Ekim ayı edebiyat dergileri

Ekim ayı edebiyat dergileri

21 Ekim 2012 - 13810 kez okundu.

KIYI

Eylül-Ekim 2012 N. 279 Kıyı dergisi, Ömer Akşahan'ın "Şairin Ölümü" yazısıyla başlıyor. Yazar kimi anıyor tam anlaşılmazsa da -Kıyı biraz "içsel" bir dergidir, yerel bir şairden söz ediyorlardır-  Attila Aşut'un "2011'de Yitirdiklerimiz" başlıklı daha önce yayınlanmış yazısındaki şairlerimizi  yinelemesi yazının içindeki en güzel bölüm. Ömer Akşahan'a göre 2011'de kaybettiğimiz şairlerden "Dikkat çeken!"ler, "Özker Yaşın, Ruşen Hakkı, Necmi Selamet, Ahmet Uysal, Didem Madak, Seyhan Erözçelik, Özcan Yalım, Huilki Aktunç."

 

Yazının yayınlandığı Kıyı'nın Mart-Nisan 2012 tarihli sayısını bulup "dikkat!" çekmeden göçmüş değerlerimizin isimlerini öğreneceğim!

 

Remzi İnanç, “Yazmak Anımsamaktır” başlığıyla, Aziz Nesin’le Milli Kütüphane’de “08”.12.1989 tarihinde 2. Kültür Şürası’nda yaşamış olduğu, bir belge niteliği de taşıyan olayı anlatıyor. Aziz Nesin toplantıda "Kürt sorunu"nu konuşuyor ve “Türkiye kültürü” diyor; salondaki Ayvaz Gökdemir ve salonu doldurmuş Kültür Bakanlığı memurları tepki gösteriyor.

 

Anılar, tanıklıklar önemlidir. İnsanı insan yapan en önemli özelliktir anımsamak. Belki de “İnsan anımsayan hayvandır” diyebiliriz rahatça.

 

Ancak anımsamaları, anıları yazmak başka bir şeydir. Yazan kişinin namusuna kalmıştır iş. Anı yazılarını doğru kabul etmede, yazarlık onuruna duyulan saygıyla ya da anı yazan kişinin artık kemale erdiği ve yanlış yazmayacağı ön kabulüyle bir "içtihat" oluşmuştur. Yazılan anıları doğru kabul etmek yazıya olan saygıdır en azından. Yazanın, geçmişte yaşadığı bir olayı bugünün politik hesaplarına yama etmesi ve hele önemli bir şahsiyeti bunda kullanması da bu saygıyı sarsmamalıdır.  Örneğin, bir anı yazarak, "bugün" yaşadığımız “Kürt-Türk” milliyetçiliğini değil yalnızca, bir de “salonun gerisinde ayakta bekleyen…”  türbanlı genç kızın türbanını da Aziz Nesin’le temize çıkarabilirsiniz!

 

Bütün bunlar yaşanmıştır, Remzi İnanç’ın kaleminden ve belleğinden kuşkulanmak niyetimiz değil elbet. Anı/yazının sonunda, Aziz Nesin'e salondan çıkarken -Kürtlük bilincine ulaşmadığı anlaşılan- Kürt kökenli bir memur vatandaşımıza bir de okkalı “Tüh sana!” dedirtebilirsiniz.

 

Görüldüğü gibi bir "anı"yla üç/beş kuş birden vurabiliyorsunuz. Edebiyatın, yazının gücü böyle bir şey işte.

 

Attila Aşut'un "Yazıevi Günlüğü (Kasım 2010)"  -sanırım- üst başlığıyla yazdığı "Acıyla Sınanan Günlerimiz" başlıklı günlüklerine değinmemek olanaksız. (Daha günlükleri okamaya başlamadan yoruluyor insan!) "Yazıevi Günlüğü" başlığı biraz garip geldi bana ama bir de parantez içinde "(Kasım 2010)" yazması hepten şaşırttı. Niçin bunu yazmaya gerek vardı ve neden paranteze alınmış? Devamında her gün(lüğ)ün hangi aya ait olduğu zaten görülüyor. Hele bir ikinci başlık "Acıyla Sınanan Günlerimiz", arabesk kokan demeyeyim ama Ahmet Telli-Ahmet Özer "kokan" ya da yetmişli yılları anıştıran bir başlık.  Bana "nostaljik" geldi ya diğer okurlara hiç de çekici gelmeyebilir.

