Edebiyatçılar Derneği için görev başına... / Abdullah Nefes

Edebiyatçılar Derneği için görev başına... / Abdullah Nefes

19 Ocak 2013 - 5452 kez okundu.

Can Yücel’in mahpushane ve en yakın arkadaşısınız. Şiir, Can Yücel’le nasıl sıçradı?

 
Bu “Damar”dan giren soruyu yanıtlamak o kadar da kolay değil. Şiir sözcüğü ne zaman gündeme gelse, ”Şiir nedir, ne değildir?” sorusu beraberinde patlar. Sanırım bu kavram şiirin var olduğu ya da ilk şiirin ilk dizelerinin varsayıldığı günden bu yana tartışılmaktadır. Aragon ”Şiir sanatı eksiklikleri güzelliklere çeviren bir simya bilimidir” derken Sait Faik,“Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz. İnsanı insana ancak şiir sevdirir. Şiir insanı insana yaklaştıran şeydir” diyor. Böylesi tanımlar yüzyıllardır sayılamayacak kadar çok yapılmış ve yapılmakta.
 
Evet "Can Abi"yle 2 yıla yakın bir süre koğuş arkadaşlığı ve yatak komşuluğu yaptık Adana cezaevinde. Yazma (1953) ve Sevgi Duvarı'ndan (1973) sonra çıkan BİR SİYASİNİN ŞİİRLERİ (1974) gerek dönemi yansıtması bakımından ve gerekse şiirsel dilindeki yeni söylem ve tavrından ötürü şiirimizin önemli dönemeçlerinden biri haline gelmiştir bir anda. Bir Siyasinin Şiirleri’inde Can Yücel, her şiirin bir öyküsü olabiliri gösterirken; kimi öykülerin de şirinin yazılmasının şiirden bir şeyleri alamayacağının sağlamasını yapmıştır. Nerdeyse her dizesine (gece-gündüz-sabaha karşı) tanık olduğum bu kitabın, doğal olarak, bende yeri ve önemi büyüktür. Yattığımız sürece Can Abi’yle söyleştik,d ertleştik, dövüştük, rüyalarımız birbirine karıştı, şarap yaptık; küslüğümüzü (Bir şekilde içeri sokmayı becerdiğim) boğma rakılarda boğduk. Dönemin Anayasa Mahkemesi, dönemin iktidarının kalleşliğini (Af kanunu çıkarken Erbakan son anda 141-142. Maddeleri kanun kapsamı dışında tutunca herkes çıktı biz kaldık içerde/bu maddeler kömünizm propgandası ve kömünist örgütlenmeyle ilgiliydi.) düzeltemeseydi daha bir sürü yıl yatıyor olacaktık içerde. Yazdıklarımız ve yaşadıklarımız kar kaldı bize sonuçta.
 
"Şiirde “Açık”, “Kapalı”, “Sisli”, “Sıkı” gibi kavramlarının tartışılma nedeni nedir?
 
Açık, Kapalı, Sisli, Sıkı, Duygusal, Gerçekçi, Öğretici, Eğitici, Kışkırtıcı, İronik vb.” tanımların tümünü kapsar şiir bence. Yeter ki edebi ve estetik kaygılardan uzaklaşmak olmasın yaratılan söz dizini. Şiiri belki de bu denli gizemli kılan tanımsızlığı olabilir mi? Bu bölümü Valéry’nin sözleriyle bitirelim mi? “Geçek şiirin, asıl sanat eserinin kendi varlığından başka bir amacı yoktur. Kendisinde başlar, kendisinde biter. Bütün soyluluğu da buradan gelir.”
 
Bu kavramlardan hangisi Ankara’da şairleri daha iyi tanımlar?
 
