Faulkner bu tip yazarlara ne demişti?

Faulkner bu tip yazarlara ne demişti?

31 Mayıs 2019 - 152383 kez okundu.

Elif Şafak’ın Mahrem kitabında da Ayşe Kulin’in Gece Sesleri kitabında da Abdullah Şevki’nin betimlemelerini aratmayacak sahneler var.

Sosyal medyada dolaşan sayfalar durumun vahametini gösteriyor.

"İslamcı pedofil"lerin, Kuran Kursu kurtlarının "çocuk istismarı"yla mücadele ederken, birden yanıbaşımızda, en kutsal alan saydığımız edebiyat alanında beliriverdi sapıklık. Ne yapacağımızı şaşırdık açıkçası. İrin patladı.

Yayıncılığımız, edebiyat dünyamız bir açmaz içinde. Öyle ki eleştirmenin kalmadığı yerde halkımız “sosyal medya”yla bu işi yapmaya başladı! 

Büyük insanlık mücadelesinin en önünde olması gereken yazarlarımızın bu bilinçsizliği, bu etik anlayışını görünce, toplumun günlük meşakkat içindeki geri kalan kesimi ne yapsın demek gerekiyor.

Anlı şanlı yayınevlerimizin para uğruna yayıncılık ilkelerinden uzaklaşmasına, neoliberal kodlarla bilinci çalınmış yazarlar yaratmasına, onları şımartmasına, hepsi birbirinden değerli yazarlarımız "adına" verilen ödüllerin yarattığı ortama bakın siz?

Nobel almış yazarımız Orhan Pamuk ülkeye bir misafir hırsız gibi girip çıkıyor. Kadın bedeni uzmanı Ahmet Altan Fetoculuktan hapiste. Elif Şafak kaçak, Ayşe Kulin’i böyle

Geçen gün Avrupa’da yayın yapan halkweb.eu sitesinde Aslı Erdoğan’la Ece Temelkuran’ın en ünlü Alman yayınevinde kitapları yayınlanıp bedel olarak da o tv senin bu toplantı benim dolaşarak Türkiye’yi karalayan slogan konuşmalar yaptıklarını okuduk. (Diğerine bir şey d(iy)emeyeceğim ama Ece Temelkuran’ın ABD “derin devlet” kuruluşu WINEP - The Washington Institute for Near Eeast Police’in "eleman"ı olduğunu, Hilary Clinton’la programlara çıktığını herkes biliyor!)

Kim yarattı sizleri? Görkemli bir geçmişe sahip, fedakar edebiyat yayıncılığımızı bu durumlara kim düşürdü?

Onca eleştiri yazısı yazdık; bunlar hırsız, bunlar 
İoanna Kuçuradi hocanın da uyardığı gibi– yazarlık "etik"inden uzak, bunlar yeteneksiz, edebiyat ortamımızı gereksiz yere dolduruyor işgal ediyorlar diye ömrümüzü vererek yıllarca dergi çıkardık, tv programı yaptık; sayısız yazı/mız kapı gibi duruyor orada!


(Sitemizde Nihat Genç'in "Cemaat'in Gelini Elif Şafak" 152 bin kez okundu, benim "Orhan Pamuk'un Çalıntıları" yazım 131 bin kez okundu!)

Bunları söyledik diye yok saymaya çalıştınız, faşist gibi saldırdınız, dişlerinizi geçirdiniz!

Eserlerinizle övünüyor musunuz ey “Türkiyeli” yayıncılar!

Ey yıllarca (20 yıl!) Yayıncılar Birliği Başkanlığı yapmış zat!

 

EN TEHLİKELİSİ AYŞE KULİN

Sanırım Adı Aylin’le meşhur oldu; Türk vatandaşı mı ABD vatandaşı mı belirsiz ama CIA ajanıyla ABD’de evli olduğu kesin ve ölümü suikast kokan karanlık bir kadını (Aylin Radomisli) yazarak ünlü oldu. Ben doğrusu bugüne dek kitaplarını satın almadım okumadım. Edebiyat anlayışım yazarlık yeteneğim sönmesin kirlenmesin diye korktum açıkçası. Ama söz konusu Gece Sesleri'ni ("PDF") okudum.

Yanılmamışım, vasatın da altında bir ısmarlama meta ürünü. 
Aşağıda ekte göreceğiniz gibi bebek emzirirken bile sevginin olmadığı, insani duygulardan tümden uzak, herkesin birbiriyle sevgisiz saygısız sözlerle konuştuğu, hizmetçisinden hanımağasına her kahramanın eski deyimle lümpen olduğu bir tuhaf metin. 