 

Aşut Ağabey'in enerjisine, yorulmak bilmezliğine,  teknolojik gelişmeler dahil her yeniliği kullanmada bile gençlere taş çıkartmasına hepimiz gıpta ile bakıyoruz. Kişisel çıkarlarını toplumun çıkarlarının gerisine atabilmiş bir olgunlukta gerçek aydın düzeyine ulaşabilmiş olduğu için de her şeye karışması, burnunu sokması özgüvenini kaybetmiş yeni kuşaklara örnek olmalı.  Kaç kişi günlük tutuyor bugün? Haydarpaşa Garı yanarken içi yanan binlerce kişiden kaçı bunu günlüğüne yazmıştır?

 

Peki, kaç kişi bir dergide yazılmış bir yazıda, ("Titrek Tamsi Hücresi") önemli bir bilgi yanlışı yapıldı diye oturur iki sayfa düzeltme yazısı yazar? Aşut, Fahrettin Demir'e yazdığı düzeltme mektubunda Zülfü Livaneli değerlendirmelerine katıldığını ama "Mustafa Ekmekçi, Anadolu Ajansı'nda hiç çalışmadı" diye yazıyor; Yeni Ortam'ın 30 Nisan 1973 tarihli sayısını anımsatıyor!

 

Aşut Ağabey, oturup Faruk Bildirici'ye de "küçük bir düzeltme!" mektubu yazmış 29 Kasım 2010 tarihli günlüğünde. Ankara'daki sergisi nedeniyle Rasih Nuri İleri ile yaptığı konuşmada Rasih Nuri'nin "Trabzonda çıkan Sömürüye Savaş dergisi..." sözünün yaşlılık nedeniyle yanlış anımsanmış olabileceğini, gazetenin adının doğrusunun "Sömürücülüğe karşı SAVAŞ" olduğunu "düzeltiyor." Çünkü, 1965-68 yılları arasında TİP çizgisinde Trabzon'da yayın yapan bu  gazetenin sahibi ve yayın yönetmeni Attila Aşut'tur!

 

Semih Kaplanoğlu'nun filmleri ile ilgili eleştirilerine katılmamak olanaksız. "Ne anlattığı pek anlaşılamıyor. Üstelik mistik bir havası var."

 

Kıyı'da, Ümit Tarı, Ahmet Özer'in Ömer Turan Eyüboğlu üzerine yazdığı inceleme kitabını tanıtıyor.

 

Ahmat Günbaş, Ramazan Teknikel'in İncirin İkinci Tadı, Özlem Tezcan Dertsiz'in Faili Mecnun, Özgür Özmeral'in Azelya adlı şiir kitaplarını inceliyor/tanıtıyor. Zor ve emek isteyen (zaman ayırmak, yazma gerilimi, yayınlatma sorunları) bir uğraş. Ancak Ahmet Günbaş'ın (ya da dize alıntılayan diğer yazar/şairlerin) yazısına aldığı "dizeler"i (daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi) hiç okumadığımı yinelemeliyim: Dizelerden şair anlaşılmaz düşüncesindeyim.

 

Hüseyin Atabaş son zamanlarda şiir üzerine önemli denemeler yazıyor. Gerçekedebiyat.com'da da yayınlanan bu yazılarda denemenin olmazsa olmazı olan görülmeyen bilgelik, olgunluk ve samimiyet bu yazılarda önemli bir saygınlık olarak duruyor. Kıyı'nın bu sayısında "Şiirin Genlerinde Yenilik" başlıklı denemesi yer alıyor.

 

Duran Aydın, Abidin Dino'nun 1941 yılında Adana'ya sürgün edildiği günleri anlatıyor. Dino, Adana'da Türksözü gazetesini yönetmiş, pamuk işçilerinin resimlerini yapmış. Bugün adına düzenlenmiş park olan (Güzel şeyler de yapılıyor Türkiye'de!) Halkevi bahçesinde sık sık çay içmiş. Edebiyat sosyolojisi açısından çok önemli bir yazı "Abidin Dino'dan Adana'ya Armağan" yazısı.

 

Kıyı'nınyayın yönetmeni şair dostum Ali Mustafa, "Ardasa'nın Işığı Baki Akgül" yazısıyla yine bir "Anadolu'da kentlerin göğsüne madalya gibi asılı duran adlar"dan birini, Baki Akgül'ü anlatıyor.

 

Derginin sanat yönetmeni (Böyle bir yönetmene gerek var mı Kıyı'da?) Ahmet Özer, Ömer Faruk Toprak üzerine bir tanıtım yazısı yazmış. Devamında da "Susan Anadolu'nun Susmayan Şairi: Ömer Faruk Toprak " başlığıyla uzun bir inceleme yazısı. Kadirbilirlikte Kıyı gibi bir dergi var mı diye sorası geliyor insanın.