Bana göre şiirin tanımı neyse şairin de tanımı odur. Ankaralı şairler ya da şimdilik Ankara’da yaşayan şairler bu tanımın dışında değil. Nerde iyi şair varsa orada iyi şiir de vardır. Unutmayalım, bir dönem Ankara, şiirin başkentlerinden biriydi. Öncü sayılabilecek pek çok şiir eyleminin kaynağında hep bu kent var olmuştur. 40 kuşağının önemli şairleri (Ahmed Arif, Enver Gökçe, Suat Taşer, Cahit Külebi v.b.),1.Yeni ya da Garipçiler adıyla anılan sac ayağının şairleri, İkinci Yeni şairlerinin bazıları (Turgut Uyar, Cemal Süreya, İlhan Berk),60 kuşağının temsilcileri (Ataol Behramoğlu, Metin Altıok, İsmet Özel gibi),70 li 80 li yıllarda Behçet Aysan, Ahmet Erhan, Hüseyin Ferhad, Mehmet Taner ve adı aklıma (beni hoşgörsünler) gelmeyen pek çok şair yollarını bir şekilde Ankara’ya düşürmüşler; bu kentin okullarında okumuş, meyhanelerinde demlenmiş,  tozlu sokaklarında aşk kovalamış, hapishanelerinde, nezarethanelerinde volta atmış, polis coplarına bedenlerini hedef tutmuşlardır. Durumu böyle betimlemekte yarar vardır sanırım.
 
Ankara’da şiir nasıl algılanır? 
 
Nerden duyduğumu tam anımsamıyorum; Türkiye’de şiiri yayınlanmış 80.000 (Seksen bin)
Şairin varlığından söz edilir.Dile kolay seksenbin.Şiir kitapları kaç adet basılır bu ülkede bilen var mı? Hele son yıllarda,söyleyeyim: 500 (Beş yüz). Şairi okumayan, şairi kitap satın almayan, şairi ortamektep aşk mektuplarının düzeyini aşmayan sığlıkta sözcük yığınlarıylarıyla ya da bildiri metinleriyle oyalanan bir ülkenin şiiri ne kadarsa ve ne ölçüde algılanıyorsa Ankara’da da şiir o kadar algılanıyor. Bir anımsatma yapmakta yarar var: Kimi büyük kitabevleri şiir kitaplarına raflarını kapatma karar aldılar geçenlerde. Hoş en büyüklerinde bile şiir kitapları sadece ufacık bir rafa hapsedilmiş ya!... Varın ötesini siz düşünün.
 
Ankara, şairi besler mi?
 
Şiir yaşadığın; yani nefes aldığın, kavga ettiğin, su içtiğin, sevdiğin sevildiğin her kara parçasından beslenir. Her koyaktan, her denizden, her dağdan, ormanın her kuytuluğundan, her köşebaşından, her sokaktan, her haksızlıktan, her zulümden, her notadan, sıcaktan ve soğuktan, terk ediliş ve terk edişten yani yaşanmış ve yaşanacak her şeyden etkilenir. Beslenir. Ankara’dan neden beslenmesin? Ne diyor Ahmed Arif: “Bakmayın saksıda boy verdiğine //Kökü Altındağ’da İncesu’dadır.”
 
Şiir sizin için nedir? 
 
Bu sorunun cevabı da zor benim için. Yaşadığım her şeydir, bildiğim, gördüğüm ve öğrendiğim her şey. Memleketimden İnsan Manzaraları’dır bazen, Terk Etmedi Sevdan’dır kimi zaman. Beyaz İpek Gibi Yağdı Kar’dır, Serenat’dır, Bir Çırak Aranıyor’dur, Alacakarnlıktaki Ülke’dir, Mutlu Olmak Varken’dir, Tütünler Islak’tır, Üvercinka’dır, Elsa’nın Gözleri’dir, Ah’dır, Uzaklaşıyorken Bir Şehirden’dir…
 
Bu sorunun son sözü şöyle olsun mu: Şairin ömrü şiiri kadardır!
 
Günümüz şiirinde Ankara nerede? Nasıl ve niçin?
 
Günümüz şiirinden ne anlamalıyız bilmiyorum. Şiir yaşıyorsa,ne zaman yazıldığının hiçbir önemi yoktur. Beş bin yıl öncesinden gelen iki dize hala okunuyorsa benim için gençtir. Ankara için yazılmış pek çok iyi şiir var. Onlardan biri de şiiri çok erken bırakan unutulmuş-unutturulmuş bir şairimiz olan (2009 yılında yitirdik- şiir 50 li yılların başında yazılmıştır.) Teoman Karahun’undur.
 
Ankara’da şair nüfusu ve şiirin durumu nedir?
 