Kim açtı bu kapıları size Ayşe Kulin! Siz toplumu içten parçalayacak gizli bir projenin ürünü müsünüz?

Ekşisözlük yazarının yerinde saptamasıyla gerçekten de içlerinde en tehlikelisi Ayşe Kulin!

Hadi diğerleri “kötülüğün edebiyatı"nı yapmaya çalışmışlar; iddiaları bu. Ama Ayşe Kulin, konakta hizmetçi bir köylü kızın saf duygularıyla anlatmış "çirkinlik"i; üstelik aynı bebek biraz büyüyünce –yine de 18 yaşında değil– banyoda mastrübasyon yaptırdığı sahne var ki dayanabilen aşağıdaki ekte okuyabilir.  

 
FAULKNER’İN KONUŞMASI “KÖTÜLÜK” EDEBİYATI ve BUKOWSKİ’YE ATILAN ÇAMUR!

Tekrar yazıyorum: Edebiyat insanın insanlaşma mücadelesinde, onun zihnine etki eden en önemli alandır. En çok dikkat edilmesi gereken alandır; büyük edebiyat yapıtları insanlığa sunduğu güzel, umutlu, insanı onaran “insan yan”la var olurlar! Unutmayalım, Muzaffer İlhan Erdost'un deyişiyle insanın insanlaşma mücadelesi daha sürüyor. "Yazı namustur!"

(İnsanı insan yapan en büyük duygu "aşk" üzerine romanlar yazan, her satırında sevgiyi yücelten Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkand meğer ne kadar naif ne kadar "temiz" kitaplar yazıyorlarmış, bu kalpsiz, yeteneksiz, paragöz yazarların yanında pırıl pırılmışlar!)

 
(Selim İleri
: “Muazzez Tahsin Berkand’ın romanlarında, eskilerin ‘aile terbiyesi’ dedikleri, yıldızı sönüp gideli epey olmuş o yaşama biçimi, yaşama görgüsü daima duyumsanır.”)

William Faulkner’e Nobel Edebiyat Ödülü verilince önce almayı reddetmiş ama genç yazarlara iletisini daha iyi verebilmek için gidip konuşma yapmayı yeğlemiştir. O ünlü konuşmada tam da bu konuya parmak basar:

10 Aralık 1950 tarihli konuşmanın bir bölümü şöyle:

''…zamanımızın genç erkek ve kadın yazarları kendileri ile çatışma içinde bulunan beşeri kalbin meselelerini unuttular; halbuki bir kimseye iyi yazdıran da ancak budur, çünkü ancak bu ıstırap ve zahmettir ki yazılmaya değer. Bu günün genç yazarı… çalışma odasına kalbin eski geçek ve doğruluklarından aşk ve şeref, şefkat ve gurur, merhamet ve fedakarlık gibi gerçek doğruluklardan başka bir şeye yer bırakmaması gerekir, zira bu evrensel hakikatlerden mahrum bir hikaye de gelip geçici olmaya ve unutulmaya mahkumdur. Bunu yapmadıkça, sadece bir lanetin tesiri altında çalışır. O zaman aşktan değil şehvetten; hiç kimsenin değerli bir şeyini kaybetmediği mağlubiyetlerden, ümit yaratmayan zaferlerden bahseder ve en kötüsü şefkat ve merhamet nedir bilmeksizin yazar. Onun elem ve ıstırapları hiçbir kemikte ağrı yaratmaz, hiçbir iz bırakmaz. Kalbi değil, ifrazatı anlatır! (…)” (Ahmet YıldızBüyük Yapıtlar Küçük Yapıtlar, Kaynak y. S. 35)

Bukowski’ye gelince, onun böyle sapık düşünceleri hiç olmamıştır. Hatta bir sevi ilişkisi için erkek ve kadını ayıplar: “30 yaş fark var!”

Ne Bukowski ne Amerikalı / dünyalı herhangi bir yazar asla bu yollara tevessül etmemiş ne yazdıklarını bilerek hareket etmişlerdir. Bu konuda yazar dostum Ali Ulvi Özdemir’in (Bukowski'nin Kavgası ve Satır Arasındaki Solculuğu, Alter yayınlara, Ankara) kitabına bakılabilir.


YAYINEVLERİ NE YAPMALI?

