineklerin Tanrısı ile tartışma sürüyor. Tanrı Kent bağlamında kamp mantığının nasıl genellendiğini, etrafı yüksek duvarlarla çevrili yalıtılmış  alanların  yol açtığı toplumsal parçalanmışlıklara  nasıl karşı koyulacağı değerlendiriliyor. Aynı zamanda bir ‘gişe filmi’ olan Dövüş Kulübü’ndeki mikrofaşizmin, toplum tarafından reddedilmesiyle birlikte, ağ toplumunda nasıl hayat bulduğu sorusuna odaklanıyor Fimlerle Sosyoloji.

Mikrofaşizm  toplumsal bağ açısından bir  kaçış hattı olarak değerlendiriliyor ve ihlâl düşüncesi ‘kapitalizmin yeni ruhu’  tarafından istenir hale geldiğinde düzeni yıkma projesine ne olacağı sorgulanıyor.  İhlâl düşüncesi ele alınırken,  ihlâlin paradoksal bir biçimde günün yasası’na dönüşmesi meselesi tartışılıyor. Bir diğer bölümde Terry Gilliam’ın yönettiği  Brazil’in ters-ütopya dünyasına ışık tutuluyor. Son bölümde,  Hayat Güzeldir filminin sınırladığı alan içinde, etik ve tanıklık ‘muammasına’ odaklanılıyor.  

Bülent Diken ve Carsten Bagge Laustsen’in, kimi bölümleri daha önce yayımlanan Filmlerle Sosyoloji  başlıklı  kitapları,”toplumsal teori  yaparken filmleri analiz  etme yolunda bir çaba  olarak… toplumsal teori kapsamındaki bir dizi önemli alan ve kavramla bir  yüzleşme olarak…  filmlerin  analiz araçları olarak kullanıldığı bir sosyal teşhis girişimi  olarak..”   mutlaka ve yeniden görmek için özenle okunmalı; editör Özge Çelik ve çevirmen Sona Ertekin kutlanmalı!                    

FİLMLERLE SOSYOLOJİ

Bülent Diken ve Carsten Bagge Laustsen
Çeviren: Sona Ertekin, Metis Yayınları,2010, 226 sayfa,15 TL.

A. Adnan Azar

Gercekedebiyat.com