Şiire ellili yıllarda (1956-57 olmalı) başladım. Yayımlanmış 3 kitabım var. Ancak nedendir bilmem, kendimi şair diye tanıtmadım, tanıtamadım hiçbir zaman. "Şair” diye tanıtıldığım zamanlarda ter basar beni. Şiire olan derin saygımdan mıdır, yoksa utangaçlılığımdan mı; kim bilir? Ankara eski Ankara değil, şiir ve genel olarak kültürel üretimde. Kurudu, kurutuldu. Çoraklaştı. Çok çeşitli nedenleri var bunun. Bana göre en önemlisi (Bazı arkadaşlarımı kızdırmayı göze alarak söylemeliyim): Kültür ürünlerinin metalaşması. Yayın ve buna bağlı olarak tanınma olanaklarının (Yayın endüstrisinin) çok daha büyük boyutta İstanbul’da yaşanabiliyor olması bu sonucu hızlandırdı. Bir dönem hafta sonları kapalı gişe oynayan 10 dan fazla özel tiyatronun pardece açtığı Başkent günlerini unutmayalım.
 
Bütün bu olumusuz koşullara rağmen Ankara’da tabii ki çok iyi-saygın şair ve yazar arkadaşımız yaşamakta. Yapıtlarını (eski sıkılıkta olmasa bile) paylaşmakta okurlarıyla. Hepsinin gözlerinden öperim sevgi ve saygıyla. Varolsunlar.
 
Evet Can Abi’yle 2 yıla yakın bir süre koğuş arkadaşlığı ve yatak komşuluğu yaptık Adana cezaevinde. Yazma (1953) ve Sevgi Duvarı'ndan (1973) sonra çıkan BİR SİYASİNİN ŞİİRLERİ (1974) gerek dönemi yansıtması bakımından ve gerekse şiirsel dilindeki yeni söylem ve tavrından ötürü şiirimizin önemli dönemeçlerinden biri haline gelmiştir bir anda. Bir Siyasinin Şiirleri’inde Can Yücel, her şiirin bir öyküsü olabiliri gösterirken; kimi öykülerin de şirinin yazılmasının şiirden bir şeyleri alamayacağının sağlamasını yapmıştır. Nerdeyse her dizesine (gece-gündüz-sabaha karşı) tanık olduğum bu kitabın, doğal olarak, bende yeri ve önemi büyüktür. Yattığımız sürece Can Abi’yle söyleştik,d ertleştik, dövüştük, rüyalarımız birbirine karıştı, şarap yaptık; küslüğümüzü (Bir şekilde içeri sokmayı becerdiğim) boğma rakılarda boğduk. Dönemin Anayasa Mahkemesi, dönemin iktidarının kalleşliğini (Af kanunu çıkarken Erbakan son anda 141-142. Maddeleri kanun kapsamı dışında tutunca herkes çıktı biz kaldık içerde/bu maddeler kömünizm propgandası ve kömünist örgütlenmeyle ilgiliydi.) düzeltemeseydi daha bir sürü yıl yatıyor olacaktık içerde. Yazdıklarımız ve yaşadıklarımız kar kaldı bize sonuçta.
 
Edebiyatçılar Derneği başkanlığına adaysınız?  
 
 20 Ocak’ta yapılacak Edebiyatçılar Derneği Kongresine başkan adayı olarak katılmaktayım. Hedef, daha etkin, daha kapsayıcı, hayatın her alanına müdahale etmeyi görev edinen bir Derneği oluşturabilmek ve eli kalem tutanların (İçerde-dışarda) önemini, bunu anlamayan, anlamak istemeyen herkese, yazara yaraşan münasip dillerle anlatabilmek amacındayım... Dernek üyelerini seçimlere bekliyorum...
 
Derneğimizle bir yeni döneme merhaba demek istiyoruz. Talip Apaydın, Ataol Behramoğlu, Erendiz Atasü, Yusuf Ziya Bahadınlı, Alper Akçam ve birçok edebiyatçı dostumuz dernek kongresinde benim listesinde seçimlere giriyor. 20 Ocak Pazar saat 10:00 da derneğe üye olan/olmayan tüm edebiyatçı dostlarımızı Petrol İş Sendikası Salonu'na bekliyoruz.
 
 
Adnan Gerger ile konuşma
(Habertürk - Ankara)
 
Gerçekedebiyat.com