 

Dr. Mustafa Duman, Viktor Laverrenz (1862-1910) adlı Alman yazarın Berlin'den İtalya'ya trenle oradan da İstanbul üzerinden Trabzon'a, Kafkasya'ya, Kırım'a, Yunanistan ve bazı Kuzey Afrika ülkelerine gemiyleyaptığı gezi yolculuğunda Trabzon "bölümü"nü anlatıyor. Bu kitap Türkçe'ye çevrilmemiş galiba. Bence hemen çevrilmeli..

 

Hasan Akarsu, Hasan Kantarcı'nın Doğu Karadeniz coğrafyasını gezerek yazdığı kitabı Yolların İzinde'yi anlatıyor.  Hürol Taşdelen, "Attila İlhan'ın Gençleri", Etem Oruç, "Sevginin Ürünü Yıldız Kenter",  Mehmet Aydın, "İnceliklerin Şairi Ergun Evren",  Mehmet Aydın, "İnceliklerin Şairi Ergun Evren", Mehmet Akif Ertaş,  "Cem Tarım", Bedriye Korkankormaz "Bol Filmi Üzerine", Oğuz Tümbaş "Vedat Yazıcı da 'Düş/Yaralı' Diyorsa" Kıyı'nın bu sayısının yazarlarından.

 

Dergide, Necdet Adabağ "Yerin Dibindeki Düşünce", Özcan Temel "Emi", Nergiz Tokay  "Arin Gölünde Akşam", Yayla Boztaş Karsan "Deniz Sokak No: 8" adlı öyküleriyle yer alıyorlar. Necdet Adabağ'ın böyle öykü yazdığını bilmiyordum açıkçası. Dergiye benim yıllar önce gönderdiğim günlüğümü koymuş olmaları dergiyi yazmaya başlayıp bu sayfaya gelince ayırdına vardığım ve şaşırdığım bir şey oldu. İlk günlüklerimi de Trabzon'da yazmaya başlamıştımb

 

Ruhi Türkyılmaz, Arzu K. Ayçiçek, Sinan Öztürk, Burak Tokcan, Suca Dündar, Aslı Aydın, İsmail Biçer derginin bu sayısının şairlerinden.

 

Kıyı'nın hem kapak hem iç "dizayn"ının yenilenmesine gereksinimi var. "Sanat Yönetmeni"ne duyurulur.

 

 

SİNCAN İSTASYONU

Derginin Ekim sayısı Adnan Binyazar'ın yazısıyla açılıyor. "(Ne Var Ne Yok"da Selim İleri'nin bugünün dergilerini görmeyip geçmiş yıllardaki -kendisinin cirit attığı ve adını cilaladığı dönemlerin- dergilere "nostalji"sini eleştiren değiniyi yazmazsak tabi.)

 

"Şiirle Anlık Buluşmalar" başlıklı yazısında, bir düzyazı ustası olarak şiir üzerine yazıyor Binyazar. "Atatürk'ün Türk Dil Kurumu"nun çıkardığı Türk Dili dergisinin yazı kurulunda birlikte çalıştığı Ceyhun Atuf Kansu'dan öğrendiği yöntemi yaşamı boyunca uyguladığını yazıyor: "Kapağında 'şiir' yazan her kitabı baştan sona okumadan geçemem." diyor.  .

 

Binyazar, Ahmet Ada ve Ahmet Zeki Muslu'nun şiiriyle Sait Faik ve Orhan Kemal'e küçük bir yolculuk yapıyor. Ama bir sözü var ki bilge yazarın, almadan geçemeyeceğim. Dergicilerin bolca yaptığı  şeye parmak basıyor:  "Edebiyat değerbilirlik silsilesidir."

 

Cihan Oğuz'un "Şair Kime Teslim Olur?" yazısı niçin yazılmış ve niçin yayınlanmış anlayamadığım bir yazı. Tekrar şöyle bir baktım dişe kovuğa dokunur tek bir tümce bulamadım. Biraz Mahmut Temizyürek örneği, abartılı bir yazı. "Teslimiyet duygusu" şairlerin biricik korku duvarıymış.  Teslimiyet ne? Böyle bir sorunsalı mı var şiirin ve şairin? "Kalben" ve "ruhen" şairler bu dünyada üstünmüş... Neresinden tutsak? Kalben ne demek, ruhen ne demek? Bu kavramların şairle ne ilişkisi var? Şairin ve şiirin sorunları bugünün Türkiyesinde ve dünyasında bunlarla mı ele alınır sevgili Cihan? Şair başka bir şeye teslim olmazmış ama tek şeye, aşka teslim olurmuş! Vah vah!