1- "Editör"lük denen kurumu yeniden "Genel Yayın Yönetmeni" çatısı altına almalı; genel yayın yönetmeni etik, estetik, edebiyat bilgisi açısından sınavla, özenle seçilmeli. Örneğin on yıl "büyük" bir yayınevini yöneten - "editör", yarattığı bu yazar-cık-ları da alıp bir başka "büyük" yayınevine "transfer" olabiliyor!

2- Eleştirmenlere, eleştiri kitaplarına, kendilerini, kendi yazarlarını eleştirse bile yayınevleri özel ilgi göstermeli; unutmamalılar ki edebiyat eleştiriyle bu tür çukurlardan kurtulur; eleştiriyle ancak başarılı yayınevi olabilirler! 

3- Dergiler de "Yayın yönetmenleri"ni yeniden gözden geçirmeli.

4- Parayla kitap basan yayınevlerini yayıncılık dünyası kendisi kendi içinde tasfiye etmeli.

5- Yazar örgütleri ideolojik mülahazalarla değil bağımsız Türk edebiyatının çıkarları doğrultusunda  hareket etmeliler.


Zor bir durumdayız vesselam.

NOT: "Pedofili" yazılar, eserler sanatın edebiyatın "uçlara kadar deneme" özgürlüğünün bir parçasıdır deyip geçmemek gerekiyor. Edebiyat sanat bilince hücum eder. Homoseksüellik de bir zamanlar pedofili kadar tepki çekiyordu ama bugün LGBT vs. ile sıradanlaştı, insan bilincinde ve hukukta yasallaştı. Amerika'da pedofili partisi bile var. Pedofilik hareketin LGBT hareketlerle başlangıçta birlikte olduklarını belirtmek gerekiyor. 1950'de ilk LGBT STK olarak kurulan Mattachine Society'nin kurucusu olan Harry Hay aynı zamanda bir pedofili savunucusuydu. 

Bugün binlerce üyesi olduğu bilinen ve ama üye sayısının ne kadar olduğunu tam olarak bilemediğimiz NAMBLA (North American Man/Boy Love Association) 1978'de San Francisco'da kurulmuş pedofilik bir STK. STK'nın sloganı "8 yaşından önce seks yap." 1980'den bu yana NAMBLA Bulletin ismiyle yayınladıkları bir dergi bile var.

NAMBLA'yla aynı yıl hem eşcinsel hem de pedofilik yapıları da içinde barındıran uluslararası çatı bir örgüt kuruldu: ILGA (International Lesbian and Gay Association). Bu örgütün ismi önemli. Çünkü dünyanın pek çok yerinde (ve tabii ki Türkiye'de) LGBT STK'ları destekleyen ve onların takip edecekleri stratejik haritayı çizen bu yapı. Örneğin, geçtiğimiz yıllarda ILGA, LGBT mücadelenin nasıl yaygınlaştırılacağını altı aşamada anlatan Türkçe bir kılavuz hazırlamıştı. Dünya daha geçen gün (29 Mayıs 2019) 
trans kimlikleri hastalık listesinden çıkardı. "Siyah Pembe Üçgen" örgütü, Türk Tabipleri Birliği İzmir Tabip Odası, İzmir Büyükşehir Belediyesi, T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen bir yaşlılık/sağlık toplantısında bildiri sunabildi. 
Türkiye'den hangi STK'ların bu yapının üyesi olduğunu şuradan görebilirsiniz: (https://www.ilga-europe.org/who-we-are/members).

 

EKLER:

EK 1- Ayşe Kulin, Gece Seseri

(...)Sultan Hanım çıktı odadan. Ziynet diklenip oturdu sedirde, bağıran bebenin ağzına meme ucunu soktu ite kaka.

Kısa bir süre debelendikten sonra şapırtılarla emmeye başladı memeyi çocuk. Bebeğin obur ağzı memesinin ucundan koptuktan sonra, Nedim'i omzuna yaslayıp sırtına vurdu geğirtmek için. Kocaman bir geğirtiyle sarsıldı küçücük bedeni, ağzından fışkıran sıcak ekşi süt Ziynet'in saçlarına bulaştı.

Kız, yaklaşık bir yıl önce zaman zaman karnına fışkıran, çoğu kez de içinden taşıp bacaklarından aşağı akan kaygan beyaz sıvıyı hatırladı, gözlerini yumdu sımsıkı, artık çok uzakta kalan hayale erişmek için. 
 

EK 2- Elif Şafak, Mahrem


(Gelen eleştiriler üzerine ekleri kaldırdık)


EDEBUDSMAN