En Zayıf Hışırtıyı Bile Duyma Yetisi... / Ali Öztürk

En Zayıf Hışırtıyı Bile Duyma Yetisi... / Ali Öztürk

16 Nisan 2018 - 873 kez okundu.

Ankara’da 12 yıldır Edebiyat ve Eleştiri dergisinin editörlüğünü yapan Ahmet Yıldız’ın kitabı Kertenkeleler ve Edebiyat Papirüs Yayınları’nda yayınlandı.

Türk edebiyatının son yirmi yıllık gelişimini eleştirel bir dille irdeleyen kitap, bu yılların teorik anlamda -deyim yerindeyse- bir çetelesini tutuyor. Kapitalist sistemin edebiyata ve sanata “pazar” havucunu göstererek gerçekleştirdiği saldırıların yılları bu yıllar. Böyle bir saldırının varlığından bile habersiz bir yazar/şair/okur topluluğunun oluştuğunu vurguluyor Ahmet Yıldız. Beğeni ve düzey ölçütünün alt üst edildiği, “kötü yazar”ın “iyi yazar”ı kovduğu  “tuhaf zamanlar”.

1980’ler “muhafazakarlığın” yıllarıydı. Regan, Generaller, Teacher, Özal... Ahmet Yıldız bunu, edebiyatın makasının değiştirildiği, bürokrasisinin renksizleştirildiği, eleştirmenin buharlaştırıldığı, gazetelerin kitap eklerinin ve aynı “medya grubu”na bağlı yayınevlerinin birden ortaya çıkardığı bırakalım bir dünya görüşüne sahip olmayı tümce kurmayı bile bilmeyen tuhaf isimlerin “çok satar” hale geldiği yıllar olarak tanımlıyor.

Tarih bilincinin giderek artan bir şekilde körleştiği, böylece mevcut/sunulan edebiyat ortamından/edebiyattan başka bir alternatif dünyanın olamazlığına olan inancın yazar ve şairlerde yer ettiğini irdeliyor. Merkezsiz, hazcı, kendini yeniden üreten, durmaksızın her şeye uyum sağlayabilen bir yazar ve okur kalabalığı oluşmuştur Ahmet Yıldız’a göre.

Etnisite ve dinin görkemli yıllarıydı bu yıllar. Politika artık sınıf mücadelesi temelinden kültürel bir düzeye indirgenmişti. Edebiyat ve sanat ise neredeyse eğlence sektörünün bir parçası haline getiriliverdi diye savlıyor Yıldız.
 
“Eleştirinin Ruhu” bölümünde, edebiyatın bu yıllarda iyice metalaşıp ‘kültür endüstrisinin’ elinde tutsak olduğunu, büyük ölçüde ‘kitch’ leştiğini, “Türkiye’de Edebiyat Eleştirisi”, “Türk Edebiyatı Çöl Oluyor”, “Edebiyat Eleştirisinde Etik Sorunu”, “Türk Edebiyatı Eşkıyasını Arıyor”, “Orhan Pamuk: Büyük Romancı!”, “İsmet Özel’e Neler Oluyor”, “Günümüz Yazar/Şairlerinin Çıkmaz Sokağı”, “Hasan Hüseyin Okunuyor mu?”, “Savaş ve Edebiyat”  gibi başlıklarda irdeliyor. Postmodern sinizmi ve pasif nihilizmi bu dönem edebiyatçılarının temel karakteristiği olarak alıyor. Özellikle Orhan Pamuk üzerine 1996 yılında yaptığı saptamalar ve “Türk Edebiyatı Çöl Oluyor” başlıklı çalışması günümüz edebiyatının bu duruma düşeceğini yıllar öncesinden vurguluyor.
 
Edebiyat eleştirisi ise tümüyle gözden düşürülmüştür Ahmet Yıldız’a göre. Eleştirmenlerin görevini gazete köşe yazarları almıştır. Anımsarsak 90’lı yıllar akademisyenlerin “reel edebiyat”a ilgi duyduğu yıllardı. Güncel yazarların yapıtlarına gösterdikleri ilgi eleştiri mekanizmasının akademik çevrelerce devralınacağı sanısını uyandırmıştı.

Ne var ki akademik çevreler sinik ve güçsüz kaldılar. Ahmet Yıldız’ın deyimiyle “enkazı” omuzlayamadılar. Belki de içsel enerjileri yetmedi. Belki de başka türlü olamazdı. Çünkü, “Eleştiri bilimsel olmalıdır”, “Yapıt her şeydir” savının eleştirinin olmazsa olmazlarından olan “etik” kaygıları yok ettiğini ortaya koyuyor Ahmet Yıldız.

Eleştiri eğer bir “orta sınıf terbiyecisi” ise, bir “hizaya sokma” işiyse eleştirmenin tarafsız kalarak bunu yapmasının olanağı yoktur. Bir yapıta sonuçta “iyi” ya da “kötü” demek zorunda kalacak olan sayın eleştirmen bunu hangi “etik” kaygılarla yapmalıdır? Bunu ancak kendisi “taraf” tutarak yapabilir. Eleştiri Baudelaire’in dediği gibi taraflı, tutkulu ve siyasi olmalıdır. Tersi, eleştirmenin yapıtın içinde kaybolması ve ona teslim olması demektir.
 
“Kitapların Ruhu” bölümünde ise bu düşünceler doğrultusunda okuduğu kitapları irdeliyor. “Samir Amin’le Günümüz Entelektüel Modalarının Bir Eleştirisi”, “Postmodernizmin Kökenleri ve Perry Anderson”, “Tarık Ali, Kefaret ve Sol Hiziplerin İronik Bir Öyküsü”, “İmkansız Aşk’ın Sunduğu Olanaklar”, “Osman Akınhay ve Lanetlenmiş Bir Yolculuğun Romanı: Gün Ağarmasa”, “Cemil Kavukçu ve Dönüş Romanı”, “Lambasını Bırakmayan Madenci: Ahmet Oktay”, “Tarihi Kullanılabilir Hale Getiren Şair: Hüseyin Ferhad”, “İsmet Özel-Ataol Behramoğlu Mektupları ve Osman Çutsay” gibi başlıklar bu bölümü özetliyor.
 
Ahmet Yıldız, “Generallerin Sonu Şah ve Somoza Gibi Olacak” başlıklı bildirileri basıp dağıttığı için 1980’de tutuklanmış ve hapis yatmış 78’lilerden. 12 Eylül öncesi devrimcileri anlattığı Üçlü Kavşak adlı öykü kitabı 1987’de Akademi Kitabevi Öykü Birincilik Ödülü almıştı. Kadın ve Boğa, Genç Kyros’un Yazgısı yazarın diğer öykü kitapları.

AHMET YILDIZ
GERCEKEDEBİYAT.COM