 

Yanlış ve düşsel sorunlar koyup buna bir  de çok kolay sömürülecek bir kavramla zıtlaşır görünüp yazıyı böyle yola düzmek geçmişte kaldığını sandığım bir alışkanlık. Ondan sonra her paragrafı aynı şeyi söyleyen yazıyı döşe gitsin!

 

Şairlerin aşk şiirleri yazmasının binlerce nedeni var elbet ama bana göre,  "aşka", "teslimiyet" gösterdikleri için değil direndikleri için şiir yazıyorlar! Şiir, şairin tek direnme silahıdır! (Aynı sayfalarda Ahmet İnam'ın "Şiir Sızısından Şiir Haline" yazısında "Şiir insanın içindeki yaşam enerjisini duyma yollarından biridir" tümcesini oku derim Cihan Oğuz'a. Ahmet İnam'a da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum yeri gelmişken.)

 

Ali Ekber Ataş, "Güler Yüzlü Öfke: Vedat Günyol" başlıklı yazısıyla Vedat Günyol'u Batı ve uygarlık ekseninde tartışıyor. ("Güleryüzlü" böyle bitişik yazılmaz mı; ben mi yanlış biliyorum.) Nedret Gürcan, Metin Erksan'ın ölümünden önce yazıp Sincan İstasyonu'na gönderdiği yazısı "Yılanların Öcü Filminin Çekimi Öncesinde"  kıymetli bir belge niteliğinde.

 

Abdülkadir Budak'ın "Kimi Günler"i Sincan İstasyonu'nun en sevdiğim bölümlerindendir. Hilmi Yavuz - Enis Akın tartışmasında Enis Akın'ın yazısının başlığının bile "asabiyet"li olması gerçekten dikkat çekici. Özkan Mert'in Salah Birsel'in Şiirin İlkeleri kitabının ismini kendi kitabına koyması da gerçekten ilginç.

 

Budak'ın Selçuk Altun'la yazışmalarının içyüzünü görünce Selçuk Altun için bende daha önce oluşan ama hemşerisi olduğum için sakladığım düşünceler netleşti: Selçuk Altun en alıngan yazarlarımızdan! Bir "edebiyat dünyası"nın içinde olduğunun ayırdında değil; pek nanemolla! Hoşuna gitmeyecek ama Enis Batur'un bir sözünü anımsatmak yeridir: "Elinizi ateşe sokmuşsanız hiç yanmayacak diye yaşayamazsınız!"

 

Deyim yerindeyse saçımı süpürge ederek Edebiyat yıllığı 2006'yı hazırladığım günlerdeydi ve  Edebiyat ve Eleştiri'de de Selçuk Altun romanı üzerine bir yazı hazırlıyordum ki Cumhuriyet Kitap'da dergim için "Tuvalette bile" kullanmayacağım ya da klozette okuyorum türünde bir şeyler yazmıştı!

 

Eleştiri en kutsal iştir ama bir yazarın en son uğraşacağı kişi dergiciler olmalı!

 

Ramazan Teknikel'in bu kadar sayıda "Akşam"a, "Buluşma"ya, "Şölen"e, "Etkinlik"e, "Festival"e katılmış olması beni kıskandırdı açıkçası. Nasıl başarıyorlar; bu işin sırrını çözemedim. Açıkça söyleyeyim, ben,  kendi olanaklarımla da gitmeye (şair/yazar dostlarımla yorulana dek konuşmak konuşmak, birikmiş yeni düşüncelerimi onlara aktarmak için; örneğin Hazar şiir Akşamları hep hayalimde kaldı) bunca can attığım  halde dört beş yılda bir davet alıyorum ya da gidebiliyorum. Bu işin bir sırrı olmalı!

 

Sincan İstasyonu'nda ayrıca, Osman Namdar'ın, Cevahir Bedel şiiri üzerine bir yazısı, Bekir Doğanay'ın "Dergilerde" adlı yazısı, Emel Güz'ün "Sıla-i Rahim" adlı yazısı, Aslı Birsen'in "Kambur" adlı öyküsü, Hayati Baki, Nihat Ziyalan, Salih Mercanoğlu, İlkiz Kucur, Emel Kaya, Marin Sorescu, Gazanfer Eryüksel, Mehmet Mümtaz Tuzcu, Ercan Babur, Muharrem Sönmez, Duygu Kankaytsın'ın şiirleri yer alıyor.

 

(NOT:   Kendi çalışmalarım, dergiler satılsın öyle yazayım düşüncesiyle ağırdan almam  ve iş yaşamımdaki yoğun "yazı" faaliyetim nedeniyle Ekim ayı dergilerini yazmak için geç kaldım. Herkesten özür dilerim.)

 

Ahmet Yıldız

Gercekedebiyat.com